Bilic'in günah ve sevapları üzerinde...

Geçtiğimiz hafta paylaştığım “Ersun Yanal mı, İsmail Kartal mı?” başlıklı yazımda sanki iki teknik adamın karşılaştırmasını yapmışım gibi bir kanı olsa da yazıyı okumuş okuyucularım biliyorlar ki genel anlamda teknik direktörün Türkiye’deki yeri, pozisyonu üzerine kafa yormuştum.

Pazartesi günü Beşiktaş’ın Konyaspor’a beklenmedik yenilgisi sonrasında Bilic “işinin bittiğini” ima eden bir açıklamada bulundu.

Peşinden de Yönetim Kurulu toplantısında Hıvat Hoca’ya iki maç daha tahammül gösterileceği yönünde bir karar çıkardı.

Bilic aslında doğru başlamış ancak yarım kalmış bir Proje’nin uzatmalarını oynayan karakteriydi.

Bilic’i Önder Özen’den ayırdığınızda geriye fazla bir şey kalmıyor.

Beşiktaş yönetimi iki sene önce çok doğru bir kararla Önder Özen’e sportif direktörlük görevi verip, yabancı kuralı çerçevesinde bir takım kurması istenmişti. Önder Özen de buna göre çoğunluğu yerli oyunculardan oluşan bir kadro planlaması yapmıştı.

Başına da Bilic gelmişti.

Ancak Beşiktaş’ın eşzamanlı olarak stadyum projesinin de devreye girmesiyle ortaya garip bir oluşum çıkmıştı.

Önder Özen’in Fenerbahçe mazisi Beşiktaş’ta fazlasıyla rahatsızlık vermiş olsa da bir sezon buna katlanıldı. Ancak nereye kadar?

Geçen hafta da konuştuk, futbolda belirleyici unsur yöneticiler ve futbolculardır; teknik direktörler hiçbir zaman basketboldaki bir Obradovic, Ergin Ataman benzeri aktöre dönüşemiyorlar.

Yöneticilerin sürekli olayların içinde oluşu, her şeye müdahale etmeleri, cevap yetiştirmeleri, çevresel olaylardan etkilenmeleri, başarısızlıkta da sorumlu olarak ilk sıraya teknik direktörü koymaları sistemin bilinen ezberi niteliğindedir.

Bilic başarılı bir teknik direktör mü?

Bunu ancak geriye dönüp karşılaştırmalar yaparak değerlendirebiliriz. Son 15 senede Beşiktaş’ın iki şampiyonluğu var. Sonuncusunun üzerinden 6 sezon geçmiş ve bu sürede Galatasaray ve Fenerbahçe ikişer ve Bursaspor bir defa olmak üzere şampiyonluk kazanmış.

Beşiktaş bu sıralamada neredeyse hep üçüncü sırada yer bulmuş.

Geçen sezon Beşiktaş 34 hafta sonunda 62 puan toplarken, bu sezon 32. Haftada 66 puana ulaşmış ki Denizli ile şampiyonluk yaşadığı sezonu 71 puan ile tamamladığını hatırlamamız gerekiyor.

Galibiyet sayılarında ortalamasının üzerine çıkmış.

Bütün bunlara baktığımızda Bilicin karnesi gönderilmeyi hak etmiyor.

Ancak saha kenarında duran Bilic’in görüntüsü güven vermiyor. Bir kere fazla heyecanlı, oyuna kendisini öyle kaptırıyor ki zaman zaman saha içine girip topa vuracağını sanıyorsunuz.

Kendi futbolcularıyla olduğu kadar rakip oyuncularla da diyaloğa giriyor ve bu bazen çok ters tepebiliyor. Kadıköy’deki derbide Emenike sahayı terk ederken kamerada futbolcuyla birlikte Bilic’i görüyorsunuz ki “ne alakası var?” sorusu aklınıza geliyor.

Birkaç dakika sonra da Alves ve peşinden de Emre ile ağız dalaşına giriyor.

Bilicin günah ve sevapları üzerinde...Maç sırasında şekilde şekile giriyor, zaman zaman duygularını beden diline yansıtıyor ki bu duygusallığın spor mücadelelerinde ne kadar yeri olduğu tartışılır.

Yine Obradovic’ten örnek vereceğim; maçın öyle anında mola alıp ve öylesine güçlü bir duruş sergiliyor ki belki oyuncu bile umudunu yitirmişken bir anda maç geri dönüyor. F4 öncesindeki son Maccabi maçında bu kader anı vardır.

Futbolcu kenarda saha içindekinden çok daha zor durumda görüntü sergileyen bir teknik adam gördüğünde ne hisseder, olsa olsa panik duygusudur bu.

Bilic’in 2008’de Semih’in attığı golden sonraki görüntüsüyle yine Fenerbahçe derbisinde Sow’un golünden sonraki hali bire bir aynıdır ve sanırım Bilic’i hep bu şekilde hatırlayacağım.

Karşılaşmayı bu şekilde yaşayan bir teknik adamın oyun sırasında taktiksel anlamda sahada olan bitenle ne kadar ilgili ve farkında olduğunu ister istemez sorguluyorsunuz.

Bu şekilde saha içindeki oyuncu üzerindeki etkisini de hesaba katmak gerekiyor.

Şu bir gerçek ki giderek daha fazla anonim hale geliyoruz.

Kendi içinde kapalı bir modele doğru gidiyoruz.

Beşiktaş da Fenerbahçe ve Galatasaray gibi başarıyı yerli teknik direktörlerde arayacaktır. En güçlü adayın da bu model çerçevesinde Sergen Yalçın olduğuna şüphe duymamak gerekiyor.

Beşiktaş son iki sezonda neler yaptığını, hangi yolları izlediğini göz önünde bulundurarak hareket etmesi gerekiyor.

Ancak böyle şeyler olmuyor, olmayacak.

En azından önümüzdeki bir beş on yıl daha bu yanlışların tekrar edeceğini tahmin ediyorum.

http://twitter.com/uzaygokerman