Fenerbahçe maça 14 dakikada 3 gol atarak başlayınca ister istemez akıllara Cumartesi günü Beşiktaş’ın Hatayspor karşısındaki gollü karşılaşması geldi.

Beşiktaş ile ilgili son zamanlarda dile getirilen en önemli vurgu, takımın şampiyonluğu ne kadar çok istediğine dair ve bu Hatayspor karşısında alınan 7-0’lık galibiyetle de zirve yaptı.

Peki Fenerbahçe?

Geçen maçta Alanyaspor karşısında oyunu bir türlü çözemeyen Fenerbahçe için sezon hep bir inişler çıkışlarla geçti ve bir kere hariç “şampiyon olacak takım havasını” bize gösteremedi.

14 dakikada atılan 3 gol oraya bir nazire gibiydi.

Bir anda dikkatleri üzerine çekti. Acaba daha büyük fark olur muydu?

Valencia, Osayi ve Samatta yakaladıkları uygun pozisyonları bitirebilseler bu maçın 6-0’a gelmesi haklı bir sonuç olurdu. Hatta diyebiliriz ki bu kadar açık skor daha büyüğüne kapı da açabilirdi.

Ama olmadı.

Hatta gözümüze neler battı?

Harun’un üçüncü defa penaltıya sebebiyet veren çıkışı; ofsayt gerekçesiyle sayılmadı ancak inanılmazdı.

81. dakikada durum 3-1 olduktan bir dakika sonra Oltan’ın çok müsait durumdaki kafa vuruşu az farkla dışarı gitti. Rahatlıkla içeri girebilirdi ve son 12 dakika Fenerbahçe için yeni bir sırat köprüsüne dönüşebilirdi.

Oyunun son bölümlerindeki can sıkan ayrıntılar kuşkusuz sezon boyunca Fenerbahçe’nin çözmekle uğraştığı sorunları olarak kaldı.

Sahaya çıkan ilk onbir ile sonradan oyuna girenlerin takıma katkıları arasında belirgin bir fark olduğu açık bir şekilde artık ortaya çıkmış görünüyor.

Fenerbahçe’de pas oyunu oynamaya çalışan oyuncu grubu ile kaleye direkt gitmeye çalışan oyuncular arasındaki takım olgusu ve bireysel oyun ile açıklanabilecek bir durum bu.

İrfan Can, Mesut, Sosa ve Pelkas ile zenginleşen pas opsiyonlu oyunun maçın hemen başında Erzurumspor’u zora sokan etken olduğunun hakkını hemen teslim etmek gerekiyor.

Yılmaz Vural önlem alana kadar skor bir anda 3-0 oldu.

Sosa’nın karşılaşmayı %93 yüzdeyle 87 isabetli pas, İrfan Can’ın da %94,3 yüzdeyle 70 isabetli pasla tamamlamış olması dikkat çeken sayısal verilerdir.

Fenerbahçe zaten bu maçı %90 ortalama ile toplamda 588 isabetli pas ile tamamlayarak kendi sezon içi istatistiklerinin de çok üzerine çıkmış oldu.

Bu oyun Emre Belözoğlu’nun görevi üstlendiği son 7 maçta 5 Galibiyet, 2 Beraberlikle gelişerek ve üzerine eklenerek büyüyor. Bir önceki Kasımpaşa maçının ilk devresindeki futbol “işte bu” derdirtmişti.

Fenerbahçe Denizlispor maçındaki 10/38 gibi çok yüksek sayıdaki orta sayısını Y.Malatya maçında 2/20’ye, Başakşehir maçında 5/14’e, Alanyaspor maçında 1/14’e düşürerek, oyunu pasa ve orta alana evrilterek değişik bir şeyler yapmaya çalıştığını zaten bize gösterdi.

Denizlispor maçında 122 sayı ile topla en fazla buluşan oyuncu Caner Erkin olurken de oyunun sahada nerelerden geliştiği konusunda da ayrı bir fikir veriyordu.

Bugün bu sayılar Sosa, İrfan Can, Mesut arasında paylaşılıyorsa kuşkusuz takım oyununa dair önemli ipuçlarından konuşabiliriz demektir.

En başından beri olması gereken buydu ki önceki haftalarda sürekli altını çizdik durduk.

Erol Bulut bunu neden yapamadı, istemedi mi, Emre Belözoğlu daha önce gelseydi her şey bambaşka mı olurdu sorusuna cevabı ben o kadar kolaylıkla veremiyorum.

Ancak ortada bir gerçek var; Hoca görevi devraldığında da belirtmiştim, bu saatten sonra her oyuncudan yararlanmak ya da onları kazanmak gibi bir fantezi peşinde koşmadan kendine inanan sınırlı sayıdaki oyuncu grubuyla hareket etmesi akla yakın olan bir tercih olurdu, öyle de oldu.

İşte sahaya çıkan ilk onbir bu; sonradan girenler de bunun etrafında forma mücadelesi verenler.

Ne kadarını takıma dahil edebilecek kuşkusuz bu sezonun değil, önümüzdeki yılın sorunu olacaktır.

Fenerbahçe şampiyon olamasa bile buradan kazanacağı özgüven duygusu ve futbol bilgisini önümüzdeki sezon ile köprü kurabildiği ölçüde başarı şansını artıracaktır.