Sezonun ilk yarısı sonuçlandığında 3 “büyüklerin” lider Trabzonspor ile arasındaki toplam puan farkı 51’di.

İkisinin teknik direktörü yoktu. Diğerinin de başarıdan değil tarihi misyonunun verdiği krediden ötürü takımının başında uzatmaları oynuyordu.

İkinci yarının ilk haftasında aradaki farkın üzerine 8 daha eklendi ve 59 oldu.

Neredeyse takım başına 20 puan fark attı Trabzonspor ve bu tempoyu sürdürürse futbol tarihinin en erken şampiyonluklarından birini yaşayacak görünüyor.

Bu durumun bir benzeri 1970’li yıllarda yaşanmış. O günlerde henüz yeni yeni dünyayı tanımaya başladığım için hatırlamıyorum.

Beşiktaş’ın 15, Galatasaray’ın 14 sezon şampiyon olamadığı dönem bu.

Fenerbahçe’nin 1978 ile 83 arası var, o zamanlar “ne kadar uzun” diye konuşuyorduk.

Sonra 3 büyükler kendilerini toparladılar. Galatasaray ve Beşiktaş’ın çıkışı da buralardan sonra başlar.

Fenerbahçe adına benim hatırladığım en karanlık ve kötü dönem 1990 ile 2000 yılları arasında yaşanmıştır. Mesele sadece tek şampiyonluk kazanmış olması değildir; Kulüp olarak dibe vurduğu bir 10 yıldır.

1990 ile 95 arasın Fenerbahçe’de sürekli seçim rüzgarları eserdi.

Her sezona “yeniden” başlama coşkusu olur, ama uzun sürmez; kısa süre içinde de futbol takımı yarıştan kopardı.

2000’li yıllardan sonrasını yazmayalım. Zaten herkes çok iyi biliyor.

Bu kadar tarihçeyi neden yaptım; bu karanlık dönemler dahil Fenerbahçe’nin yönetimsel bakımdan bu kadar dibe vurduğu bir süreç hiç yaşanmamıştı.

Başkanlık makamı ile camianın arası artık onarılamaz şekilde bozulmakla kalmadı taraftarın Başkanına karşı sevgisi neredeyse nefrete dönüştü.

Ya Fenerbahçe’nin Başkanlık makamı ne yapıyor?

Kendisine yaklaşık 2 aydır yöneltilen eleştirileri umursamıyor. Maç öncesinde locada muhabirlerle bir araya gelip, bir taraftan kuruyemiş yerken diğer yandan kamuoyunda dönen Fenerbahçe’nin teknik direktörü kim olacak muhabbetine gayet gevşek bir şekilde katkı veriyor.

Hiçbir iktidar kalabalıkların sesine kulağını tıkayamaz, bakışlarını başka yere çeviremez.

Hele bu iktidarı büyük bir demokrasi zaferi ile yine o kalabalıkların desteği ile kazanmışsa...

Orada durmaya inat etmenin karşılığı “çökmektir!”

Her şeyi biliyor edasıyla geldiği ilk dönem aslında hiçbir şey bilmediğini daha ilk sportif direktör ve teknik direktör seçimiyle görmüştük.

Hadi ilk sezonun günahı olmazdı, bilmiyordu. İyi niyetle bir şeyler yapacak aurası ile görmezden gelindi.

İkinci sezon daha büyük umutlar ve hedeflerle başladı. Yine olmadı.

Üçüncü sezona daha da büyük vizyon, umut, hedef koyuldu. Olmadı!

Bir yönetim 3 sezonda ders alınması gereken ne kadar hata, yanlış varsa hepsini yaşadı.

Sonuç?

Bu sezon başlangıcı, gelişmesi ve geldiğimiz yer!

Fenerbahçe tarihinde bu kadar çok hata ve yanlış yapma toleransı, lüksü olan başka biri hiç oldu mu?

Sıfırdan kurulacak ne vardı ortada?

Yeniden başlanması gereken?

Oysa birçok branşta zaten zaferler kazanan bir Spor Kulübüydü Fenerbahçe; burada aslında şampiyonluğun bile öyle önemli bir başarı sayılmadığı sezonlar yaşandı. Tecrübe ile sabittir.

