Fenerbahçe asla tek başına bir yönetim ve yönetme sorunu değildir!

Toplumsal gelişim süreçlerini belirleyen iki ana unsur vardır; akıl ve teknolojik ilerleme.

Avrupa’da bilimsel teknolojik devrimler ve sonrasında da ortaya çıkan sanayi devrimi öncesinde çok güçlü bir “Reform ve Rönesans” hareketi olmuştu.

Feodal düzenin donmuş muhafazakâr, gerici sistemi Reform ve Rönesans süreçlerinin içinde dönüşüme uğratılarak, çok zengin bir rasyonalizm yaşanmış, aklı ön plana alan insan unsuru özgürleşerek ve örgütlenerek kapitalizm çağını başlatmıştı.

Açıkçası Fenerbahçe’nin 1998 öncesi ve sonrasını da bu çerçevede benzeştirebiliriz.

Fenerbahçe 1998 öncesinde her bakımdan geri kalmış, eskimiş, köhne bir görüntüye sahipti. Ancak içten içe güçlü bir sorgulama ve fikir hareketi de başlamıştı. İhtiyaçlar, beklentiler ve yapılması gerekenlere dair zengin bir liste çıkmıştı ortaya.

Aziz Yıldırım dönemi Fenerbahçe’nin sanayi devrimi gibidir ve o akıl hareketinin içinde olgunlaşarak realize olmuştur.

Aziz Yıldırım sadece Fenerbahçe için bir şeyler yapmadı, sportif anlamda ülkemizdeki yerleşik paradigmayı da değiştirdi. Burada gerçekleştirdiklerinin ezber tekrarını yapmayalım.

Fenerbahçe 3 Temmuz’a kadar geçen sürede her bakımdan kendisini yenilemiş, büyük, devasa bir ekonomik yapıya bürünmüştür.

3 Temmuz’dan bir süre önce Türkiye’de ve Avrupa’daki bazı ekonomi dergileri Fenerbahçe’yi bu anlamda mercek altına almaya başlamışlardı. (*)

3 Temmuz’un olma sebeplerinin arasında da Fenerbahçe’nin bu ekonomik büyüklüğünü ele geçirme, yönetme ve paylaşma amaçları olduğunu süreç içinde tartışmıştık.

Kuşkusuz her devrimin bir yarılanma ömrü vardır. Devrimler kendilerini yenilemediği zaman etkinliğini ve taşıdıkları enerjiyi yitirirler. Üstelik devrimler her zaman onu gerçekleştirenlere bir silah olarak da geri döner.

Daha önce hayal bile edemedikleri şeyleri önlerinde hazır bulanlar bu sefer daha fazlasını talep eder halde ortaya çıkarlar.

Bu da toplumsal gelişim süreçlerinin doğal bir gereği ve sonucudur. Sürekliliği ve devamlılığı olan hayatın içinde dün yoktur hatta bugün bile yetmez, sürekli yarına dair yapılması gereken hazırlıklar, beklentiler vardır.

Bilgi, bilim ancak ilerleme ve gelişim devamlı bir süreklilikle güncel kalabilir.

Fenerbahçe Devrimi’nin özellikle 3 Temmuz’la birlikte rasyonel anlamda bir durağanlık ve zamanla da gerilemeye içine girdiğini söylememiz gerekiyor.

İlerlemenin ve gelişimin motor gücü olan Aziz Yıldırım’ın 3 Temmuz’da hayatını tehdit eden süreçle birlikte ister istemez hem kendisini hem de Fenerbahçe’yi koruma refleksiyle muhafazakâr (baskıcı) bir tutum içine girmesi çok normal bir tepkidir.

Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe’nin dört bir yandan saldırıya uğraması, tehdit edilmesi ve hatta “öldürülmeye” çalışılması Avrupa’nın herhangi bir yerinde herhangi bir kurumun başına gelmiş, daha önce yaşanmış bir tecrübe değildir.

Daha önce pratiği olmayan bir süreç yönetilmeye çalışılmıştır ve elbette hatalar yapılmıştır.

Bugün ortaya çıkıp çeşitli platformlarda sanki hayatın tüm sorunlarını yaşamış, görmüş geçirmiş hikmet sahibi bilgeler gibi üst perdeden akıl verenlerin yaptığı da sadece mevcut paradigmaya eleştiri yapmaktan ibarettir.

Eğer bir ucundan tutmak ve yeni bir gelecek hazırlanmak isteniyorsa önce mevcut duruma dair teşhis yapılacak ve mutlaka da kurulu sistemin devamını sağlayan paradigmanın değiştirilmesi için çaba harcanacaktır.

Fenerbahçe asla tek başına bir yönetim ve yönetme sorunu değildirKimse Fenerbahçe’nin son dört yılı normal bir şekilde yaşadığını iddia edemez.

Normal olmayan süreçlerde ve olağanüstü bir durum varken yapılan yönetimsel hatalar ve zaaflar mutlaka olacaktır.

Daha iyi yönetme arzusu ve talebi de bunun doğal süreci olarak kuşkusuz ortaya çıkacaktır, çıkmalıdır da.

