Aziz Yıldırım ne yaptı biliyoruz; havuzdan gelen paralar nereye harcandı?

Son yayın ihalesi yapıldıktan kısa bir süre sonra bu köşede yazdığım iki yazdığım iki yazıdan önemli gördüğüm satırları alarak bir başlamak istiyorum.

Nereden nereye nasıl geldiğimizi hatırlamamız; bu süreçte kimler etkin rol oynamış bilmemiz, Aziz Yıldırım gerçeği nedir, nasıl bir muhataptır birilerinin anlaması gerekiyor.

***

İlki 30 Ocak 2010 tarihi taşıyor…

Kulüpler Birliği'nin lideri Aziz Yıldırım gerçeği...

Aziz Yıldırım sporumuzun son elli yıl içindeki en önemli aktörlerinden biri durumundadır.

Aziz Yıldırım, Ali Şen'in "popülist" kültürünün yarattığı şeyi ortadan kaldırmak için ilk birkaç sene çok çaba gösterdi. Kuşkusuz çok zor bir dönemdi. Ezeli rakibi Galatasaray başarıdan başarıya koşarken, Fenerbahçe neredeyse dip noktalara doğru iniyordu. Bu fiili durum başkanı ister istemez agresifleştirdi. Çünkü başkanın Fenerbahçe’nin haklarını savunmuyor şeklindeki eleştiriler artmıştı.

Aziz Yıldırım, Ali Şen gibi “popülist” olamadı. Hala da öyle.

Kendi doğrularını direkt olarak ortaya koydu. Ne gariptir ki en çok eleştiriyi de kendisi gibi davranan gazetecilerden aldı. Bunların başında Hıncal Uluç’un gelmesi ilginçti.

Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’nin markalaşmasında, değerinin artmasında, ekonomik yönden güçlenmesinde, kendi ayakları üzerinde duran bir şirket gibi gelişmesinde önemli katkıları olmuş; çok önemli yöneticilik dehası örnekleri vermiştir.

Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu başlı başına büyük bir başarı öyküsüdür.

Sn. Aziz Yıldırım bir süreçten öğrenerek geçti. Hataları olmadı mı?

Taraf olmak eninde sonunda bir çıkar uğruna çabalamak demektir. Çıkar peşinde koşarken de başkalarını üzmek, onları ezip geçmek eşyanın doğasında vardır. Bunun doğru olduğunu savunmuyorum. Ancak oyunun kuralında bu var.

Aziz Yıldırım’ın başarısı kuşkusuz diğer kulüplerimiz için ilham kaynağı oldu. Çok değil beş yıl önce kendisini bölücü olarak niteleyen bir başkanın bugün kendisiyle “gurur duyduğunu” açıklaması önemlidir.

Çünkü Aziz Yıldırım sportif anlamda kendi kulüplerinin menfaatini korumayı sürdürürken, diğer taraftan Anadolu Kulüplerinin de gelişmesi için TV gelirlerinin paylaşımında hakça bölüşüm ilkesini savunmuştur. Kuşkusuz bu çok önemli bir karardır. Aziz Yıldırım’ın bu pratiğini taktiksel bulan ve Galatasaray’ın daha az para alması için planlı bir eylem olduğunu savunan yazarlarımız vardır.

İşte bu yazarlarımız aynen bize bir sözü hatırlatmaktadır.

Teşbihte hata aranmasın; merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş.

Sporumuzun, futbolumuzun gelişmesi için ekonomik kalkınma ve orantılı gelişim şarttır. Bu sadece spor için de geçerli değil. Zenginlikler topluma ne kadar çok yayılırsa logaritmik olarak onun ilişkiler yoluyla zamanla yaratacağı artı değeri de büyür.

Aziz Yıldırım’ın yıllar önce oluşmuş olan sevimsiz, antipatik görüntüsü bugün Anadolu Kulüpleri için tam ters bir durum almıştır.

Aziz Yıldırım sonuna kadar da Fenerbahçelidir; öyle de olmalıdır. Takımı sahada mücadele ederken o da taraftar kimliği ile takımının sahada kazanmasını arzulamaktadır. Bu şeyleri birbirinin içine karıştırmamak gerekmektedir.

***

Diğer yazının başlığı Yayın İhalesini motor güce dönüştürmek 15 Ocak 2010 tarihi taşıyor;

Yayın ihalesinin rekor bir bedelle sonuçlanmasından sonra kulüpler herhalde zevkten dört köşe olmuş bir vaziyette önümüzdeki senenin plan ve programını yapmaya başlamışlardır.

Artık bu ligde oynamak takımlar için ceplerinden ödeyerek finanse edecekleri yük olmaktan çıkmış, büyük bir kazanç haline gelmiştir. Kuşkusuz bu sene ligden düşecek takımlar için bu durum gerçek bir zarardır.

Tabloya baktığımızda ortalama bir Süper Lig takımının yıllık 15 milyon dolar bir kazancı garantilemiş olduğunu görüyoruz ki bu çok büyük bir paradır. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın gelirleri ise bunun on milyon dolar üzerindedir.

Aslında bu durum kendi içinde bir takım dinamikleri de harekete geçirmelidir.

