Demokratik ülkelerde sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri çok önemlidir. Dayanışma ve hak arama adına ciddi ağırlıkları vardır.
Futbolda da öyle. Örneğin Türkiye. Aklıma ilk gelenleri sayayım; Kulüpler Birliği Vakfı, Futbol Antrenörleri Derneği, Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği, Profesyonel Futbolcular Derneği...
Peki gerçek anlamda işlevlerini yerine getirebiliyor mu bu kuruluşlar?
Herhangi bir yaptırım güçleri var mı? Masaya yumruk vurduklarında ses getirebiliyorlar mı?
Üyelerini maddi- manevi koruyup, haklarını savunabiliyorlar mı?
Sistemin sağlıklı işlemesi adına proje üretip sektörün gelişimine katkı verebiliyorlar mı?
Kimse kusura bakmasın. Yukarıda adını saydığım birlik ve dernekler yıllardır havanda su dövüyor. Kendi alanlarında iyi niyetle çaba gösterenler elbette vardır ama, gerçek bir dayanışma sergileyebildiklerini düşünmüyorum.

Hadi bakalım!
Hafta içinde Kulüpler Birliği Vakfı yeni başkan ve yönetimini seçti. Trabzonspor Kulübü Başkanı Ahmet Ağaoğlu görevi devraldı. Hayırlı olsun. Bunca yoğunluğun arasında nasıl bir işe soyunduğunu gördüğünde pişman olmaz umarım.
Vakıf ilk toplantısından sonra alışılmadık bir açıklama yaptı ve Federasyona hitaben, “Taleplerimizin kabul görmemesi halinde, müsabakalara çıkmama dahil tüm seçenekleri değerlendireceğiz” restini çekti.
Ve ekledi; “TFF ile yayıncı kuruluş arasındaki ciddiyetten uzak ilişkilerden ötürü kulüplerimizin her sene finansal zarar görmesi, Merkez Hakem Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim kurullarının atama ve işleyişleri, yabancı oyuncu sayısındaki taleplerin göz ardı edilmesi ve Kulüp Lisans Talimatı kriterlerinin ülkemiz gerçekleri dışında kalması, Türk futbolunun sürdürülebilir olmasını artık imkansız kılmıştır” dendi.
Sonuç; TFF’ye iletilen konularda ilerleme sağlanamazsa, “maçlara çıkmama” tehdidi.
Gerçekten yapabilirler mi bunu?.. Lig durur mu?..
Keşke diyorum. İçi boş olmasın, karşılık bulsun, değer kazansın açıklamaları...
Bugüne kadar görmediğimiz bir güç gösterisi eyleme dönüşsün diyorum.
Umutlu muyum? Açıkçası hayır! Lakin yanılmak isterim.
Kulüpler Birliği Vakfı’nın dile getirdiği şikayetlerden hangilerinin pazarlık konusu yapılacağını, nasıl kazanımlar elde edileceğini göreceğiz. Vakfın bu duruşunu ne kadar koruyabileceğini de elbette!
Ya federasyon tarafı?.. Çok başının ağrıyacağına eminim, o kadar!

Bir VAR, üç AVAR!
Avrupa Futbol Şampiyonası yarın oynanacak İtalya-İngiltere final maçı ile sona erecek. Yine hakem hataları ve tartışmalı kararlarının konuşulduğu bir turnuva izledik.
Bu organizasyonda UEFA hakem komitesi alışılmışın dışında bir uygulama yaptı. Müsabakalara bir VAR, üç AVAR hakemi atadı. Bir de her maç için medya koordinatörü bulundu. Amaç hataları en alt düzeye indirmek ve doğruyu, hızlı biçimde bulmaktı. AVAR hakemlerinden bir tanesi sadece ofsayt ile, diğer ikisi ise saha içinde her alanı kontrol etmekle görevli idi. Yine de hakem kararları konuşuldu.
Bizim ligimizde ise derbi maçları hariç bir VAR, bir de AVAR atanır. Demek istediğim insan faktörünün olduğu yerde, sıfır hata mümkün değil. İstediğiniz teknolojiyi kullanın, tam isabet sağlayamazsınız.
Yakında Süper Lig maratonu başlayacak, hakemlik müessesine bir de bu pencereden bakın...

Ceferin görevini kötüye kullandı!
UEFA’nın 2008 yılında sıfır tolerans ile başlattığı bir kampanya vardı; “No to racism”, yani “ırkçılığa hayır...”
Irkçılığın kapsamı geniş. İnsanların teninin rengi, dini, mezhebi, ulusal kimlikleri, yaşadıkları coğrafya, biyolojik özellikleri ve yaptıkları işler nedeniyle ayrıştırılması.
Ben bu konuda netim. UEFA Başkanı Aleksander Ceferin ayrımcıdır, kincidir ve temsil ettiği makamı kötüye kullanan bir yöneticidir.
Cüneyt Çakır babamın oğlu değil. Dünya futbolunda ilk beşe giren deneyimli bir hakemdir. 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası grup maçlarında yönettiği Avusturya- Slovenya maçında yaptığı hataların, yani UEFA Başkanı Ceferin’in ülkesinin elenmesinin bedeli asla intikam olamaz.
Ne yaptı Ceferin? Turnuvanın en başarılı hakemlerinden biri olan Çakır’ı çeyrek final dahi göstermeden evine yolladı. Oysa otoritelere göre Cüneyt hoca finale adaydı.
UEFA hakem komitesi bile rahatsız oldu Ceferin’in nefret içeren talimatlarından. Çeyrek ve yarı final maçlarını izledik. Hangisine yakışmıyordu Cüneyt Çakır?
Bir sözüm de ülkemizi UEFA’da temsil eden sayın Servet Yardımcı’ya... Ceferin Türkiye Futbol Federasyonu’nun kulisleri ve desteği ile seçilmedi mi UEFA başkanlığına?
Önemli organizasyonlarda dağlara taşlara kurşun atan hakemler koruma altına alınır ve açıkça futbolun siyaseti yapılırken, Çakır’ı savunacak bir materyaliniz yok muydu elinizde?..
Sizden beklenti, gerektiğinde temsil ettiğiniz ülkenin hakkını savunmanız. Cüneyt Çakır gibi değerleri ezdirmemeniz.

“Gazeteci” mi dediniz?
Son yılların modası. Futbolu bırakan yıldızlar televizyonlarda yorumcu oluyor. Karşı değilim. Futbolu bilen insanların konuşması tüm dünyada ilgi görüyor. Ama yaptıkları işin bir görev tanımı yapılmalı. Onlar asla gazeteci olamaz. Gazetecilik son yıllarda her ne kadar en kolay edinilen unvanlar arasına girse de, yorumcuya “gazeteci” sıfatı yüklemeye çalışmak, mesleğe haksızlıktır.
Bugün futbol yorumlayan, yarın teklif geldiğinde gidip bir takıma teknik direktör olabiliyor. Veya cazip koşullar sunulduğunda Futbol Federasyonu bünyesinde çalışabiliyor. Kulüplerde menajerlik yapabiliyor. İşi bittiğinde medya patronlarını arayıp tekrar ekranlara dönebiliyor.
İçinde emek ve bilginin olduğu her mesleğe saygı duyarım. Ben kavram kargaşasına karşıyım. A Milli Takım teknik direktörü Şenol Güneş’in basın toplantısında yorumcu Tümer Metin ile girdiği polemik de böyle. Güneş’in “Buraya gazeteci olarak mı geldin?” sorusu dil sürçmesi değilse, ki umarım öyledir, vay halimize!