"3 Temmuz" CHP'nin Taksim Manifestosunda neden yok?

Pazar günü Taksim’de CHP darbeye karşı tavrını gösteren büyük bir miting düzenledi ve orada Kılıçdaroğlu on maddelik bir manifesto okudu. Manifestonun 7. Maddesi önemli bir vurgu içeriyordu.

Okuyalım mı?

“Balyoz, Ergenekon ve Casusluk gibi davalarda mağdur edilen insanların itibar ve haklarının iadesi bütün siyasal partilerin gündeminde olmak zorundadır.”

Manifesto’da sayılmış tüm davalar siyasiydi ve Türkiye’yi yakından ilgilendiriyordu. Bu davaların tamamı daha sonra sanıkların aleyhine kurulmuş kumpas olduğu ve adil yargılanmadıkları gerekçeleriyle çöktü.

Ancak Türkiye’de bazı gerçekleri bu davalar değil 3 Temmuz’da Fenerbahçe’ye karşı yapılan Darbe ile öğrendi, farkına vardı, gördü.

Manifesto’da söz edilen davalara ait İddianame, savunma, gerekçeli kararları görevi gereği bunu takip etmesi gerekenler dışında kaç kişi okudu, değerlendirdi, takip etti?

Dava süreçlerinde sanıkların yakınları hariç kaç kişi mahkemelerin önünde nöbet tuttu?

Tüm bu zaman diliminde bu davalara yönelik toplumun gerçek anlamda bir tepkisini görebildik mi?

Oysa 3 Temmuz ile bambaşka bir süreç başlamıştı.

O güne kadar Özel Yetkilendirilmiş Mahkemelere karşı hiçbir fikri olmayan kamuoyu bir anda Fenerbahçe’ye yapılan darbe üzerinden mahkemeyi, onların üyelerini, operasyon sürecini, dayandığı yasayı, iddianameyi, yargılama aşamalarını, savunmaları, dava sonuçlarını ve temyizini çok yakından takip etti, tepkisini ortaya koydu.

Sorular sordu, cevaplarını aradı.

Kuşkusuz 3 Temmuz’a tepki gösterenlerin temel referansları da ondan önceki darbelerdi. Fenerbahçeli kendisine yönelmiş bu hareketi Ergenekon, Balyoz gibi davalarla benzerlikler kurmak suretiyle değerlendirdi, çünkü elinde ulaşabileceği başka bir veri yoktu.

Aktörlerini mercek altına aldı. Onların ilişkilerini gözler önüne serdi.

Tüm bu sürecin medyadaki uzantılarını gördü; bu kişilerin bir kısmı yurtdışına kaçmış, diğer kısmı içeride olsa da başta dansöz gibi kıvırtıp iddiasından dönmüş olanlar olmak üzere hâlâ 3 Temmuz ve Fenerbahçe’nin şike yaptığı algısı üzerinden rant sağlamaya çalışanların söz konusu yapı ile organize ilişki içinde oldukları gerçeğini asla unutamayız.

Daha düne kadar Fenerbahçe şike yapmıştır diye televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda boy gösterenler ‘pardon kandırılmışız’ diyerek işlemiş oldukları büyük suç ve günahın üzerini örtmeleri mümkün değildir.

Denizin altında duran büyük buzdağını yine Fenerbahçeliler iğneyle kuyu kazarak ortaya çıkarmışlardır.

2 Temmuz 2012’de 3 Temmuz’un kararını açıklayan Özel Yetkili Mahkeme kendi varlığını da sonlandırıyordu.

Özel Yetkili Mahkemelerin bitirilmesi sürecinde Fenerbahçelilerin verdiği tepki çok etkili olmuştur.

Ve CHP…

Ergenekon sürecinin en başında iktidarın savcı duruşuna karşı bu davanın avukatı rolüne soyunması sebebiyle büyük bir sorumluluk üstlenmiştir.

