12 Mayıs 2012 günü kaçan fırsat

Günlerden yine bir 12 Mayıs ve nasıl bir tesadüftür ki bir sene sonra aynı yerde Fenerbahçe-Galatasaray derbisi...

Geçen sene Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda yaşananlar az şeyler değildi.

Olaylara şahit olmuş biri olarak aradan geçen bir senenin genel anlamda bir çok kurum ve kişiye hiçbir şey öğretemediğini görerek şaşırıyorum.

Aslında belki de şaşırmamak gerekiyor.

Tarihte bir çok yaşanmış olay üzerinden onlarca, yüzlerce ve hatta binlerce yıl geçmesine rağmen ısrarla anılıyor, yaşatılıyor, tekrar hissettiriliyor.

Neden?

Çünkü tarih sadece birilerinin tuttuğu not defteri değildir. Yaşananlar tarih kitaplarında kaldığı sürece anlamlarını yitirirler.

İnsani duyguya dönüştükleri andan itibaren güçlenirler.

2010-11 sezonunda Galatasaray tamamen kendi iç sorunlarıyla boğuşuyordu. Yeni stadyumunda yaşanan protestolar sonrasında başbakanla arası bozulmuştu, takımın üst üste aldığı başarısız sonuçlar neredeyse küme düşme hattına yaklaştırmıştı, yapılan mali genel kurulda yönetimin idari yönden ibra edilmemesi sonucu düşmesi bütün bunların üzerine tüy dikmişti.

Kısaca sezon boyunca Galatasaray, Fenerbahçe ile yaptığı maçlar dışında hiç karşı karşıya gelmemişti.

Fenerbahçe’nin o sezon rekabet içinde olduğu takım Trabzonspor’du. Sonrasında da eğer varsa bir hesaplaşma onunla olmalıydı.

3 Temmuz böylesi bir ortamda geldi. İlginçtir, Galatasaray’ın yeni yönetimi kendisiyle hiçbir bağlantısı olmadığı halde kısa süre içinde 3 Temmuz’da taraf rolü üstlendi, Trabzonspor ile birlikte hareket etmeye başladı.

Ateşi söndürmek yerine güçlerndirmeyi tercih etti.

Ezeli rakibi, ebedi dostunun zor günlerinde adalet süreci devam ederken hiçbir tavır takınmayabilir, bekleyebilirdi.

Oysa medyadaki bütün yazar çizer kadroları dahil olmak üzere, TFF içindeki Galatasaray kökenli yöneticileriyle birlikte Fenerbahçe’nin süreçte karşısında yer alma yolunu seçtiler.

Fenerbahçe’nin bir çok koldan saldırı altında geçirdiği lig sürecinde normal sezonu 9 puan farkla lider bitirdiler. Play-off tamamen uydurmaydı. Başından sonu zaten belliydi.

12 Mayıs 2012 günü karşılaşma sonrasında Şükrü Saraçoğlu’nda Galatasaray’ın takındığı tutum, tavır 3 Temmuz sürecindeki ile uyumluydu.

Sanki bir sezon önce hakkı yenen taraf Galatasaraymış da bir sene sonra bunun hesabı görülmüş gibi bir atmosfer yaratılmıştı.

Polisin anlaşılmaz tutumu sonrasında kuşatma altında kalmış bir stadyumda insanlar gaz bombaları ile yaşam mücadelesi verirken diğer tarafta bir kupa pazarlığı yapılmakta, “Kupayı almadan oradan ayrılmayacağı” mesajları en yetkili kurum ve kişilere iletilmekteydi.

Bir Galatasaray bayrağının ısrarla sahanın ortasına dikilmeye çalışılması da ayrı bir ilginçlikti.

Bütün bunlar yaşanırken herkes ve herşey bir yana futbolun olması gereken gerçek akil adamı Fatih Terim’in gösterdiği tavır da yine tarihe not düşülecek türdendi.

Fatih Terim bu sene Galatasaray’ın başında çıktığı 8. sezonunda 6. şampiyonluğunu almış bir teknik adamdır.

Bu az bir başarı değildir; sezon ortasında Orduspor ve Mersin İY maçları sırasında gösterdiği reaksiyonlara karşılık bu başarının büyüklüğüne rağmen tutmunu eleştirmiştim. Fatih Terim’in Türkiye’de herhangi bir kişiye, kuruma büyüklüğünü her an ve dakika ispat etme derdi olabilir mi?

Bu zaten kendi varlığıyla, duruşuyla çelişmez mi?

Ama maalesef öyle olamıyor.

Her fırsatta örnek gösterilen Özhan Canaydın tavrı gerçek anlamda büyüklük ifadesidir.

Öyle olduğu için de bütün Şükrü Saraçoğlu tribünleri bu zarif ve nazik kişiyi eşi benzeri görülmedik bir şekilde alkışlarla uğurlamıştır ebediyete.

Model, büyüklük ve gerçek dostluk budur!

Fenerbahçe taraftarı neyi ne şekilde alkışlayacağını, rakibi Galatasaray bile olsa göstermiştir.

Bugün bir fırsat kaçırılmıyor sayın toplum hafızaları; o fırsat geçen sezon kaçırılmıştır.

Geçen sene hakemin bitiş düdüğü ile Fatih Terim ve oyuncuları orantısız bir şekilde sevinç gösterisi yapmak yerine büyük bir üzüntü içindeki rakiplerini teselli etmek üzere yanlarına gitseler, birlikte tribünlere dostluk mesajları verseler o gün Türkiye’de bir şeyler değişirdi.

Fatih Terim o büyüklüğü gösterecek kadar güçlü bir özgeçmişe sahiptir ve görev onundur.

Türkiye’de bir şeylerin değişmesi için hep yanlış adreslerde kişilere misyon yüklenmektedir. Gerçek adreslerdeki kapılar hep insanların yüzüne çarpılmaktadır.

Son on gündür yaşanan polemik bir dayatmadır ve derbinin gerilimini bir başka hesaplaşmaya taşımaktadır.

http://twitter.com/uzaygokerman