Sezonun tamamlanmasına 7 hafta kala Fenerbahçe oyununun üzerine koyarak bildiği ve inandığı yolda ilerlemeye devam ediyor.

Fenerbahçe’nin son üç maçta rakip kaleye gönderdiği isabetli şut sayılarına bakalım;

9/17 Kayserispor (4-0)
11/26 Konyaspor (2-1)
9/18 Alanyaspor (5-2)

Kaleye bu kadar çok şut çekme opsiyonu sağlarsanız hiç kuşkusuz bol gollü skorları da elde edersiniz.

Bu sayfalarda hiçbir Fenerbahçe’nin “kadro kalitesinin” sorgulandığını okumadınız; ancak “takım olgusu” üzerine yapılan yorumları hatta bunu bozan yıldız seviyesindeki futbolcuların takımdan gönderilmesi gerektiğine varan cümleleri gördünüz, belki katılmadınız, “bu kadarı da fazla” dediniz.

Meselenin özünü anlamak için tecrübeyle zaman kaybetme bizim gibi günübirlik yaşayan toplumların makus kaderi oluyor.

Bizim gibi yazarlar zaman zaman bunu sorguluyor; düşünmek için ortaya bir fikir atıyor.

Fenerbahçe’nin bu sezon Süper Ligi şampiyon bitirmesi mümkün görünmüyor ancak olabilecek en üst yerde ve bunu da oynadığı iyi futbolla başardığında hem takıma hem de camiaya bambaşka havanın gelmesi de kaçınılmaz olacaktır.

Kayserispor son haftalarda her ne kadar seri yenilgiler alan bir ekip olsa da sezon ortalamasına bakıldığına hiç de fena futbol oynamayan bir takım olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Birçok takım için Fenerbahçe maçları dipten çıkma adına vesile olur. Hele son senelerde Kayserispor’un buna çok daha motive olduğunu da biliyoruz.

Zorluk seviyesinin bu derece yüksek deplasmanından iyi mücadele, doğru oyun, ekip halinde hareket ve bol gollü galibiyetle çıkmak Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu durumu da en iyi özetleyen gerçektir.

4 gol var; bunların hepsi birbirinden yüksek kalite seviyesine karşılık geliyor.

Bu maç özelinde İrfan Can’a hakkını teslim etmeliyiz.

Beklediğimiz İrfan Can işte budur, diyeceğimiz yerdeyiz; malum, çok eleştirdik.

Rossi’ye attığı pas o kadar yüksek kalite taşıyordu ki daha kolay pozisyonları acemi bir şekilde harcayabilen Uruguaylı oyuncu asistin de hakkını vermek zorunda kaldı.

İrfan Can’ın attığı golse oyuncunun neden Fenerbahçe’ye transfer olduğunun göstergelerinden biriydi.

Geçen sezon Başakşehir’de üstelik Şampiyonlar Liginde böyle goller atan milli oyuncunun Fenerbahçe’ye transferi sonrasında bir türlü o beklentiye karşılık verememesi sanırım tüm futbol severlerin ortak hayal kırıklığıydı.

Dünkü attığı mükemmel golle geçmişin üzerine kalın bir çizgi çekmiştir umarız; bir daha o kısır günleri yaşamaz İrfan Can.

Tabii perdeyi açan Zajc için de geniş bir değerlendirme yapmalıyız.

Sloven oyuncunun geldiği günden bu yana yararlı oyununa ne kadar inandığımı fırsat buldukça dile getiriyorum.

Crespo ile birlikte orta alanın hem dinamosu oldular; Zajc attığı kritik gollerle takımı rahatlatan oyuncu durumuna geldi.

Oynadıkça ve takımla uyumlu hale geldikçe futbolcunun kendine özgüveni de yerli yerine oturdu. Hem ülkesinin Milli Takımında çok önemli bir mevkide oynamaya başladı hem de Fenerbahçe’nin vazgeçilmezi haline geldi.

Zajc artık yokluğu hissedilecek bir oyuncudur Fenerbahçe’de, çok önemli bir seviyeye karşılık geliyor; bunu futbol anlayışı değerlendirmesi çerçevesinde söylüyorum.

Yıllardır vasat goy goyu ile ülke futbol kamuoyunu zehirleyen yorum ve bakış açısına Zajc en etkili tekziptir.

Her takımın Zajc gibi oyunculara ihtiyacı vardır. Bunu anlayabilmek için özellikle Avrupa futbolunda başarı sahibi olan takımların kadro kuruluşlarına bakmak gerekiyor.

Kuşkusuz böyle futbolcuların yararlı hale gelebilmesi için de takımın bir ekip halinde hareket ediyor olması önemli ve gereklidir.

Birbirinin kademesine giren, açığını kapatan, hareketli savunma ve ofansif oyun oynayan bir takımın kadro kalitesi sahip olduğunun logaritmik katına çıkar.

Ve Arda Güler...

Her ne kadar Milli Takım teknik direktörü için ölçüt bir oyuncunun 90 dakika saha kalmasıysa da gerçek değerler zaten zamanının kof kriterlerinin dışına çıkmayı başarabilenler olduğunu da çok iyi biliyoruz.

Milli Takımın Portekiz ve İtalya karşısında oynadığı oyunun içinde ne eksikti sorusunun cevabını yine sahada kaldığı süre boyunca Arda Güler veriyor.

Bu çerçevede İsmail Kartal’ın da payına düşenler var elbette ancak kazanan takımın teknik direktörü mazeretiyle buradan sıyrılmayı beceriyor.

Fenerbahçe son 4 sezonu hiç iyi geçirmedi. Yaşadığı travmatik olayların camia üzerinde ne büyük karamsarlık ve umutsuzluk yarattığı ortadadır.

Bunun için her türden başarıya ihtiyaç duyduğu kesin.

Yıllar önce takımdan ayrılırken çok büyük bölünmelere yol açan Alex’in yerini doldurmaya aday Arda Güler, attığı gollerle bence camianın o kırılgan halini bütünleştirecek etki yapıyor.