Aziz Yıldırım ne konuştu; nasıl anlaşıldı?

Perşembe akşamı bütün Türkiye nefesini tuttu ve NTV karşısına geçti; Aziz Yıldırım 3 Temmuz sürecinden sonra ilk defa ekranlara çıkıp, soruları yanıtlayacaktı. Ancak bunun Yargıtay süreci nedeniyle sansürü bol bir konuşma olacağı önceden bilgilendirilmişti. Kısmen de de öyle oldu; Aziz Yıldırım konuşması, söylemesi gerekenleri anlatmadı anlatamadı.

Oraya geleceğiz.

Söyleşiler çift taraflıdır. Konuşmacının vermek istediği mesajlar kadar; soru soracak tarafın da konuya hâkim, hazırlıklı olması beklenir. Zenginlik bu şekilde gerçekleşir.

Eskiden soru sormasını bilen, sorarken içinde mesaj veren, zorlayan gazeteciler, televizyoncular vardı. Onları çok aradığımız kesin. Neden biliyor musunuz? Birçoğu bizim aklımıza gelmeyen bir takım detayları ortaya koyardı. Bambaşka bir pencere açardı. Ama şimdi ne oldu; genel seviye zaten herkesin bildiği, kanıksadığı şeyler üzerine çay muhabbetine döndü. Bugün televizyonlarda program yapanların büyük bölümü insanların duymak istediği şeyleri biraz ağdalandırarak söylüyor. Bir şey söylüyor mu; çok tartışılır.

Aziz Yıldırım’a sorulan sorular maalesef bu düzeydeydi. 4 saat süren bir söyleşinin 40 dakikası 3A üzerine yapılan sohbetti. Artık onun içine Abdullah Avcı, Selçuk İnan ve Hamit Altıntop’u da koyup 4A 1S 1H diyebiliriz.

Çünkü biz dedikodu yapmayı seviyoruz. Soyunma odalarını dikizlemek, orada ne konuşuluyor, antrenmanlarda neler oluyor onu bilmek istiyoruz. Büyük resimle değil, küçük detayla ilgileniyoruz. Öyle olduğu için de sporun hiçbir yerinde adımız anmıyor. Üstelik sporun bu kadar yerlerde sürünmesinden de kendimize bir pay çıkarmıyoruz.

Nasıl olsa yapması ve hesap vermesi gerekenler var; onları her koşulda, her yerde köşeye sıkıştırmak için fırsat kolluyoruz.

Sn. Fuat Akdağ, 3 Temmuz sürecinde adliye muhabiri olduklarından, bir sürü fezleke, iddianame, savunma, ifade sayfaları okuduklarından ama hiçbir şey anlamadıklarından söz etti. Sonra da döndü Aziz Yıldırım’a “ne oldu biraz bize anlatır mısınız?” dedi.

Sevgili Fuat Akdağ’ın samimiyetini çok iyi biliyorum. Söyleyeceklerim onun örneğinde olabilir ancak asla sadece ona yönelik değildir. O bir itirafta bulunuyor. 3 Temmuz sürecini gerçekten takip edenler oturdular bir sürü sorular sordular. Sayfalarca yazı yazdılar. Sürecin başka taraflarına da dikkat çektiler. Ama büyük bir çoğunluk aynen Fuat Akdağ’ın yaptığını uyguladı. Aziz Yıldırım’ın da ifade ettiği gibi sürecin başında kollarının altına sıkıştırılmış bir klasördeki bilgileri topluma yayma, empoze etme şeklinde bir propaganda yolu izledi. Birçoğu hiçbir şey okumadı bile.

Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe’ye yönelmiş düşmanlık ve kin bambaşka bir boyutta kendisini ortaya koydu.

Bir gazeteci, yazar, düşünen adam asla böylesine net, keskin partizanca taraf tutmaz. Daha 4 Temmuz sabahı hükmü veren kişi ve kurumların elbette başka hesapları vardır. Bu kişilerin ve kurumların o hesaplarının peşinde olmalarından da daha normal bir şey yoktur. Önemli olan onların kim olduğunu bilmek ve bundan sonra ona göre tavır almak ve yaklaşım sergilemektir.

13 Eylül akşamı medyamız için çok önemli bir söyleşi olabilirdi. Ama yapılamadı. Yıllarını bu mesleğe vermiş iki deneyimli televizyoncu ve bir yorumcu kendi aralarında yaptıkları sohbetlerde konuştuklarının ötesinde soru soramadılar.

Öyle olunca da bütün ekran Aziz Yıldırım’ın konuşmak istediklerine kaldı.

3 Temmuz’un başından bu yana olduğu gibi işlerini yapması gerekenler yine derslerini çalışmamış öğrenci gibi konuşanı dinlemeyi tercih ettiler. O gecenin fotoğrafı aynen buydu.

Diplomaside bir kural vardır. Kimse bilinen gerçekleri net ve çıplak şekilde ifade etmez. Bunun en güzel ifadesini Emret Bakanım/Başbakanım dizisinde izlemiştik. Tecrübesiz bir bakan/başbakanı idare eden yılların deneyimli kurt müsteşarının ilişkisinden çok şey öğrendik diplomasi adına.

Aziz Yıldırım 1991 yılında bu yana futbol endüstrisinin içinde çok önemli bir aktördür. Bugün bu endüstrinin tamamını çökertecek bilgilere sahip olduğuna dair en ufak şüphe duymuyorum. Ancak işler öyle ilerlemiyor. Herkes istediğini söyleyemiyor. Sadece imada bulunuyor, mesaj verebiliyor.

3 Temmuz sürecinin kendisi de bir çeşit diplomatik bir mesajdır; içeriğinde çatışma, taarruz, savaş barındırmaktadır. Taraflar o mesajı birbirlerine çoktan vermişlerdir. Bu doğrultuda süreç devam etmektedir.

Herkesin elinde bir takım kartlar var. Sırasıyla atıyor. Sonra çekiliyor bekliyor.

Aziz Yıldırım yine hiçbir şey söylemedi mi yoksa söylediklerinin içinde bir takım mesajlar mı verdi?

Temel mesele işte burada düğümleniyor. Bu mesajı okuyanla okuyamayan arasında elbette farklı bir duruş olacaktır.

http://twitter.com/uzaygokerman