Geçen haftaya Fenerbahçe- Beşiktaş maçı damgasını vurmuştu. Skordan çok hakem kararları tartışıldı. Dolayısıyla kabak Cüneyt Çakır ve Video Yardımcı hakemi Mete Kalkavan’ın başına patladı.
Merkez Hakem Kurulu ise, her ikisine de maç vermeyerek Beşiktaş cephesinden gelen tepkileri azaltmaya çalıştı belli ki.
Aynı kurul, o maçta Çakır’ın yardımcılıklarını yapan Tarık Ongun ve Bahattin Duran’ı ise AVAR’da görevlendirdi.
Bu atamalar mesaj olarak da kabul edilebilir, yeni bir başlangıç olarak da.
MHK, ligin ikinci yarısından itibaren VAR ve AVAR kadrolarını şekillendirmiş olacak. AVAR’da ise büyük olasılıkla artık yardımcı hakemler olacak. Geç de olsa doğrunun bulunması adına önemli bir adım olarak görüyorum.
Eğitimlerini tamamladıktan sonra FİFA kokartlı eski 6 yardımcı hakem daha dahil olunca, kurulun eli bir hayli güçlenmiş olacak.
Açıkcası, Riva’daki o odada diğer iki gözün yardımcılardan seçilmesi zaten tavsiye edilen bir uygulama idi ki, ofsayt çizgisini yanlış çizen FİFA kokartlı hakemlerin yanında, çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Açıklanamaz!
Gelelim VAR konuşmalarının açıklanması talebine. Bu mümkün değil. Bazı spor programlarında VAR diyalogları dile getirilince MHK Başkanı Zekeriya Alp’e sordum.
“Ben bile bugüne kadar bir tanesini dinlemedim. İhtiyaç duymadım. Kimse de bilmez. Ancak Futbol Federasyonu başkanı talimat verirse, sınırlı sayıda insan öğrenebilir. Diğer iddialar boş şeyler” ifadelerini kullandı.
Üzgün idi Alp. Nasıl olmasın ki? Sezonun en kritik derbilerinden birine ülkenin en iyi hakemini veriyor, ancak sıkıntı yaşıyorsunuz. Biliyorum herkes mutsuz.
Ama ne yapacaksınız? Uzaydan hakem mi getireceksiniz? Lig mevcut kadrolarla tamamlanacak. Seneye de öyle, bir sonraki sezon da öyle.
Kimse iğneyi kendine batırmaya yanaşmıyor. Futbolcu hata yapıyor, teknik direktör yanlış tercihlerde bulunuyor, yönetimler berbat transferlere imza atıp milyonlarca lirayı çöpe gönderiyor. Ama bu başarısızlıklar kimsenin umurunda olmuyor.
Lakin iş sorgulama noktasına gelince vurun abalıya, en kolayı hakeme!

Haydi kampa!
Umarım devre arası ve Belek semineri iyi gelir hakemlere. Onların da moral-motivasyona, dinlenmeye ve toparlanmaya ihtiyacı var. Bir hata, diğer sekiz maçın doğrularını götürüyorsa, ortada sakat bir durum söz konusu demektir.
Bunu onarmak, yaraları sarmak, insanları bilinçlendirmek ve ortalığı daha fazla dağılmadan toparlamak MHK’nin görevi.
Ligin ikinci yarısında kan gövdeyi götürebilir.
Her maçın önemi büyük. Sadece Süper Lig mi? Bu ülkede alt liglerde de futbol oynanıyor!
Hakemlerin çok daha özenli, dikkatli ve adaletli olmalarını beklemek, herkesin hakkı.

Futbolcuya kıyak, hakeme vergi!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’inde kabul edilen yasayla, Süper Lig’de futbolculardan alınması öngörülen vergi oranı yüzde 15’den 20’ye çıkarıldı. Az bile. Bence yüzde 40 olmalı.
Fakat adamların umurunda mı? Olan tabii ki kulüplere olacak.
Bu memlekette kazandığı paranın vergisini ödeyen tek futbolcu var mı? Özellikle milyonlarca euro ücret alan yabancı oyuncular için bir cennet Türkiye. Boşuna mı geliyorlar marka değeri üçüncü sınıf bir ülkeye?
Kulüpler biraz dirayetli davranıp Avrupa’nın tamamında olduğu gibi “vergini sen ödeyeceksin kardeşim” diyebilse, asgari ücrete yapılan komik zammı alkışlayan vicdanlar rahatlayacak da! Her ne ise...
Futbolcuya bu kadar kıyak yapılırken, aynı yasada süper lig hakemlerinin alacağı ücretlerin de vergilendirilmesi kararlaştırıldı.
Karşı değilim. Kazanıyorlarsa ödesinler vergisini. Kayıt altındaki her emekçi gibi!
Lakin, hakem “kamu görevlisi” sayılmasına rağmen SGK primini cebinden öderken, hiç bir sosyal güvencesi yok iken, yılda 10 ay maaş ödenirken, ailesinin sağlık sigortasını dahi kendi yaptırırken ve adalet dağıtmak için çıktığı sahada karşısındaki futbolcunun yüzde biri kadar ücret alırken, reva mıdır bu uygulama?
Zaten herkes onlara vuruyor.
Bir darbe de devletten gelse ne olur değil mi?..

Gerçeği açıkla Nihat abi!
Futbol Federasyonu kulüplerin harcama limitlerini yüzde 40’a çıkarıp büyük tepki görünce, kararı iptal etmiş ve U dönüşü yapmakla suçlanmıştı.
Peki, TFF kendi başına mı yapmıştı değişikliği?
Ya da bu kadar eleştiriyi hak etmiş miydi?
Aslına bakarsanız bazı kulüpler önce federasyonu teşvik etmiş, sonra da yarı yolda bırakmış.
Nasıl mı?
Talep resmi kanaldan, Kulüpler Birliği Vakfı’ndan gelmiş.
Vakıf 10 Aralık 2019 tarihinde, 2019/109 sayılı ve altında başkan Mehmet Sepil’in imzası bulunan bir yazı göndermiş TFF’ye.
Ve denmişki; “ Yayın gelirleri düştü, dolar arttı, vergiler yükseldi, kulüpler zor durumda, gözden geçirin harcama limitini...”
Hal böyle olunca, talep Süper Lig kulüplerinin tamamından gelmeli değil mi?
Ama öyle değil? Trabzonspor başta olmak üzere pek çoğunun haberi yokmuş.
Bir not daha. Son dakika açıklaması ile TFF’yi uyarıp “Eski uygulamaya dönülsün, ilk imzayı ben vereceğim” diyen kimdi?
Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ.
Aynı Gümüşdağ, günler önce Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Sepil ile görüşüp oranın yükseltilmesini istemiş mi?
Yanıtını kendi vermeli.
Çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyesi el değiştirip, kaynaklar kesilince, maddi sıkıntıya girmiş kulüp.
Taa ki iki önemli sponsor bulup rahatlayıncaya dek!
Tüm bu gelişmelerin kısa sürede yaşanması, “Nihat abi” federasyonunu şaşkına çevirmiş. Başları dönmüş. Adeta ihanete uğramış hissetmişler.
Zaten ortada garip bir durum vardı. Federasyonun inisiyatif kullanarak üç ay önce keskin çizgilerle belirlediği talimatları değiştirmesi, anlaşılmaz idi.
Gerçeklerin bir huyu vardır. Er geç ortaya çıkar!
Keşke bu süreçte olup biteni TFF başkanı açıklasa idi!
Haksız suçlamaların muhatabı olmak ve yutkunmak hoş bir şey değil bence!