Dakika 8. Visca, hücum yönüne göre sağ taraftan, fazlasıyla boş durumda, çerçeveyi bulsa Altay’ı zor durumda bırakabilecek, çok sert bir şut gönderdi kaleye ancak az bir mesafeyle dışarı çıktı top.

Bir uyarıydı bu; zaten yıllardır Visca’yı burada izlememiş olanlar için kesinlikle bir sürpriz olamazdı. Herhalde futbolcunun dökümü yapılsa buna benzer en az 5 golü rahatlıkla bulunacaktır.

8 dakika sonra, Visca yine aynı yerden kaleye doğru yaklaştı; yakın sayılmayacak bir markajla takip ediliyordu Bosnalı oyuncu ve belki yine şut çekmesi bekleniyordu. Ancak şut yerine ceza sahasına orta yapmayı tercih etti bu kez.

Top ceza sahasında ofsayt çizgisinin biraz gerisinden hareketlenen Okaka ile buluştu.

İlginçtir pasın Visca’nın ayağından çıkmasından hemen sonra Okaka’ya gelirken önce Serdar Aziz’in salise farkla peşinden de Altay’ın pozisyonun takibini bırakarak kollarını bir hakem gibi yukarı kaldırdıklarını gördük.

Gol olmuş, Başakşehirli oyuncular sevinirken o sırada Serdar Aziz ve Altay’ın kolları henüz yere inmemiş, havada bekliyordu.

Pozisyonu bir kere daha izleyin, abartmadığımı göreceksiniz.

Visca’yı tutması gereken savunma oyuncusu, futbolcuya rahat orta yapma fırsatı tanıyınca ve ceza sahası içinde gol vuruşu yapacak oyuncuya engel olacak savunmanın 2 önemli oyuncusu işini bırakıp hakem rolüne soyununca size o golü kalenizde görmekten başka seçenek kalmıyor.

Başakşehir şampiyonluk apoleti taşıyan bir takım ve son 5-6 yılda yaptığı yatırımlarla İstanbul’un önemli bir futbol kulübü haline geldi. Tek eksiği taraftarıdır; coşkulu şöyle 15-20 bin seyirci eklendiği hesaba katılsa aslında ne kadar tehlikeli bir takım olduğu gerçeği daha iyi anlaşılır; karşılaşma artık yarım derbi statüsündedir.

Takım kalitesi ve teknik direktör seviyesi Başakşehir’in asla puan durumu ile doğru orantılı değildir; Fenerbahçe’nin dünkü rakibinin genel çerçevesini de iyi anlayabilmek gerekiyor. Başakşehir maçlarını saha içinde oynadığı futbol ile kaybetmedi.

Hiç kuşkusuz bu Fenerbahçe’nin futbolunu açıklamak için yeterli olamaz.

Sezon başından bu yana konuştuğumuz birkaç önemli detay var;

  • Teknik direktör etkisi
  • Oyun planı, taktik kurgu ve buna sadakat
  • Oyuncu seçiminde kariyere değil; oyun planına göre tercihlerin belirlenmesi

Bakın, bu saydığım başlıklar Fenerbahçe’yi ya başarıya götürecek temel ilkeler olacak ya da süreç içinde özellikle de geçmiş dönemde yaşanan goy goyun etkisiyle erozyona uğrayarak sonu yine bildiğimiz yere ulaşacak.

Fenerbahçe’nin eline ilk defa bir şans geçti; bu sıraladığımız detaylarla ilgili sezona teknik direktörün elini güçlendirecek bir başlangıç yaptı.

Bu başlangıçta coşku vardı, tempo yüklüydü, kazanmak arzusu hissediliyordu.

İşte, dün ne eksikti sorusunun ilk cevabını bu şekilde vermek gerekiyor; çünkü bunlar bir takımın motivasyon araçlarıdır.

Neden eksildi sorusuna çözüm arayacak makam Samandıra’daki teknik direktörün odası ve ekibidir.

Şu tespiti yapmamız belki yerinde olur; Fenerbahçe’ye Eylül başında katılan yeni transferlerin henüz yeterli katkıyı vermenin çok uzağında olduğunu belirtmeliyiz.

Serdar Dursun tipinde ve kalibresinde bir oyuncu varken neredeyse onunla aynı özelliklere sahip Berisha çok gerekli miydi sorusunu geldiği günden bu yana zihnimde çevirip duruyorum.

Orta alanda birbirine yakın tipte futbolcuları yedeklemek sonuç verebilir ancak Fenerbahçe’nin çooook uzun zamandır beklediği o santrafor için galiba biraz daha kafa yormak gerekiyordu.

Dün sahadaki Meyer rotasyonu merkezde çok açık vermemiş olsa da katkı sağlayıp sağlamadığı sorusuna da olumlu cevap vermek kolay değil.

Taktiksel anlamda başka yorumlar olabilir ancak 3-4-3 dizilişinin 4’lüsünün ortasında oynayan ikilinin bir ön libero olmadığı çok açık olarak görülebiliyor.

Fenerbahçe’nin topu rakip alanda oynama arzusu zaten ön liberolu sistemi de anlamsız hale getiriyor.

Neresinden baktığınıza göre sonuç değişebilir; Fenerbahçe’nin dün maçın büyük bölümünü Başakşehir’in 3. Bölgesinde oynamasının temel sebebi de budur. Kimi Başakşehir oyunu burada kabul etti şeklinde yorum da yapabilir ancak bunun için elimizde yeterli veri henüz toplanmadı. Beş altı hafta sonra daha net cümleler yazabileceğiz.

Kaldığımız yerden devam edelim; Gustavo ve Meyer ön libero kesicisi değil, orta alanda savunma ile hücum arasında hareketli birer pas istasyonu olarak çalışmaları önemli ve gereklidir.

Pası vermekle iş bitmiş olmuyor, yeni pas opsiyonları için hareketlenmek; topu geri alıp, diğer tarafa aktarmak ve bunu da durmaksızın gerçekleştirmek bu oyun planının neredeyse can damarıdır. Bu pas hareketi ve yön değiştirme daha hızlı hale geldiğinde rakip alanda büyük boşluklar yaratılacak buralarda oluşturulacak 2’ye 1’lerle pozisyon zenginlikleri sağlanacaktır.

Görmemiz gereken ya da en azından benim beklediğim oyun bu çerçevededir.

Frankfurt maçı sonrasında da yazmıştım; teknik adamın bu planı ile sahadaki 11 oyuncunun plan(lar)ının üst üste çakışması kolay bir senkronizasyon değildir.

Karşılaşmanın son çeyreğinde Ferdi ve Mert Hakan ile, Gurtavo’nun sarı kart gördüğü pozisyonda Rossi arasında geçen diyalog bu anlamda hem çarpıcı hem de dikkat çekicidir.

Mert Hakan geçen sene Ferdi’yi tribünde oturan futbol aklına şikayet ediyordu; oralardan buralara inmesi ve sorunun saha içinde çözmeye çalışması gelişme olsa da ortaya çıkan görüntünün hala rahatsız edici olduğunu söylemem gerekiyor.

Tüm bunların toplamından kuşkusuz yenilgi çıkıyor.

Çok yoğun bir maç temposuna girildi; bu kimilerine göre yorgunluk verici olabilir ancak ben sakatlık yaşanmadığı sürece şans olduğunu düşünüyorum. Esas sorun mental olarak buna hazır hale gelebilmek ve maç temposunu kaybetmemek.