3 Temmuz süreci, adaletin tecellisi ve UEFA'nın duruşu

Adaletin tecelli edişine bakar mısınız?

Milliyet’in haberini okuyalım.

“Şike ile ilgili kupalardan men edilme yaptırımını bir yılla sınırlandıran UEFA Disiplin Kurulu, Fenerbahçe Kulübü'nün Mayıs 2011'de Avrupa kupalarıyla ilgili doldurduğu katılım kriterleri formunda ortaya çıkan mahkeme ve TFF kararıyla yalan beyanda bulunduğu gerekçesiyle sarı-lacivertlilere bu yaptırımı uyguladığı öğrenildi.

Bu ne demektir?

Fenerbahçe, Mayıs 2011’de henüz şampiyonluğu kesinleşmeden önce UEFA’ya diyecek ki;

“Ey UEFA ben şampiyon oluyorum ama şike ve teşvik yardımı alıyorum. 3 Temmuz’da Özel Yetkilendirilmiş Mahkemeler bizim hakkımızda operasyon düzenleyecek, Başkan, iki yöneteci, bir profesyonel çalışanı tutuklayacaktır, haberiniz ve bilginiz olsun!”

Sonra, bitti mi?

Malum UEFA Ağustos 2011’de Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne katılmaması yönünde TFF’ye baskı yapmıştı.

“UEFA Genel Sekreteri Gianni Infantino, 23 Ağustos 2011'de TFF'ye gönderdiği mektupta da konuyla ilgili "...özellikle kulübün, Nisan 2007'den beri hiçbir şike eylemine katılmadığı yönünde doldurduğu Katılım Kriteri formunda yalan söylediği konusunda suçlu bulunması halinde, verilecek nihai ceza muhtemelen çok daha ağır olacaktır" ifadelerine yer vermiş...”

Sürecin içinde yönetim mekanizmasının en tepesinde oturan TFF Başkanı da iradesini koymuş Fenerbahçe’nin Avrupa Kupalarına katılımını reddetmişti.

Fenerbahçe peşinden CAS’a dava açınca aynı UEFA çark etmiş, “TFF isteseydi Fenerbahçe’yi kupalara gönderebileceği, konunun Türkiye’nin iç meselesi olduğu” yönünde savunma vermişti.

Bütün bu süreçlerin içinde aktif rol üstlenen İnfantino 23 Ağustos 2011 günü net biçimde ifade ettiği bu yaptırım için geçen sezon kupalara katılımına izin verilmesini şöyle savunmuştur.

“22 Haziran 2012'de verilen kararın bir ara karar olduğu... UEFA'nın geçen yıl Haziran ayında henüz ilgili olay konusunda mahkeme kararı verilmediği için sarı-lacivertli kulübü ara kararla kupaya davet ettiği ve... Fenerbahçe için dosyanın kapanmadığı mesajının da net bir şekilde verildiği dikkat çekildi. UEFA, geçen yıl F.Bahçe'ye ‘Kupaya katılabilir’ şeklinde gönderdiği yazıda, ‘UEFA Kontrol ve Disiplin Komitesi, Disiplin Müfettişi ve Fenerbahçe'nin kendisine ilave dosyalar sunabilmesinin uygunluğuna ve katılıma uygunluk konusunda son kararın UEFA Disiplin Kurulun'da olduğu kaydıyla, şu an itibarıyla Fenerbahçe'nin UEFA karşılaşmalarına katılabilmesine karar verilmiştir’”

2011’de olmayan şey, 2012’de nasıl mümkün hale gelebilmiştir?

Cevabı çok net ortadadır; Fenerbahçe’nin açtığı CAS davasındaki savı, iddiasıdır UEFA’nın dilinin, uygulamasının değişmesine neden olan şey; gerçek hukuk uygulaması budur.

Hukuk yaşanılarak öğrenilen bir şeydir. Özellikle konu Fenerbahçe’yse önce ceza verilir, sonra hukukun temel gerekleri hatırlandığında düzeltilir ya da çark edilir.

UEFA’nın Fenerbahçe’yi 2+1 sezon Avrupa Kupalarından reddetme gerekçesini dayandırdığı temel gerekçelerin hepsi dönemin Özel Yetkilerle donattığı 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yürüttüğü dava sürecine ve sonucuna dayandırılmaktadır.

