Uzay Gökerman

Uzay Gökerman

uzaygokerman@yahoo.com

Tüm Yazıları

Fenerbahçe, yine büyük demokrasi şölenine dönüşen bir yarışı tamamlamak üzere hafta sonu yapılacak Yüksek Divan Kurulu Başkanlığı seçimine hazırlanıyor.

Şu gerçeğin altını bir kere daha kalın ve fosforlu çizgilerle çizelim; Türkiye’de genel ve yerel seçimler dışında yapılan ve en geniş kapsamlı katılımın sağlandığı seçimleri Fenerbahçe Spor Kulübü gerçekleştiriyor; oy kullanan seçmen sayısına ne bir siyasi parti ne de başka bir spor kulübü yaklaşabiliyor.

Fenerbahçe’yi diğer tüm sivil toplum örgütlerinden ayıran temel fark burada ortaya çıkıyor.

Haberin Devamı

Böylesi ayrıcalıklı durumun kuşkusuz camia tarafından ödenen bir de bedeli var; detaylarını Yönetilemeyen Büyüklük Fenerbahçe isimli eserimde geniş bir şekilde anlattım.

Büyüme olgusu yönetme sorunlarını da beraberinde getiriyor.

“Fenerbahçe neden bu kadar büyüdü” sorusunun cevabını, aralarında bugünkü yönetimin de bulunduğu, geçmiş dönemlerde yapılan kongrelere katılan üyeler gayet iyi şekilde biliyor; çünkü yapılan yatırımlara dair alınan her kararın arkasında bir çoğunluk ve fikir birliği bulunuyor.

Büyümek beraberinde bir dizi nedenselliklerin oluşmasına “fırsat” veriyor; farklı fikirler, yönetim anlayışları ve kuşkusuz talepler.

Fırsat diye tanımlıyorum ancak farklı fikirler Türkiye gibi ülkelerde maalesef bir zenginlik yaratmıyor; daha fazla ayrışmaya, bölünmeye, parçalanmaya zemin hazırlıyor. Yüksek egolar ön plana çıkıyor; ego da bizi liderin kim olduğuna kadar götürüyor.

Demokrasi tabanda genişleyebildiği sürece önemli araca dönüşür. Tabanın olan bitene katkı vermediği, sadece seyretmekle yetindiği durumdaysa seçmen, liderlerinin etrafında kümeleşen kalabalık gruplar haline hareket eden kitlesellik olarak kalır.

Fenerbahçe Demokrasisi dediğimiz olgunun tarifini kısaca böyle yapabiliriz.

Fenerbahçe’nin 2018 Başkanlık seçimi buraya kadar yazdığım detayların hepsinin yaşandığı bir süreçti ve etkileri bugüne kadar derinleşerek devam ediyor.

3 Haziran 2018’de göreve gelen yeni yönetimin elinde öğrenilmiş dersler bulunuyordu. Kongre üyelerinin tercihini belirleyen de eski yönetimden kalan bu derslerdi. Ali Koç, seçim programını eskinin “yanlışlarını düzeltme” vaadine göre kurdu. Ona göre neredeyse yapılmış, yapılmakta olan ve planlanan her şey yanlıştı.

Haberin Devamı

Seçim sürecinde camia ortadan ikiye bölündü. O sezon Kadıköy Fenerbahçe futbol takımı için deplasman gibiydi.

Maçlara gidilmemesi, “zaten sıkıcı futbol oynayan” takımın desteklenmemesi, yeri geldiğinde protesto edilmesi, Feneriumlardan alışveriş yapılmamasının propagandası açık açık yapılıyordu.

Başarısızlık ne kadar derinleşirse, seçimde iktidarın değişmesi için sebep daha güçlü seslendirilecekti.

Sosyal medyaya ait tüm araçlar sonuna kadar kullanılıyor, mevcut yönetimi köşe sıkıştıracak ve onların moral değerlerini alt üst edecek manipülasyonlar organize ediliyordu.

Neredeyse her araç başarı yoluna bir taş döşedi ve 3 Haziran’da çok ağır bir hezimet yaşatıldı, mevcut yönetime.

Ancak bu zafer Fenerbahçe’nin o geniş kalabalığının içinde bir bölümünü mutlu etmişti. Diğer tarafın süreç içinde yaşadığı travmatik durumla ilgilenen yoktu.

Haberin Devamı

Toplulukların olaylardan ne şekilde etkilendiği, bunun psikolojilerini ne yönde belirlediği, bundan sonraki zamanda verecekleri tepki veya reaksiyonlarının niteliğini nasıl şekillendireceğini anlamak için farklı sosyal bilim kolları vardır.

Biz buna sebep sonuç ilişkisini araştırma diyoruz.

Fenerbahçe zaten 2006’dan bu yana sürekli mevcut düzenin aktörleriyle sürekli bir mücadele halindeydi ve buralardan çok ağır hasarlar alıyordu. Zirve 3 Temmuz’du.

Yeni yönetimin temel bakış farklılıklarından biri de “her şeyin 3 Temmuz’a bağlanmasının yanlışlığı” üzerine oldu.

Yıllarca Fenerbahçe’ye karşı terör eylemlerine varan güçlere karşı ortak mücadele eden camia için bu söylemi anlamak ve hazmetmek de hiç kolay değildi; çünkü ortada yaşanmış, öğrenilmiş, bilinen bir tarih vardı.

Yeni yönetim geride bıraktığımız 4 yıl içinde bu bölünmüşlüğü derinleştirmek adına fırına bol miktarda odun attı.