Hatta alternatif yönetimler bu anlamda görevi devralabilirler de.

Ancak bunların hiçbiri tek başına yeterli değildir; olmadığı tecrübeyle sabittir.

Fenerbahçe’nin bir ideolojisi vardır ve ideolojiler kitleler ona sahip olduğu için güçlü olarak hayatın içinde karşılık bulurlar.

Ne demiştik, Fenerbahçe’nin bir İdeolojisi olmasaydı 3 Temmuz Fenerbahçe’nin üzerinden bir silindir gibi ezer geçerdi. (**)

Ancak evde yaptıkları hesap çarşıda tutmadı, bozuldu.

Fenerbahçe taraftarı bozdu bu hesabı ve asla unutulmamalıdır.

O zaman Fenerbahçe sadece ve asla tek başına bir yönetim ve yönetme sorunu değildir!

3 Temmuz’da Fenerbahçe taraftarı yönetimin tutum ve davranışından bağımsız ve onu hesaba katmadan duruş sergilemeyi bilmiştir. O gün kimse yönetiminin ne yaptığıyla ilgilenmiyordu. Öyle olduğu için güçlüydü, etkiliydi.

Bu tecrübe yaşandıktan sonra, Fenerbahçe artık asla yönetimleri sorgulama, eleştirme veya alternatif yönetim arayışlarının içine sıkıştırılacak bir tartışma mevziisi olarak kalamaz.

Siz bu şekilde ortaya çıktığınızda sorunu çözmüş olmaz olsa olsa varolan ve çözüm bekleyen şeyin önünü tıkayan belki de onun görünmesini engelleyen daha kötüsü gizleyen yeni bir durum olursunuz.

Fenerbahçe’nin sadece bir yönetim sorunu olduğunu ortaya koyduğunuzda 3 Temmuz’un ortaya çıkardığı o kendiliğinden tavır alan ve "Gezi Ruhu’nun" da öncüsü olan toplumsal refleksi de anlamamış, zamanın gereğinin de gerisinde kalmış edilgen bir bakış açısını göstermiş olursunuz.

Fenerbahçe’nin bugün sorunu “tek başına” yönetimsel değil, Fenerbahçe’nin İdeolojisinin rasyonelleşmesini sağlayacak tabandan zengin fikir ve örgütlenme hareketini başlatacak yeni Rönesans ruhudur.

Fenerbahçe’nin mevcut yönetimine yönelecek eleştirel bir metin ve tavır alış ancak ona alternatif olacak yönetim duruşu haline gelirse anlam kazanır.

Alternatif yönetim çıkışı da mevcut yönetim eleştirisinden bağımsız, geleceğe dair plan ve programı içeren bir manifestosu olmadan eksik ve güdük, varlık nedenini kamuoyuna anlatmanın uzağında kalır.

Evet, Fenerbahçe yönetimsel anlamda muhafazakârlaşmış hatta gerici bir hal almıştır. Bunun kısa süre içinde baskıcı ve diktatör bir anlayışa dönüşmüş olması da mümkündür.

Kesinlikle bu durum Fenerbahçe’nin yaşadığı çok önemli sorundur ve aşılması da gerekiyor.

Ancak Fenerbahçe yönetiminin neden bu hale dönüşmüş olduğunun çevresel sorunlarını görmezden gelerek, tartışmadan, onun ne olduğu ile ilgilenmeden, göstermeden sanki hayatın normal akışı içinde bir anda ortaya çıkmış gibi davranmanın gelecekteki muhtemel ve potansiyel problemleri çözmek anlamında hiçbir şey kazandırmayacağı da ortadadır.

“4 Nisan Suikastının” sadece Yönetim meselesi olduğunu iddia etmek, hayatın her noktasında toplumsal muhalefet mekanizmasını göz önünde bulundurup, konu bu olduğunda sessiz kalarak, sorumluluğu başka bir yere devretmek samimi değildir.

Fenerbahçe teknolojik ve ekonomik anlamda yaratmış olduğu bu zenginlik ve refah ortamını artık akılla beslemek zorundadır.

Akıl yönetimlere teslim edilemeyecek kadar insani varoluş gerçeğidir.

Fenerbahçe’nin bugün ihtiyaç duyduğu ve yarınlarını güvence altına alacak yegâne şey tabanındaki Rönesans’ını sürdürmek, bunu kendi kendine dönüştüren, geliştiren bir mekanizma haline gelmesini sağlamaktır.

Bunu başlatacak şey yönetim eleştirisi değil, kendisini Fenerbahçe olarak yaşayan kişilerin yönetimin ne yaptığı ile ilgilenmeden hayatın Fenerbahçe’yi ilgilendiren her noktasında var ve etkin olmasını sağlayacak faaliyetleri başlatmaktır.

(*)http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=11959

(**)https://www.milliyet.com.tr/uzay-gokerman-fenerbahce-ideolojisi-1537600-skorer-yazar-yazisi/

http://twitter.com/uzaygokerman