Hollanda’yı devirdiğimiz ilk maç, hemen ardından grubumuzun güçlü takımı Norveç’i yendiğimiz karşılaşmalar sonrasını anımsayın.
A milli takım teknik direktörümüz Şenol Güneş’i “bilge” oyuncularımızı “kahraman” ilan eden kimler idi?
Başta medyamız olmak üzere tüm kamuoyu değil mi?
Ahh o Letonya ve Karadağ maçları.
Hesapta olmayan 4 puan kaybını yaşamasak, son Hollanda hezimetini sindirebilir, avantaj bizde naraları ile berbat futbolumuzun üzerini örtebilir, yanlış oyuncu tercihlerini Güneş’in kredisinden düşebilirdik.
Geldiğimiz noktaya bakın. Turnuvanın en zayıf takımlarından biri olan Cebelitarık’ı yendikten sonra fiyakasını bozduğumuz Hollanda ile oynuyoruz ve televizyon başındaki insanların yarısı daha ilk yarı bitmedin kanal değiştiriyor.
En üst ligimiz dahil, futbol kültürü olmayan bir ülkeyiz. Günlük sevinip, hesapsız yaşayan, kaybedince kahreden bir geleneğimiz var.
İşler iyi giderken cips ve kolayı arkadaş eden, kötü gittiğinde gece 24’den önce açık bar arayan bir milletiz.
Kazanınca soyunma odasından devlet büyükleriyle yapılan telefon görüşmelerini naklen yayınlayan, en zayıf rakipler karşısında puan yitirince sessizliğe bürünen bir ekip ruhuna sahibiz.
Uzatmayayım. Kara tahtaya yazılan üç eksiden sonra Şenol Güneş’in kalan maçlarda A milli takımın başında olması imkansızdı.
Avrupa Uluslar Liginde küme düşmek, Avrupa şampiyonasını puansız tamamlamak ve Dünya kupasını riske sokmak, hocanın karnesindeki zayıflar oldu.
İstifa erdemli bir tavırdır. Görevden alınma incitir. Sanıyorum orta yol bulundu ve Güneş dönemi sona erdi.
Ara formül mü?
Ekim ayına az vakit kaldı. Kader maçları öncesi Futbol Federasyonu kısa sürede tercih yapmak zorunda.
Aklıma gelen ilk isim Mustafa Denizli. Mutlaka başka adaylar da olabilir.
Futbolu yaşam felsefesi yapmış, gelişmeleri takip eden, hâlâ kendini geliştirmeye çalışan ve üst düzey bilgi birikimine sahip kaç kişi var?..
“Biz ne güne duruyoruz” diyen ve görev bekleyenlerin sesini duyar gibiyim.
Verdiğim örnek üzerinden ilerliyorum. TFF elini çabuk tutar, Altay kulübünü ikna eder ve Denizli’nin gönlünü yaparsa, hocanın da elini taşın altına koymaktan, çekinmeyeceğini düşünüyorum.
Mesele milli ise; Mustafa hoca gelecek teklife hayır demez. Başaramazsa da, kariyerine çizik atılmaz. Ya diğerleri?..

Çok gerideyiz!
Peki, bu değişimler içinde bulunduğumuz gerçekleri değiştirir mi?
Sistemsizliğin, akçeye endeksi sözleşmelerin ve sil baştan kolaycılığının üzerini örtebilir mi?
Kendimizi kandırmayalım; Avrupa futbolunun çeyrek asır gerisindeyiz. Sorun çözmeye değil, günü kurtarmaya endeksli zihniyet ile daha beter oluruz.
Sorumlusu da futbolu yönetenlerdir. Dün Ahmet, bugün Mehmet, yarın falanca.
Kimse 3-5 yıl sabredelim, geleceği planlayalım diye düşünmüyor. İşlerine gelmiyor.
Bu ülkede liyakat, şeffaflık, adalet gibi kavramlar karşılığını bulmadığı sürece, kayıkçı kavgasına devam ederiz!

Atamazsınız!
“Hastaysanız, önerilen tedaviyi reddebilirsiniz, bu bir haktır; sizi ilgilendirir, çünkü bu kararın sonuçlarına sadece siz katlanırsınız. Ancak bir salgında tek koruma ve korunma aşı ise, buna hakkınız yoktur, reddedemezsiniz; çünkü kimse başkalarının hayatını tehlikeye atamaz!” Prof. Dr. Bengi Başer

Sizinle gurur duyuyoruz kaptan!
“2015, 2017, 2019, 2021… Çokça gurur, bolca mutluluk… Hücum yönü ağır basan ve atak yaptıkça performansı artan bir oyun karakterim olduğu için elbette en büyük pay sahada bana yardımcı olan takım arkadaşlarımın, iyi ki varsınız.”
Sosyal medyadaki bu paylaşım Kadın voleybol milli takım kaptanı Eda Edem’e ait. Avrupa üçüncüsü olduğumuz turnuvada en iyi orta saha oyuncusu olarak 4. kez “rüya takıma” seçilen kaptan, bir ilki başardı.
Sadece Eda Erdem ile değil, bize bu sevinci yaşatan Filenin Sultanları’nın her biri ile gurur duyuyoruz. Eda’da takım arkadaşlarıyla elbette.
Başarısını kişiselleştirmeyen, aksine “rengarenk bir takımız biz, birbirinden farklı karakterlerden oluşan..” ifadeleriyle Taliban zihniyetine mesaj gönderen Eda’nın, sporu bıraktıktan sonra da üstlendiği misyonu sürdüreceğinden eminim. Çağdaş Türkiye’nin güzel yüzü olmaya devam edin...