Fenerbahçe’nin neden ortadan ikiye bölündüğüne ve bunu gidecerek politikalara kafa yormak yerine bu bölünmüşlüğün kendine göre karşısında duran kesimini marjinalleştirmek, sanki Kulübün düşmanıymış hatta hainiymiş gibi göstermek için çabaladı.

Bu dönemin başında yaşanan, Aykut Kocaman’ın ekibini veri hırsızı ilan etmek ve bunu televizyona çıkarak uzun uzun anlatmak en anlamlı simgelerinden biriydi.

Başkanın son Kıbrıs konuşmasının satır başlıklarına bakılırsa Fenerbahçe yönetiminin en büyük sorunu işte bu hainlerdi!

Fenerbahçe maç kaybettiğinde sevinen, tam da o zamanlarda ortaya çıkan, pahalı restoranlarda bir araya gelip yönetimin altını oymaya çalışan, fotoğraf çektirerek algı yapan, Divan Başkanlığı için gizliden gizliye proje aday çıkaran bu Fenerbahçe düşmanlarına karşı topuyla tüfeğiyle mücadele halindeydi.

Yönetim belki de iktidara gelmesini kolaylaştıran bu bakış açısı ve politikalarını ısrarla sürdürerek dayandığı seçmen kitlesinden destek almayı amaçlıyor olabilir.

Ancak Fenerbahçe’yi getirdiği yer ve durum ortadadır.

Son 4 senede Fenerbahçe içinden çıkılamayacak derecede çok daha karmaşık sorunlarla uğraşır hale gelmiştir.

Yönetilemeyen büyüklük, yönetilebilecek küçüklük vizyonuna dönüştürülmeye evrilmiştir.

Fenerbahçe’nin 2011 yılına kadar kendi eliyle yarattığı değerler verimsizliği bahane edilerek elden çıkarılmaya, kapatılmaya başlamıştır.

Üstelik bunu iddia edenlerin ülkenin en verimli sanayi, endüstri, turizm, eğitim kurumlarını yönetiyor olmalarına rağmen.

Bu vizyon, anlayış ve bakış açısıyla yoluna devam edemeyeceği çok açık ortada duruyor.

İşte Fenerbahçe’nin bugün çok önemli bir demokrasi şölenine dönüşen Divan Başkanlığı seçiminin yerleştiği düşünce zemini tam da burasıdır.

Dördüncü aday olarak ortaya çıkan Uğur Dündar’ın seçime kattığı ana fikir; buraya kadar anlattığımız temel sorunları çözmek üzere üst aklın Fenerbahçe’ye tekrar egemen olacağı süreci başlatmak şeklinde cisim buluyor.

Fenerbahçe’nin buna ihtiyacı var.

Fenerbahçe’deki bölünmüşlüğün, parçalanmışlığın, dışlanmışlığın; hain, düşman üreten zihin yapısının ortadan kaldırılması adına adımlar atılması gerekiyor.

Demokrasilerde daima daha iyi yönetme iddiasında olanlar çıkacaktır. Bu iddia sahiplerinin iktidara gelmek üzere çalışma yapmaları en doğal haklarıdır. Eğer samimiyse, 3 Haziran 2018’deki yarışın içinden gelerek zafer kazanmış bir yönetimin bunu en iyi anlayan olması gerekirken; her seçim sürecini hesaplaşmaya dönüştürmeye çalışmak, eski yönetim erkiyle bağlantı kurmak, ilişkilendirmek Fenerbahçe’nin yaralarını daha fazla derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.

Bugüne kadar sürdürülen “tüm” politikalar gibi.

Fenerbahçe’nin “birleştiren, geliştiren, büyüten, uzlaştıran” bakış açılarını içeren vizyona her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu ortadadır.

Eğer Yüksek Divan Kurulunun yapısını çok daha organik hale getirmek bu vizyonun araçlarından biri haline gelecekse, Fenerbahçe’nin akîl insanlarının önüne gelen bu seçim şansını iyi düşünmesi gerektiği çok açıktır.

Uzun yıllardır kimsenin dile getirmediği bu gerçekliğin altını çizerek Fenerbahçe’nin en yüksek organının yönetimine talip olan Uğur Dündar bence çok önemli bir farkındalığın oluşmasının da önünü açıyor.

Bu farkındalığı iyi düşünüp, ayırt etmek de ayrıcalıklı bir zihin halidir.

Bakın bu köşede zaman zaman bazı farklı detayları göstermeye çalışıyorum.

4 sene önce yazdığım bir yazıda “Türkiye’de futbolu anlatan/yorumlayanların değişmesi gerekiyor!” diye bir manşet atmıştım.

Buradaki mesele kişilerden bağımsız, sorunu çözmeye yönelik, anlatacak veya yorumlayacak olanların farklı bakış açıları geliştirmesi gerçeğinin altını çizmiştim.

Yıllardır konuşan, yorumlayan, akıl yürüten ve haliyle de çözümsüzlüğün de bir parçası haline gelenlerin sorunlara farklı bir bakış açısı getirmesi asla mümkün değildir; onlar aynı zamanda sorunun kendisidir.

Bir sorun çözmek gerekiyorsa onun nedenselliğini çok iyi tarif eden kişi veya grupların söz sahibi olması önemli ve öncelikli hale gelmelidir.

Fenerbahçe için bu farklı bakış açısı bugün Yüksek Divan Kurulu Başkanlığı seçiminin ana konusu olmuştur.

Sonucunu sabırsızlıkla merak ediyorum; Fenerbahçe için en hayırlısı ne ise olmasını diliyorum.