Fenerbahçe bir büyük maçtan fazlasını kazandı.

Evet, Fenerbahçe’nin sahasında çok uzun yıllardır Trabzonspor’a yenilmeme gibi bir serisi var ama geride kalan 4 sezondur yenemiyordu da ve buralarda kaybettiği puanlar şampiyonluk yarışlarında etkili oluyordu.

Büyük maçları kazanamayan takım görüntüsü oyuncular üzerinde baskı oluşturması muhtemel bir sonuçtu.

Bunu kırmış oldu.

Diğer taraftan Fenerbahçe’nin sahasındaki maçları kayıpsız geçmesi gerekiyor; rakip kim olursa olsun.

Bunların üzerine bir de kazanma alışkanlığına sahip takım olgusu eklendiğinde sanırım üç etki tamamlanmış oluyor.

Karşılaşma sonunda futbolcuların yüzlerinden okunan ifade tam da buydu işte.

Maçı çevirebileceklerine duyulan özgüven...

Kuşkusuz bu takımın kenarda her şeyi yöneten bir teknik direktörü var.

Bazı karşılaşmalar vardır; futbolcuyla kazanırsınız.

Teknik direktör kim olursa olsun, sahada neyi yapmaya çalışırsa çalışsın, futbolcu veya futbolcular kendi kişisel becerileriyle çıkıp sonucu belirlemişlerdir.

İlk yarıdaki görüntü devam etse ve Fenerbahçe bu maçı kaybetse ya da zar zor berabere bitseydi adres teknik direktör olurdu.

İkinci yarının hemen başında yaptığı Sosa-Cisse değişikliği ve oyuncuların yerlerini oynayarak belki de maçın kaderini değiştiren hamlesi de kuşkusuz Erol Bulut’a yazılacaktır.

Sosa kötü başladı. Daha maçın başında Lemos’un yerini kaybederek kendisiyle girdiği hava topu mücadelesi sonrasında Trabzonspor’un gol bulmasıyla belki daha da morali bozuldu, bilemiyoruz, bir türlü toparlamadı.

Fenerbahçe, orta alanda top tutamadığı gibi, oyun da kuramadı.

Bu bölümde hep Trabzonspor vardı. Nwakaeme ve Abdülkadir Ömür ilk yarı hızlı oyunlarıyla hem çok etkili oldu hem de pozisyon yarattı. Trabzonspor maçı burada koparabilmeliydi.

Konuyu buraya getirmişken, Trabzonspor üzerine biraz konuşalım.

Eddie Newton’un başının üzerinde Demoklas’in kılıcı daha ilk haftada Beşiktaş karşısında alınan yenilgiden sonra sallanmaya başlamıştı. Geçen hafta Başakşehir mağlubiyetiyle ipin daha da gerilmiş olması muhtemeldir.

Takip etmiyorum, sadece tahmin ediyorum; “bu Hoca ile sezonun sonunun gelmeyeceği” yönünde kazan Trabzon’da çoktan kaynamaya başlamıştır.

Hatta geçtiğimiz hafta içinde Medya’da dolaşan Abdullah Avcı isminin de bir kamuoyu yoklaması olduğuna şüphe etmemek gerekiyor.

Kişisel fikrim, her zaman; teknik direktörlere hiç değilse sezon ortasına kadar süre verme yönündedir.

En azından Trabzonspor’un ilk yarıdaki futbolu bunu hak ediyor.

Ancak şu bir gerçek Trabzonspor tüm gücünü ilk yarıda harcamış gibi ikinci devreye başladı.

Fenerbahçe’nin biraz daha etkili oyunun geri planında bunun da olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor.

Beraberlik sayısının 51. Dakika gibi nispeten erken bir zamanda gelmesi Fenerbahçe’nin gol iştahını biraz daha kabartmış olmalıdır.

Bu sene anlaşıldı; Fenerbahçe köşe vuruşlarından çok etkili olacak.

Caner Erkin’in hakkını burada hemen teslim edelim, sezona, savunma tarafını bir yana bırakırsak, çok iyi başladı ve etkili de oynuyor. Bu haliyle Milli Takım’da olmaması büyük eksiklik olur.

İki gol duran top organizasyonundan gelirken, ikinci golü akan oyunda atan bir Fenerbahçe izledik; burada öncelikle Pelkas’tan, sonra da Cisse’den konuşmak gerekiyor.

Bir oyuncunun futbol sahasını 3 boyutlu görebilme ve ona göre oynama becerise en güzel örnek Pelkas’ın Cisse’ye attığı topuk pasıdır.

Cisse’nin iki tercihi vardı; bire bir pozisyonda rakibi ile mücadeleye girerek kendisi kaleye yönelebilirdi. Birçok forvette bu inisiyatifi görebiliyoruz.

İkinci tercihi de topu sağ tarafa Valencia’ya çıkarmaktı ki o bunu yaptı.

İşte biz buna takım oyunu diyoruz.

Cisse mükafatını 3. Golü atarak aldı.

Zaten mesele burada çözülüyor; takım oyununda herkese bir rol vardır ve bu sırayla gelir.

Cisse, pas vermeyip, kendisi pozisyonu değerlendirmeye çalışsa burada oyun bireyselleşecek ve belki de pozisyon kaçacak ve maçın kırıldığı an olacaktı; Mert Hakan’ın yaptığı gibi; daha müsait durumdaki arkadaşına pas verebilmeyi bilmek gerekiyor.

Atarsan kimse konuşmaz, kahraman olursun belki ama atamazsan, bencilleşirsin ve bu senin üzerine ekstra baskı olarak yüklenir.

Fenerbahçe ikinci yarıda takım halinde yaptıklarıyla kazanmayı hak etti.