İhalenin bu rakamlara gelmesinin başlıca nedeninin üç büyükler olduğu bir gerçektir. Sn. Karamehmet’in hangi takımı tuttuğunu bilmiyorum ama bu kadar parayı Kayserispor ya da Bursaspor için vermediği de ortadadır. Hele İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aklından bile geçireceğini sanmıyorum.

Anadolu takımlarının bir kaçının bir süreden beri kendi içlerinde futbolu daha fazla önemsiyor olduğunu, yatırım yaptığını takip ediyoruz. Ancak her ne yapılıyor olursa olsun taraftarın ilgisini canlı tutmaktan uzak olduğuna şahit oluyoruz.

Bu işin de sadece Karamehmet ve Grubuyla gitmeyeceği de bir başka gerçekliktir.

Türkiye belki Avrupa’nın en fazla profesyonel kulübü barındırması bakımından ön sıralarda bir yer aldığını söyleyebiliyoruz; ancak bu profesyonellik gerçek bir kazanca dönüştürülemiyor, tabana yayılamıyor.

Aziz Yıldırım ne yaptı biliyoruz; havuzdan gelen paralar nereye harcandı

Kulüpler belli bir gelenek bile yaratmaktan aciz kalıyorlar.

Profesyonel anlamda bin bir güçlükle kazanılan artı değer de özellikle Afrika’dan ithal edilen kalitesiz futbolculara aktarılıyor. Bu bilinçsizliğin ve ilkesizliğin bir yansıması olarak aslında en önemli sorunlarımızdan biridir.

Nasıl özellikle Ege ve Akdeniz sahil şeridinde çok ciddi bir turizm bilinci ve planlaması yapılıyorsa spor da önemli bir zenginlik merkezine dönüştürülebilir. Şehirlerimizde yaşayan ve yarın ne iş yapacağını bilemeyen birçok genç için bu bir şans olabilir.

Yatırım yapan sermayedarın ürüne değerinden çok daha fazla bir bedel ödediğini söyleyebiliriz. Şu bir gerçek ki kendi içinde her ne kadar heyecan barındırıyor olursa olsun kalite belgesi olmayan standart dışı bir üründür bizim futbolumuz.

Tabloya baktığımızda Federasyonun %10 gibi çok büyük bir pay aldığını görüyoruz. Bu da yıllık 32 milyon dolar demektir. Federasyonun bunun karşılığında futbolumuza ne türden bir hizmet vereceğini, bugüne kadar ne verdiğini merak etmekteyiz.

Ayrıca devletin de bu ticaretten kasasına 65 milyon dolar KDV girmektedir. Her şeyi devletten bekleyemeyeceğimiz bir liberalizmin doğruluğuna inanıyor olsak da madem pay alıyor üzerine düşeni de gerçekleştirmesini istemek bizim de vatandaşlık görevimizdir. Gençleri halı sahaların suni ve tel örgülerle çevrilmiş alanlarına mahkûm edenlerin İstanbul gibi bir şehrin her ilçesine birer adet amatör futbol sahası yapmasını istemek çok mudur?

Kısacası burada kime ne kadar pay düşüyorsa bunu cebe indirmek yerine böylesi bir maddi gücü değerlendirmek, motor haline getirerek, kendi kendini çeviren bir endüstri yapmayı görev edinmelidir.

Kendisine biçilen değerin içi doldurulmalı, bir balon veya güçlü bir köpük olmaktan çıkarılmalıdır.

***

O tarihte bazı öngörülerde bulunmuş yapılması gerekenleri sıralamışız.

Kaynağı motor güce dönüştürmesini bilmek gerekiyormuş. Bu futbol kulüplerinden TFF’ye oradan devlete kadar uzanan bir sorumluluk zincirinde havuz kurulduğundan bu yana kim ne yapmış, nasıl yararlanmış geldiğimiz yer itibarıyla çok net olarak görülüyor.

3 Temmuz Darbesini yiyen Fenerbahçe’nin yönetimi, üyeleri ve taraftarı bu süreç boyunca çok zor günler yaşadı.

Kulüplerin önemli bir kısmı operasyon başlar başlamaz bir araya gelip, Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe’ye destek olduklarını ifade eder, yanında olduklarını söylerken bir kısmı da bunun tam tersi bir davranış içinde oldu.

TFF’nin o günlerdeki tavrı Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden men ederken çok büyük bir ekonomik zarar ve moral çöküşü yaşatmıştır.

TFF’nin bugün ekonomik anlamda birçok benzer federasyondan güçlü olması, rahat edebiliyor olmasının geri planında havuz sistemi vardır.

Tablo ortadadır.

Bu yayın havuzunu besleyen en büyük gücü en zor gününde yalnız bırakanların elbette söyleyecekleri bir şeyleri olabilmeli, bugüne kadar yaptıklarından başka davranış ve tavır gösterebilmeleri gerekmektedir.

Havuzun bozulup bozulmamasından önce cevaplanması gereken bir şey daha var.

Özellikle içi hayvan sevgisiyle dolu, evlerinde köylerinde ördek besleyenlerin sanırım bu soruya karşılık söyleyecekleri vardır.

Evet, kurulduğu günden bu zamana havuzdan kazanılan paralar nereye harcanmış, ne tür değerler yaratılmış, nasıl bir ekonomiye dönüştürülmüştür açıklar mısınız?

http://twitter.com/uzaygokerman