Fenerbahçe, adaletini kendi eliyle yakan bir fenere dönüştü.

Çok anlamlı bir söz bir bankanın reklam şarkısına konu olmuştu.

“Sonunda iyiler mutlaka kazanır” diyordu; güzel de bestelenmiş müziğin eşliğinde…

Fenerbahçe üç senelik haklı mücadelesini çok önemli bir yere taşımış durumda; bir taraftan kamuoyunun vicdanında haksızlığa uğradığını göstererek aklanır ve ondan esirgenen adaleti çok büyük bir kitlenin desteği ile tekrar tekrar talep ederken, sportif anlamda da rakiplerine büyük puan farkları atarak mutlu sona doğru emin adımlarla ilerliyor.

Fenerbahçe, adaletini de kendi eliyle yakan bir fenere dönüşüyor.

Bir ay öncesinde Caddeleri dolduran kalabalıklar, Pazar günü Ankara’da anlamlı bir buluşmayı gerçekleştirirken tek bir şeyle hareket ediyorlardı; haklı olduklarının sarsılmaz duygusuyla, inancıyla…

Öyle olduğu için de ta Gaziantep’te sadece kadınlara izin verilmiş gösteride dahi binlerce Fenerbahçeli kadın, çocuk tribünlerdeki yerini kimseden bir davet beklemeksizin rakip bayan taraftarların da arasına karışarak alıyordu.

Ne demiştik üç sene önce; eğer kadınları ikna edemezseniz savunduğunuz şeyin doğruluğunu asla ispat edemezsiniz!

Bir başka ifadeyle eğer kadınlar bir davaya gönülden inanıyorsa oradaki gerçek kadınların durduğu taraftadır!

Fenerbahçeli kadınlar bunu defalarca kere yer zaman farkına aldırış etmeksizin kararlılıkla ve sarsılmaz bir inançla, inatla gösterdiler.

Tarihe bir kere daha not düşülmüştür; Fenerbahçe’yi böyle yenemezsiniz!

Kuşkusuz on üç yaşındaki bir çocuğun sevincine bile tahammül gösteremeyenler için dayanılması güç en büyük yenilgi de işte buradadır.

Kaybettiniz beyefendi!

On üç yaşındaki çocuğun sevgisi, inancı, tutkusu, kararlılığı, sarsılmazlığı karşısında hem sahada, hem tribünlerde, hem de kamuoyunun vicdanlarında yargılanıp mağlup oldunuz!

Sizin için daha büyük umutsuzluk nedir biliyor musunuz; böylesine bir güç karşısında zaten kazanma şansınızın hiç olmayışı!

Zaten biz sizi o kadar iyi tanıyorduk ki durduğunuz yere bakarak kendi yerimizi sağlamlaştırdık!

Ve biliyor musunuz; o sevincine tahammül gösteremediğiniz çocuğun gelecek kuşaklara iftiharla anlatacağı görkemli bir mücadele öyküsü var, kimseye nasip olmayacak bir gururdur bu.

En büyük yoksunluk ve mahrumiyet bu duyguyu hayat boyu hiç yaşayamamaktır!

Geçen hafta Sow’un gözlerinden dökülen yaş pınarları içten içe büyüyen o isyan duygusunun ifadesiydi; sadece gol atamamak değil, mahcup olma, görevini yerine getirememe telaşının yarattığı gerilimdi.

Üç sene önce genç bir sporcuyu “para sayma görüntüleri var” diyerek yabancılar şubesine gönderenlere inat aldığı darbelere rağmen yıkılmadan son vuruşu yapana kadar mücadelesi sürdüren Emenike kişiliği, adamlığı hakkındaki en net mesajı geçen sene bir maç sırasında oyundan çıkarken Aykut Kocaman’ın elini öperek bütün dünyaya veriyordu zaten.

Bu nedenle dünkü yaptığı o uzun mesafeli yıpratıcı, öldürücü koşuları sadece sportif bir güç gösterisi değildi.

Savunmaları çaresiz bırakan bu mücadele azminin gücü bedenden çok daha öte bir yerden geliyordu.

Anlaşılması ne kadar zor değil mi?

Ama bir o kadar da gerçek işte, gün gibi ortaya çıkıverdi.

http://twitter.com/uzaygokerman