İlk sorumuz şu olacak; Özel Yetkilendirilmiş Mahkemelere (ÖYM) ne olmuştur?

Çağın gereklerine uymadığı, demokratik olmadığı, batıda bulunmadığı, uygulamaları, yöntemleri genel anlamda toplumda rahatsızlık verdiği gerekçesiyle kaldırılmış, yeniden düzenlenmiştir.

Son davası hangisi olmuştur; 3 Temmuz!

Savcı Mehmet Berk görevinden ayrıldıktan sonra verdiği röportajındaki en ilginç vurgu neydi?

“Eğer Fenerbahçe 2010-2011 sezonunda şampiyon olmasaydı, bu dava açılmayacaktı.”

Peki bu görüş Hakimin gerekçeli kararında yazdığı şu son özetle çelişmiyor mu ya da eğer ortada kanuna göre bir suç varsa bu sonuca yansısın ya da yansımasın cezayı gerektiriyorsa dava konusu edilmesi neden Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna bağlıdır?

“Özetle; ceza yargılamasının konusu, şike veya teşvik suçunun sahaya yansıyıp yansımaması değil, şike ve teşvik ‘anlaşmasının’ vaki olup olmadığıdır. Sanıkların, sübutu kabul edilen şike ve teşvik eylemleri, bu çerçevede değerlendirilmiştir.” (Gerekçeli Karar S.244)

Fenerbahçeli yöneticilerin dava süresi boyunca mahkemeye yönelttikleri ve sonuç alamadıkları itiraz ne olmuştur?

Dava süresi öncesindeki aşamada toplanan delilerin hukuka uygun olmayan yöntemlerle edinilmesidir.

UEFA bu konuda ne yorumda bulunmuştur?

Delillerin ne yolla toplandığının bizim için bir önemi yoktur!

Buraya kadar herşey normal mi?

Birbiriyle bu kadar çelişen, uyuşmayan, anlaşılmayan bir süreç olabilir mi? UEFA diyor ki; “süreç yeterince anlaşılmaz olmamış, ben biraz daha katkıda bulunayım ki iyice içinden çıkılmaz bir hal alsın.”

UEFA’nın elinde ÖYM 16. Ağır Ceza Mahkemesinin yargılamasından başka delili var mıdır?

Davaya konu olan süreç ne TFF’nin ne de UEFA tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu nedenle bütün dayanak yetkilerin elinden alınmış mahkeme kararıdır.

Bu mahkemenin kararı kesin midir?

Dava Yargıtay aşamasında sırasını beklemektedir. Türkiye’deki bir çok hukuk adamının dava süreci ve kararı ile ilgili yorumu mahkemenin kararının nihai olamayacağı yönündedir. Bekleyeceğiz göreceğiz.

Peki, Yargıtay 16. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararı bozarsa, UEFA Displin Komitesinin Fenerbahçe ve Beşiktaş alehine verdiği ceza hukukun neresinde duracaktır?

Kuşkusuz UEFA’nın şöyle bir tavrı olabilir.

“Yahu zaten sürecin en başından beri hukukun hiçbir temel kaidesine uymadık, hep düzelterek bugünlere geldik, bundan sonra da bir şekilde uydururuz.”

Devlet Bakanı Egemen Bağış konuk olduğu bir programda TFF Eski Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın yüklendiği zor görev konusunda “başına gelecekleri biliyordu” diyor, konu kamuoyunda sorgulanmaya başlayıp, şakayı kaldıracak hiç hali olmayan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım tarafından dile getirilince de “yanlış anlaşılıyor, ben onu ima etmedim, Başkan sapla samanı karıştırıyor” şeklinde bir açıklama yapabiliyor.

Herkesin “yanlış anlaşıldım” deme lüksünün olduğu bir sürecin içinde Fenerbahçe sadece dinlemelere bağlı delillerle suçlanıyor, cezalandırılıyor, Avrupa Kupalarından men ediliyor, ekonomik anlamda baskı altına alınıyor, bütün imkanları neredeyse gasp edilebiliyor.

Ne güzel İstanbul değil mi?

http://twitter.com/uzaygokerman