Şimdi zamanı mı? Evet tam zamanı. Hafta içinde UEFA Eğitimcisi Jaap Uilenberg üst klasman hakemleri ve gözlemcileri için İstanbul’da seminerler verdi. Bildiğimiz konular bir kez daha irdelendi.

Lakin Uilenberg rahatsızdı. Mutsuz ve bıkkın idi. Eski coşkusu ve enerjisinden eser yoktu.

Anımsarsınız, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın bazı hakemlere “kaşarlanmış” damgası vurduğu basın toplantısında iki hedefi daha vardı; FİFA kokartlı hakem Cüneyt Çakır ve UEFA Hakem Komitesi’nin Türkiye’den sorumlu eğitimcisi Uilenberg...

Çakır’ı “hakem değil” iddiasıyla taca atmaya çalışan Yıldırım, Uilenberg için de “Federasyonun maaşlı elemanı. Onun sayesinde hakemler Avrupa’da maç alıyor. Bu etik mi?” ifadelerini kullanıp Hollandalı hakem hocasını garip bir tartışmanın ortasına atmıştı.

Belli ki Aziz Yıldırım eksik ya da yanlış bilgilendirilmiş, Uilenberg’in varlığından rahatsız olanların tuzağına düşmüştü.

Hatırlatalım, TFF 2009 yılında UEFA hakem konvansiyonuna girdikten sonra, sürecin doğal sonuçlarından biri olarak Jaap Uilenberg ile kontrat imzaladı. Tıpkı konvansiyonda yer alan diğer federasyonların yapmak zorunda olduğu gibi.

Peki, yaklaşık 6 yıldır bu görevi yürüten Uilenberg döneminde Türk hakemliğinde neler oldu? Yerinde mi saydı, aşama mı kaydetti?..

Aslında çok şey oldu. Bugün geldiğimiz noktadan başlarsak, Yıldırım’ın söylediği gibi Türk hakemleri Avrupa’da ve Dünya’da önemli maçlar almaya başladı.

Collina nerede?

Cüneyt Çakır sadece bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde ve Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde 4 önemli karşılaşmaya çıktı. Bu maçlardaki puan ortalamasıyla UEFA hakemleri arasında ilk sırada. Son yönettiği Polonya-İrlanda maçındaki notu ise 8.5! Onun başarısında suç Uilenberg’de ise, tez vurun kellesini gitsin...

Bir kaç örnek daha verelim. UEFA Hakem Komitesi’nde üç profesyonel üye var. Pierluigi Collina, Hugh Dallas ve Marc Batta.

Efsane eski İtalyan hakem, UEFA Hakem Komitesi Teknik patronu. Aynı zamanda Ukrayna Federasyonu Hakem Kurulu Başkanı. Yani bu ülkede hakem atamalarını, “maaşlı eleman” olarak bizzat Collina yapıyor.

O zaman “Shakhtar Donetsk, Dinamo Kiev gibi futbol markalarına sahip 45 milyonluk bu ülkeden, niçin bir Şampiyonlar Ligi veya Avrupa Şampiyonası’nda üst düzey hakem çıkmıyor?” diye sormazlar mı?

Marc Batta Fransız üye. Bu kadar etkili ve yetkili konumda iken neden 2014 Dünya Kupası’nda bir Fransız hakemi yoktu?

Eğer “Biz para ödüyoruz, Uilenberg de Türk hakemlerine maç verdiriyor” gibi mantık süzgecinden geçmemiş bir yaklaşım içine girersek, son altı yıldır yapılan her çalışmayı ve emeği çöpe atmış oluruz ki, bu düşüncenin karşılığı tek kelime ile “ayıptır.”

Jaap ne iş yapar?

Uilenberg’in Türkiye ile gönül bağı incinmiş durumda. Bir söz verdi, bekliyor. Yıldırım’a müjdeleyelim, haziranda muradına erebilir.

Yıllardır bir kaçı hariç MHK’nin düzenlediği seminerleri kaçırmadım. Uilenberg dönemi ile ilgili gözlemim şu; Artık sadece oyun kurallarına göre maç yönetmek yerine o kurallara sadık kalarak, oyunu okuyup hissederek maç yönetmeyi öngören, cesaret gerektiren bir anlayış var. Tümü hakemin kişisel gelişimi ve zekasıyla ilgili. Haa, bu anlayış Türkiye’ye uyar mı, ne kadar yol aldık, karar sizin...

TFF, Avrupa’da hakeme ve profesyonel kadrolaşmaya en büyük yatırımı yapan paydaşlardan biri. UEFA ile eş zamanlı hareket ediliyor. Talimatlar ve eğitim sistemi revize ediliyor, 6 hakem ve sprey uygulaması, CORE (mükemmel hakemlik projesi) gibi gözardı edilemeyecek yeniliklere, tüm risklerine rağmen sahip çıkılıyor.

Şimdi kalkıp “Hakemler sezona kötü başladı. Sorumlusu Uilenberg’dir” demek ya da demeye getirmek insafsızlıktır. Amaç üzüm yemek değil bağcı dövmekse, bunu Uilenberg üzerinden yapmak son seçenektir!

Acıları paylaşmak..

A Milli Takım gerçek bir mucizeye imza atıp Avrupa Şampiyonası’na doğrudan katılma hakkını elde etti. Helal olsun emeği geçen herkese.

Aynı gün ay-yıldızlı ekibin alacağı prim gündeme geldi. TFF’nin belirlediği rakam 10 milyon lira. Kaba bir hesapla her futbolcuya 500’er bin euro. Ona da helal olsun.

Türk ulusu olarak son 4 aydır acıların ve sıkıntıların en büyüğünü yaşıyoruz. Kaynağı ne olursa olsun terörü lanetlediğimiz süreçte, millilerin elde ettiği başarı, Fatih Terim ve futbolcuların duyarlılığı, verdikleri mesajlar ve samimiyetleri her türlü takdiri hak ediyor. Hepsine helal olsun.

Ama biraz da eylem zamanı. Galibiyetleri, başarıları şehitlere, yaşamını yitiren masum insanlara adama vakti geçti.

Kimsenin aldığı parada gözümüz yok. TFF ve milli takım, o çok konuşulan primlerinden küçük bir havuz oluşturup, şehit ailelerine, yetim kalan çocuklarının eğitimlerine, Mehmetçik Vakfına “gönülden” bir yardım kampanyası başlatsa, daha anlamlı ve yüce bir görevi yerine getirmiş olmaz mı? Naçizane aklımıza geldi, söyledik!..

Eksi 8 puanla başlamak

Bu da benim bakış açım. A Milli Takım ilk üç maçta tek puan alınca, gerçek yarışa eksi 8 puanla başladı. O süreçte yapılan hatalar ve tercihleri sorgulamak anlamsız. Önemli olan, bunca baskı ve umutsuzluk içinde ayağa kalkıp ipi göğüsleyebilmekti. Fransa için hepimizi yüreklendiren gerçek bu. Yeter ki eleştiride ve övgüde balansı tutturalım. O zaman özür dilemeye de, böbürlenmeye de gerek kalmaz!