Aşka göçebedir Fenerbahçe...

Adı Fenerbahçe olunca onu bildik, tanıdık hiçbir bilimsel gerçeğin, bilginin, doğrunun, yasanın içine sığdıramadığınız gibi, tanımlayamıyor, tarif edemiyor, açıklayamıyorsunuz.

Fenerbahçe’de zaman da bir başka hızda akıyor; mevsimler gelip geçiyor.

Geçen hafta sonu Fenerbahçe’de bir sonbahar hüznü vardı. Sonbahar demişken…

Sonbahar, hüzünle sararıp dalından kopmuş bir yapraktır.

Sonbahar… Sürüsüne yeni katılan, gittiği yerden habersiz, göçe geç kalmış bir kırlangıç yavrusu ile yuvasını kapatmaya çalışan karıncanın telaşı...

Biraz Eylül, çokça Ekim, fazlasıyla da Kasımdır...

Güneşi özlemektir. Başka şeyleri de...

Güneşten kopan ışığın daha çok kırılıp, gökyüzünü önce kızıla, sonra da puslu bir griye boyadığı günlerdir. En çok da sararmış yaprak sarısıdır. Sisli bir güne merhabadır.

Sonbahar, yeniden gelecek İlkbaharın farkına varmaktır.”

İğne yapraklarını hiç dökmeyen çamın kozalağını açıp; fıstığın düştüğü yerde yeniden doğmayı beklemesidir.

Aniden bastıran ve hiç durmayan, ertesi gün, sonraki gün ve bugün de yağan yağmurdur; yarını beklemektir.”

Sonbahar bundan daha az şey mi sanki?

Biraz ben, çokça sen; fazlasıyla da yalnızlık, işte!

Biraz neşe, çokça tebessüm, fazlasıyla da hüzünlenmektir. Gözyaşının yağmura karıştığı yerdeki bilinmezliktir.

Aşka göçebedir sonbahar! (*)

Aşka göçebedir Fenerbahçe...

Geçtiğimiz hafta sonu Fenerbahçe yapraklarını dökmeye hazırlanan çınar ağacıydı; hatta o yaprağı bıraktı da…

Yaprakların dökülmesi yaşamın değiştiremediğimiz bir geçeğiydi; ama Fenerbahçe için gerçekler öylesine farklıydı ki doğanın döngüsüne bile kafa tutacak kadar sevdalanmıştı yürekler!

Ama eğer bir sonbahar yaşanıyorsa doğa eninde sonunda son sözü söyleyecekti.

Sonbahar bazen insanın hayatına hiç beklemediği bir anda, hiçbir hazırlığı olmadığı sırada giriyordu.

Sonra kışın soğuğu çöktü gökyüzünden, yalnızlığı hissettiği Fenerbahçe, Fenerbahçeli, bir an geldi çok üşüdü, rüzgâr önce bulutları sürükledi, yağmur düştü, kar oldu. Sanki güneşli günler hiç geri gelmeyecekmişçesine terk etmişti.

Ama Fenerbahçe biraz da buydu işte; biraz hüzün ama çokça mutluluk.

Fenerbahçelinin derdi şu hüzünlü günleri daha az yaşama telaşıydı; o telaş aynı zamanda baharın geleceğine dair yüreklerde taşınan bir umut, tohumdu.

Perşembe günü Almanya’nın ıssız, adı sanı bilinmez bir köyünde Fenerbahçe’nin üzerine doğan güneş sanki birkaç yıl önce Fenerbahçe taraftarının tribünlerde açtığı pankartı hatırlatıyordu.

“The rising sun over Europe” – Avrupa’nın üzerine doğan güneş bu sefer Fenerbahçe’de mevsimleri değiştirmişti.

Fenerbahçe’nin kadınları, takımlarını yeniden doğurmuştu sanki.

Her doğum gibi zor, ıstırap dolu, sancılıydı; ama sonunda mutluluk vardı.

Gülen Gözler… Neşeli Günler…

Aşka göçebedir Fenerbahçe!

Her şeyin yeniden başladığı, mevsimlerin bahara döndüğü yere gelinmiştir. Kuşkusuz çok daha zor bir süreç yeniden başlamıştır.

Bugün maça dair bir şeyler yazamadım. Bu kadar gelgitleri yaşayan futbol ortamımızda zaten tekniğe taktiğe dair çok şey konuşuyor, yazıp çiziyoruz.

Dün, bugün ve yarın; sonsuza kadar…

Hep bir şeyleri unutuyoruz sanki insan varlığımızın en güzel tarafını, duygularımızı güçlü tutmayı, umudu, geleceğin içinde yepyeni taptaze bir bahar olduğunu…

(*)Adalar ve Kıtalar – Uzay Gökerman

http://twitter.com/uzaygokerman