CAS'tırılan Fenerbahçe; karar nedir, ne değildir?

CAS süresi boyunca Fenerbahçe cephesinden tek olumlu çıkış önceki gün Yüksel Günay’dan gelmişti. Ne yönetimden ne de avukatlardan duruşmalar sonrasında olumlu bir sonuç çıkacağına dair bir belirti görememiştik.

Beşiktaş tarafının “polis fezlekelerini soruyorlar ve dava bunun üzerinden yürüyor” şeklinde verdiği bilgi fazlasıyla can sıkıcıydı ve açıkçası bunun en büyük sorun olacağı ortadaydı.

Bu da aslında CAS sürecinin takımlarımız alehinde geliştiğine dair bize ipuçlarını vermişti.

Sporun bağlı olduğunu disiplin yönetmelikleri veya genel adıyla "hukuk yargısıyla ceza yargılaması" birbirinden çok farklı "usul ve esaslara" bağlı olarak çalışmaktadır.

Şu temel hukuk prensibini hemen paylaşalım;

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” (3 Temmuz ve Fenerbahçe İdeolojisi Sayfa 113 – Uzay Gökerman)

Bu prensipten hareketle TFF ve UEFA sürecin herhangi bir yerinde 16. Ağır Ceza’nın kararına bağlı kalmaksızın kararını verebilirdi.

TFF sürecin en başından itibaren ne yapacağını bilemediğinden topu Ceza Hakimine ve onun yargısına bıraktı. İddianameyi görmeden hareket etmeyeceğini açıkladı. Buradaki kıstas delillere ulaşamadığı yönündeydi. Sonra savcılık makamı elindeki delilleri paylaşma yönünde bir karar aldı ve bu doğrultuda 1. Etik Kurulu Raporu hazırlandı.

Bu raporla bile Fenerbahçe’ye çeşitli cezalar verilebilirdi. Süreç UEFA ve CAS'a kadar uzanmadan orada biterdi.

Fakat TFF'nin böyle bir karar almaya cesareti yoktu. Bir taraftan Fenerbahçe'nin futbol ekonomisine kattığı değer, diğer taraftan Fenerbahçe taraftarının yekvücut ayaklanması sadece TFF için değil, operasyonu başlatanlara bile "ne oluyoruz?" sorusunu sordurmuştu.

Kısa geçiyorum.

UEFA düzenledikleri turnuvaların üzerine %1 bile şaibe düşmesine izin vermemek ilkesinden hareketle (bu ilke hukuk hakimliğinin kanaat oluşturma esaslarından biri olabilir) Fenerbahçe’yi 2011-12 sezonu Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne almamak yönünde görüş bildirdi.

TFF de buna uydu.

Süreç içinde Fenerbahçe'nin karşılaştığı tek yaptırım da bu oldu.

TFF’nin 2. Etik Raporu ile süreci kelimenin tam anlamıyla aklaması UEFA’nın geçen sezon Fenerbahçe’yi Avrupa Kupalarına dahil etmesi kafaları karıştıran hamlelerdi.

Fenerbahçe’nin tek çıkış yolu 16. Ağır Ceza’da beraat etmesiydi.

Ancak hakim yasadan kaynaklanan suçun teşebbüste dahi yapılmış gibi kabul edileceği yönündeki gerekçeli kararı ile cezayı kesince ortada hukuki anlamda cezalandırılmış kişiler veya kurumlar çıktı.

Sürecin başından itibaren, 3 Temmuz 2011'le birlikte emniyet, savcılık ve yargı makamları (bir kısım medya, yazar ve çizerler) Fenerbahçe’nin bir kısım yöneticilerinin uygunsuz bir takım işlere teşebbüs ettiği yönünde kamuoyunda kanaat oluşmasına yardımcı olmuşlardır.

Şuyuu vukuundan beterdir sözü tam da bu sürecin karşılı olmuştur.

Orta suç var mı yok mu diye doğru dürüst yargılama bile yapılmadan 4 ayda 106 yıllık kocaman bir tarih ayaklar altına alınacak bir kanaat ile suçlanmıştır.

Hakim yasanın kendisine verdiği cezayı kanaate bağlı bir yorumla kesmiştir.

Kuşkusuz ceza yargısıyla hukuk mahkemesinin görev ve ilgi alanlarının birbirinin içine girdiği çok karmaşık bir süreçtir bu.

Ceza yargısı %1 şüpheyi sanık lehine kullanırken, hukuk mahkemesinde %1'lik belirsizlik suçun olmuş gibi değerlendirmesi için yeterlidir.

Yasa koyucu yasasını bilmeden nasıl bu kadar dava süreciyle birleştirme becerisi göstermiştir anlamakta güçlük çekiyoruz ancak yasaya yerleştirilen teşebbüs varsa suçun oluştuğuna dair ispata gerek olmadığı yönündeki hüküm Fenerbahçe'nin başkanını sanık yaparak suçlu sandalyesinde mahkum etmeye yetmiştir.

UEFA için de bu yorum fazlasıyla yeterli olacaktır.

UEFA Disiplin Komitesindeki kişilerin “delillerin ne şekilde elde edilmiş olması bizi ilgilendirmez” düşüncesi tam da hukuk yargısının yapacağı türdendir.

CAS da böylesi bir usule bağlı bir mahkemenin parçası olduğu için cezayı olduğu gibi onamakta hiçbir sakınca görmemiştir.

Hızlandırılmış dava sürecinin bu anlamda Fenerbahçe'nin aleyhine döndüğünü söylemeliyiz. Çünkü muhtemelen süreci yakından izleyen hakimlerin dava konusunda yeterli kanaati oluşturacak bilgisi vardı ve Fenerbahçe bunu yorumla, şikayet ederek değiştirme şansına sahip değildi.

UEFA da CAS da Fenerbahçe'yi %1 bile suçlu olma ihtimali var temel kanaati çerçevesinde suçlu bulmuştur.

Bu refleksten başka bir şey değildir ve asla insan haklarına uygun değildir.

Avrupa'da eşi benzeri olmayan bir sürecin sonunda yine benzersiz bir karar verilmiştir.

Ne 16. Ağır Ceza Mahkemesi ne UEFA ne de CAS Fenerbahçeli yöneticilerin şike yaptığını ispat edememişlerdir.

Telefon kayıtlarındaki haberleşmeyi şike ve teşvik girişimi olarak değerlendirmişler ve bununla yetinmişlerdir. Daha kötüsü polis fezlekelerini yeterli görmeleridir.

Mesele bunu ispatla yükümlü olmamalarında yatmaktadır.

Bu konuyu sıklıkla dile getirdim, yinelemekte fayda görüyorum bir mahkemenin verdiği her karar adil ve doğru olmak durumunda değildir. Mahkemeler eldeki verili koşullara, yasalara göre karar verirler. Hakim önüne ceza verecek yeterlilikte bir yasa koyarsanız, hakim bunu okur, yorumlar ve buna göre cezasını keser.

Sorgulanması gereken şey Fenerbahçeli yöneticileri suçlu konuma getirecek bunca tesadüfün bir sene içinde bir araya getirilmesidir.

Kuşkusuz mahkemelerin, komitelerin, tahkimin verdiği karara saygı göstermek durumundayız. Gereken ne ise bu yapılmak durumundadır.

Bu Fenerbahçe'yi, yöneticilerini asla bir suç işledikleri konumuna getirmez.

Bakın işte CAS da onadı, demek ki yöneticiler şike yapmış, demek de anlamlı değildir. Bu sadece bir karardır.

Fenerbahçe CAS'tırılmıştır!

http://twitter.com/uzaygokerman