Mesele sadece kurulu olan düzenin işlemesini sağlayacak aklı, bilgiyi ortaya koymaktan ibaretti. Zaten o vizyon ile de bu büyük demokrasi zaferi gerçekleşmişti.

Peki evdeki hesapla çarşıdaki tuttu mu?

Tutabilmesi için bilgi gerekir.

Geride kalan 4 sezonluk hezimet göstermiştir ki Fenerbahçe tarihinin en bilgisiz, yeteneksiz yönetim ekibi ve onun mücavir alanındakiler çok büyük bir teveccüh ile göreve gelmiştir, sonuç elbette hüsran olacaktır.

Hayatın genel işleyişine, adalet duygusuna ve etiğine aykırı bir gelişme olurdu başarı.

Ben kendi adıma bugün bunları söylemiyorum; “Yönetilemeyen Büyüklük Fenerbahçe” kitabını tam da bu sebeple yazdım. Başkan’a gönderdim. Okudu mu bilmiyorum ancak orada Fenerbahçe’nin son 20 yılına damga vuran gerçek sorunları, çözüm önerileriyle birlikte detaylandırılmıştı.

4 sezondur bu köşede her yazıda Fenerbahçe’nin daha istikrarlı bir yapıya sahip olabilmesi için oya gibi işleyen köşe yazıları yazdım.

Sivri de olsa ifade etmeye çalıştığım her manşet Fenerbahçe’nin içindeki temel soruna işaret ediyordu.

Fenerbahçe gibi bir markanın teknik direktörlük makamı bu kadar süre boş kalır mı?

B Planı olmayan bir yönetim ile Fenerbahçe bir sezonu başarı ile tamamlaması bu şekilde mümkün olabilir mi?

Bu hafta Giresunspor Galatasaray’a, Rizespor Beşiktaş’a, Adana Demirspor da Fenerbahçe’ye puan ve maç nasıl kazanılır dersi verdiler.

Meselenin takım olmak, oyunu takım halinde mücadele ederek oynamak olduğunu gösterdiler.

Sorun futbolcunun yıldız ya da vasat olması değildi.

3 “büyük” takımda da ne kadar yıldız olduğu ortada; ne işe yarıyorlar, bu sorunun cevabını aramak gerekiyor.

Dünkü karşılaşmada Osayi sağ bek başladı maça. Sonra Ferdi Kadıoğlu oyuna girdi, Osayi öne, Ferdi sağa beke geçti.

Bu futbol adına bir dramdır.

Vitor Pereira dönemi 3-4-3 dizilişinde orta sahanın iki kanadında oynaması bu oyuncuların sağ ve sol bek oynadığı anlamına gelmiyordu. Onlar bu sistemin kanat oyuncularıydı ve hücum oynuyordu.

4’lü savunmanın sağ beki yapmaya çalışırsanız bu Dirar’dan sol bek, Gustavo ve Jailson’dan da stoper oynamasını beklemekle aynı yere gelir.

Mecburiyetten, yoksunluktan, imkansızlıklardan oynatmakla teknik taktik kurgu yapıyormuş gibi oynatmak aynı şey değildir.

Fenerbahçe bunu yaşadı. Hiç mi hafıza tutulmuyor bu kulüpte?

Tutulmadığı, öğrenemediği çok açık değil mi?

Fenerbahçe teknik ekibi bunu yapıyorsa orada olmayı hak etmiyor demektir. Yok teknik ekibin de gücünü aşan bir durum varsa bu zaten çok daha vahimdir.

Artık meslenin özünde isimleri konuşmak gereksizdir.

3 “büyük” kulübün liderin 59 puan gerisine düşmesi ve üçünün de yola teknik direktörü olmadan devam etmeye çalışması onların yıllardır sürdürdükleri kötü rekabet anlayışı kadar yönetimlerinin de büyük başarısızlığıdır.

Kuşkusuz Fenerbahçe’nin kendi özelinde çok daha karmaşık sorunları olduğu ortadadır.

Fenerbahçe’nin geçmişe dair en önemli sorunu “vefa” özürlü olmasıdır.

Geçen sene de yazmıştım; bu yapı başarıyı hak etmiyor. Mutlak surette çok öneli bir özeleştiri yapması gerekiyor.