CHP’nin manifostosunda belirttiği tüm davaların organize bir ekip tarafından yapıldığı artık bütün gerçekleriyle ortadadır ve bugün tek bir kişi çıkıp da bu davalara yönelik bir kumpas kurgusu olduğunun tersine yorum yapamamaktadır.

Bu yapı öylesine acımasız ve gaddardır ki 15 Temmuz günü kendi insanının üzerine tank sürüp, ateş edebilmiş, uçaklarla bombalamıştır; tüm bunlar aslında dava süreçlerinde bu kişilerin hangi ruh hali içinde olduklarının da ispatı niteliğindedir.

3 Temmuz sürecinde Fenerbahçeli bu yapı ile karşı karşıya gelmiş ancak bir duvar gibi önünde dikilmesini de bilmiştir.

CHP bu yokmuş gibi davranırsa toplumsal anlamda görevini yerine getirmemiş olur.

Bu yapının 15 Temmuz’da Türkiye’de darbe girişiminde bulunması, davaları gören savcı ve hâkimlerin tutuklanması ile işin boyutu tamamen değişmiştir ki 3 Temmuz Darbesi’nin aynı ekip tarafından yine belli bir amaç için yapıldığına yönelik her türlü kuşkuyu tamamen ortadan kaldırmaktadır.

Bundan sonrası vicdansızlıktır!

Suça ortak olmaktır!

3 Temmuz’da 500 bin kişi Cadde’leri doldurup birden fazla büyük gösteri düzenlemiştir. Toplumsal anlamda yakın tarihimizde bu gösterilerin bir benzeri bulunmamaktadır.

12 Mayıs 2012 günü Şükrü Saraçoğlu Stadyumunda 50 bin kişi yaşına bakılmaksızın biber gazı ile nefessiz bırakılmış, kurulan başka senaryolarla stadyum dışında Fenerbahçe taraftarına mal edilmek suretiyle birçok terörist eylem yapılmıştır. Tüm bunlarla Fenerbahçeli taraftarların ilişkisinin olmadığıysa daha sonradan ortaya çıkmış ancak üzerinde durulmamıştır.

Dahası ve en korkuncu; 4 Nisan 2015 günü Fenerbahçe futbol takımını taşıyan otobüs Rize-Trabzon arasında kurşunlanmış, şoförü hedef alan saldırı ile tüm kafile öldürülmek istenmiştir. Bu saldırının faillerinin bulunamaması da durumu yakın geçmişimizdeki benzer şüphelerle bir araya getirmektedir. Basit bir hareket olamayacağı ortadadır.

CHP anamuhalefet partisi olarak tüm bu olup bitenleri nasıl değerlendirmiştir de Taksim’de okuduğu manifestonun içine 3 Temmuz Darbesini almaktan “özenle” kaçınmıştır.

Burada bilinçli bir tutum, göremezden gelme olduğuna şüphe yoktur.

Bunun bir unutma, atlama olmadığı da ortadadır.

3 Temmuz gibi Darbecilerinin bile yapmış olmalarından ötürü büyük pişmanlık duyduğu, her fırsatta üzerini kapatmaya çalıştıkları, toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren bu davaya CHP’nin gösterdiği tavır ilginç olduğu kadar da anlamlıdır.

3 Temmuz sürecinde başta Aziz Yıldırım olmak üzere Fenerbahçelilerin verdiği mesajlar, gösterdikleri ve ispat ettikleri tüm gerçekler 15 Temmuz’dan sonra kimsenin artık reddedemeyeceği şekilde çırılçıplak ortaya serilmiştir.

3 Temmuz sürecini artık bir takım fırsat düşkünü acımasız küçük hesaplar peşinde koşan gruplar dışında kimse sportif bir operasyon olmadığını çok iyi bilmektedir.

3 Temmuz’da CHP neyi anlayamamış ya da görememiştir de hâlâ ısrarla bunu ifade etmekten, manifestosuna yazmaktan çekinmektedir.

CHP bunu bize anlatmak zorundadır.

3 Temmuz Taksim Manifestosunda neden yok?

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com