Her yerde okuyacaksınız ama bunu tarihe herkesin not olarak düşmesi gerekiyor.

Emre Belözoğlu;

1990’larda vardı
2000’lerde vardı
2010’larda vardı
2020’de hâlâ var ve gol atmaya devam ediyor.

Üstelik futbol seviyesi hiç değişmedi, en üst düzeyde başladı; kariyerinde önemli Avrupa takımlarında top koşturdu ama düşmedi.

Dün Fenerbahçe’nin ilk devresi darmadağınıktı. En basitinden bırakın takım oyununu top kontrolü yapamıyordu.

Sezon başından bu yana takımın eksik yanlarının devşirilerek kapatılmaya çalışılmasından kaynaklanan kimi futbolcuların neredeyse futbol oynamayı unutacak duruma gelmesi belki de Fenerbahçe’nin lige erken havlu atmasının başlıca nedeni oldu.

Oyunu futbolcu üzerine bırakarak, bir plan dahilinde hareket etmemenin getirdiği eksikliği de eklediğimizde Fenerbahçe’nin geldiği durumun özeti bu oluyor.

İhale yine Jailson veya Dirar’a kalacak gibi görünüyor ancak o kadar basit değil.

Jailson’un aksadığı yerde dün Ozan da olmadı, daha önce Gustavo da yapamamıştı.

Bu bir halı saha oyunu değil; hele günümüz futbolunda her türlü çalışmanın yapılabildiği ortamında sorunu bir oyuncunun yeri, yaptığı ya da yapamadıklarıyla değerlendirmemek gerekiyor.

Ama bir taraftan da iç sesimiz Emre Belözoğlu diye haykırıyor ki onu dinlememek olmaz.

Zaten mesele de bu.

Oyunu hatta bir takımın özgüven duygusunu bir futbolcu değiştiriyorsa orada büyük bir sorun vardır.

Fenerbahçe’nin çözülmez sorunu bu.

Emre olmasaydı, sorusunun cevabı o kadar kolay cevaplandırılyor ki…

İyi de adam 40 yalını geçti, ne olacak? Bir sene daha mı oynatılmaya devam edilecek?

Hayır elbette öyle değil; işte futbolun halı sahaya döndüğü yer Emre’nin olması ile olmaması halidir.

Dün ilk yarı sadece Jailson aksamadı, Fenerbahçe topu kontrol edemedi, pas yapamadı, tüm toplar kaleci Altay’a döndü durdu.

Altay böyle durumlarda topla ne yapacağını bilen bir oyuncu mudur?

Şişirdi durdu; oysa madem o top şişirilecek, Dirar, Gustavo, Falette’n biri çok daha iyi atabilirdi.

Altay demişken, dün çizgiden yine öyle bir top çıkardı ki bize 40 yıl önce Schumacher’in 4-3’lük maçta son dakikalarda çizgi üzerinde yaptığı kurtarışı hatırlattı. Altay’ın gidecek daha çok yolu var, iyi de potansiyeli…

Hep aynı cevabı veriyoruz. Fenerbahçe’nin yeni teknik direktörünün umuyorum sorunu bu gözle izliyordur.

3 gün önce Ferdi attığı gollerle büyümüştü; dün akşam golleri yoktu belki ama filiz veren futbolu vardı.

Fenerbahçe’nin unutmak istediği bir 1987-88 sezonu vardır. Benim şahit olduğum en karanlık sezonlardan biridir. Ama orada futboluyla göze çarpan biri vardı; Rıdvan Dilmen. Bir sonraki sezonun ele avuca sığmaz Şeytanı olacaktır.

Ferdi oynadıkça kendine olan güveni yerine geldi. Tek başına üç rakip oyuncuyu oyundan düşürecek hareketler yapmaya başladı. Yanında onunla birlikte oynayacak birine ihtiyacı var.

Dün Hasan Ali ile uyum içinde gözüktüler ama oralarda küçük üçgenler de kurmak gerekiyor. O boşluklara Tolgay girdi, çıktı ama tam yetemedi.

Bu arada Tolgay’ın maçın iyileri arasında olduğunu not etmek gerekiyor. Ceza sahası içine çok etkili ara paslar gönderdi.

Gelelim maçın kırılma anına…

Fenerbahçe bir şekilde o golü yiyecekti. Maç Fenerbahçe lehine 1-0 da olsa 2-0 da olsa o golü kalesinde görüyor. Sorun bu değil, nasıl gol atacağı…

Emre’nin katkısı elbette birine sağladı.

İkincisi olur muydu?

Rodrigues diyeceğiz ve susacağız.

Gençlerbirliği ceza sahasının içindeki karambolde topu önünde bulmuşken, kale boşken, çevre kontrolü yapmaksızın, sahayı üç boyutlu düşünmeksizin hareket edince mutlak gol pozisyonu rakibin kale çizgisi üzerindeki yığınına nişanlandı ve orada kaldı.

Fenerbahçe ezeli rakiplerinin peş peşe puan kayıplarıyla neredeyse Şampiyonlar Ligi elemesi oynayacak şansı eline geçirdi. Ancak dün akşam çok daha hazırlıklı, istekli, ve motive bir Fenerbahçe olması gerekirken aksine rakibine teslim olmaya hazır bir hali vardı.