Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’un hafta içinde düzenlediği basın toplantısının hedefinde yine hakemler vardı.
Öncelikle altını çizmek gerek. VAR ile ilgili en büyük sorun bilgisizlik ve ilgisizlik. Medyasından teknik direktörüne, kulüp başkanından futbolcusuna, VAR’ın nerede ne zaman kullanılacağına dair sağlıklı bir görüş birliği yok.
Neden? Çünkü öğrenmek istemiyoruz. Ya da işimize gelmiyor. VAR üzerinden polemik yapmak, hakemi bir mermi gibi silahın ağzına sürmek en kolay iş.
Keşke Ali Koç, Kulüpler Birliği Vakfı’nın son toplantısına katılsaydı. Ya da bir temsilci gönderip Merkez Hakem Kurulu’nun VAR ile ilgili yaptığı kapsamlı sunumu takip ettirseydi. Belki bazı yanlış bilgilerinden arınır, Fenerbahçe’nin hakemler üzerinden kurgulanmış bir senaryonun parçası yapılmak istendiği yönündeki görüşleri değişebilirdi.

Algı mı dediniz?
Koç özelinden ilerlersek, futbolun tüm paydaşlarının VAR’la ilgili paranoya yaşamalarının tek sorumlusu hakemler değil. Bu olumsuz iklimde herkesin payı var. Kimse iğneyi kendine batırmak istemiyor. Çünkü en kolay yöntem, en savunmasıza vurmak. O kim? Elbette hakem.
Evet, futbolda bir algı operasyonu yapıldığı şeklindeki görüşleri doğrudur sayın Koç’un. Dün ona, bugün sana, yarın başka bir rakibine. Nasıl bir kurgu ise, bu operasyonların ana unsuru hep hakemler oluyor. Koç diyor ki “bizim de hatalarımız oldu.” Doğru; hakemler kadar sizin hatalarınızın da etkisi var Fenerbahçe’nin sportif başarısızlığında.
Senaryolar, geçmişte “kirli” işlere bulaşmış bazı hakemlerin bıraktığı kötü mirasın üzerine yazılıyor. O günler geride kaldı. Bugün hakemler yaptıkları işten ciddi para kazanıyor, geleceklerini riske etme lüksleri yok. Varsa da aptal olmaları gerek!
Hakem performanslarını değerlendirirken, tüm bu bileşenleri dikkate almak, VAR’ın hangi pozisyonlarda devreye gireceğini, sahadaki hakemin ne zaman inisiyatif kullanacağını bilmek, tartışmaların dozunu düşürebilir.

Eğitim şart!
Yaklaşık iki yıldır Video Asistan Hakemliği’nin kamuoyuna anlatılması konusunda eksiklikler olduğunu söylüyorum. Medyada konuya hakim değerli isimler var. Deniz Çoban, Ali Kunak, Bülent Yıldırım polemik yaratmadan pozisyonları irdelerken, hakemliği bıraktıktan sonra kendilerini zerre kadar geliştiremeyen bazı yorumcular da kanaat önderliği rolüne soyunup, taraftarı yanlış yönlendirmeye devam ediyor.
MHK Başkanı Zekeriya Alp ve ekibinin işi güç ama, ben karamsar değilim. Israrla ve sabırla VAR’ı anlatmak, gerekirse her kulübün ayağına gidip yöneticileri, teknik adamları ve oyuncuları aydınlatmak zorundalar.
Diyaloglar geliştikçe, gündem hakem odaklı olmaktan çıkar ve bazılarının hoşuna gitmese de, futbolun gerçek sorunlarını konuşmamızı sağlar!

Fener-Trabzon maçını Ramazan Keleş yönetsin!
Merkez Hakem Kurulları genç ve yetenekli isimler arar. Güveniyorsa Süper Lig kadrosuna katar.
Zamanla pişerler ve önemli maçları yönetecek kıvama gelirler.
İtirazı olan var mı? Gelişime inanlar, hayır demez sanırım.
Ali Koç’un hakem eleştirilerinden sonra aklıma geldi. Bugüne dek Trabzon’daki Fenerbahçe maçlarını yöneten hakemlerin yüzde kaçı İstanbul bölgesinden? Seksen.
Ya ezeli rekabetin İstanbul ayağındaki karşılaşmaları? Yüzde 90 İstanbul hakemleri. Ben baktım, isteyen araştırsın.
Peki; Trabzonspor’un deplasmanda oynayacağı Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray maçlarına Trabzon bölgesinden Ramazan Keleş veya Yasin Kol atanabilir mi?
Olur mu öyle şey? Adamlar Trabzonlu!
Ne yapacaklar, maç mı satacaklar?
Kimsenin böyle bir ayrımcılığa hakkı yok. Daha fazlasını yazmak ağır kaçar!
Öküz altında buzağı arar, bazı takımların kollandığını iddia ederken, arada sırada aynaya bakmanızda fayda var.
Bu ülkede ne zaman Fenerbahçe- Trabzonspor maçını Trabzon bölgesinden bir hakem yönetir; işte o vakit başımız göğe erer!

Buyurun size genç hakem!
Kulüp yöneticilerinin son zamanlarda dillerine doladıkları bir söylem var; “Maçlara genç hakemleri verin. Hata yaparsa onlar yapsın. Kaşarlanmış isimleri istemiyoruz.”
Bunu Aziz Yıldırım seslendirmişti bir dönem. Sonra diğerleri takip etti.
Ne demek kaşarlanmış hakem?
Ya birileri de çıkıp “kaşarlanmış yönetici istemiyoruz” derse?
Herkes ne ima etmek istediklerini anlıyor aslında. Kişi kendini nasıl bilirse!..
Yarın nefeslerimizi tutarak izleyeceğimiz bir Fenerbahçe- Galatasaray derbisi var.
Merkez Hakem Kurulu, cesur bir kararla “genç” hakem Halil Umut Meler’i görevlendirdi.
Meler, FİFA kokartına rağmen ilk kez derbi yönetecek. Kariyerinde ciddi bir eşik olacak.
O zaman nasıl bakacağız bu atamaya?
Kulüpler “hata yapsa da gençtir, olsun demeli” değil mi?
Derler mi? Asla.
Umarım Meler ve ekibi yüzünün akıyla çıkar bu sınavdan.
Onların performansı, başta TFF olmak üzere, MHK ve hakem camiası için hayati önem taşıyor.
Can sıkıcı ama, maç öncesi konuştuklarımıza bakın.
Her şeyin pamuk ipliğine bu denli bağlı olduğu başka bir futbol ülkesi var mıdır acaba?..

Bekleyen tehlike!
Kime sorsanız, Trabzonspor için “Bu sezon o sezon” diyor.
Bordo-mavililerin şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olduğu doğrudur.
Ancak ayaklarınız yere basmaz ise büyük hayal kırıklığı yaşamanız kaçınılmazdır. Daha oynanmamış 13 maç var. Beşiktaş, Galatasaray deplasmanları var. Başakşehir maçı var. Küme düşme hattındaki 4 takımla maçı var.
Fikstürü en zor takımlardan biridir Trabzonspor. “Anlı şanlı” yorumcuların Karadeniz ekibini şimdiden şampiyon ilan etmesine bakmayın siz.
Trabzonspor’a yapılacak en büyük kötülük; tarafsız görünen ama aslında tarafsız olmayan değerlendirmelerin büyüsüne kapılıp, rakiplerin değirmenine su taşımaktır. Tekere çomak sokmak isteyenler aportta bekliyor. Aman dikkat!