Fenerbahçe'de muhalefet olmanın nedenselliği

3 Temmuz Darbecilerinin başlangıçta en büyük hassasiyetleri ‘Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe arasına bir mesafe koymak, ikisini birbirinden ayırmak’ üzerineydi.

Çünkü Fenerbahçe’nin marka değeri önemli ve değerliydi. Hatta futbolumuzun piyasa değerini oluşturan ana unsurdu. Bu markanın özenle korunması, ekonominin devamlılığı için şarttı.

Senaryo şöyle kurgulanmıştı; Aziz Yıldırım kötü şöhretiyle ve birkaç yönetici arkadaşıyla bu marka değeri yüksek kulübü kötü yönetmişti. O giderse Fenerbahçe emin ellere teslim edilecek ve çok daha iyi yönetilecekti.

Ancak ortada çok büyük bir paradoks vardı. Zincirleme olarak futbol piyasasının da değerini belirleyen Fenerbahçe’nin markasını bugünlere getiren kişi de Aziz Yıldırım yönetimiydi ve Fenerbahçe taraftarı bu süreci geçmişte yaşadığı tüm tecrübelerle kıyaslayarak görmüş, değerlendirmişti.

Beraberinde birçok bileşen bulunan bu markanın bir parlatma işi olmadığı, altyapısının ne kadar güçlü ve sağlam olduğunu Fenerbahçe taraftarı biliyordu.

3 Temmuz bu yapının gücünün test edilmesi bakımından yaşanmış önemli bir tecrübe olmuştur. Rakip takım ve yöneticilerinin sıklıkla dile getirdiği gibi; “3 Temmuz Fenerbahçe’den başka bir kulübün başına gelmiş olsa (gelir mi?) çoktan yıkılıp giderdi!”

Öyle olduğu için de taraftar 3 Temmuz Darbecilerinin senaryosunu, operasyona başkanla Fenerbahçe arasına mesafe koymayı reddederek cevap verdi.

Ancak şu da bir gerçekti ki Aziz Yıldırım’ı Fenerbahçe’den uzaklaştırma senaryoları 2005’ten bu yana süre gelen bir düşünceydi; altyapısı yoktu.

2006’da yaşanan Denizli Faciası tam anlamıyla fırsattı ancak o dönem Fenerbahçe’de “muhalefet” bu kadar güçlü veya organize değildi. Dahası Aziz Yıldırım taraftarın gözünde çok önemli bir başkandı. Kendisi bırakmak istemesine karşın izin verilmedi.

2010 yılına gelindiğindeyse sanırım Aziz Yıldırım üzerine oynanan oyunların farkına varmıştı. Kendisinin mahkemelerde verdiği ifadelere bakılacak olursa 2009’dan bu yana dinlendiğini ifade ediyor. Bu iddiamı kanıtlayamam, zaten teknik olarak mümkün de değil; benim düşüncem 2005’ten bu yana Aziz Yıldırım’ın dinlendiği, izlendiği üzerinedir.

Fenerbahçe’de muhalefeti; Aziz Yıldırım öncesi ve sonrası olarak iki ayrı döneme ve niteliğe ayırmak gerekiyor.

Aziz Yıldırım öncesinde Fenerbahçe marka değerini tarihi kimliğinden alıyordu. Bu nedenle kulübü yönetmeye talip olmanın amacı ve etkinliği bambaşkaydı.

14-15 Şubat 1998 tarihli kongrede Aziz Yıldırım’ın yönetime talip olma bildirisi ve yapacakları vaat listesi işte o geçmişteki bütün yoksunluk, irrasyonel kulüp yapısını değiştirmek üzerineydi.

Aziz Yıldırım gücünü o gün verdiği sözlerin fazlasıyla karşılanmasından alıyor.

Bugün Fenerbahçe Muhalefeti işte Aziz Yıldırım’ın kurduğu bu değeri yönetmek üzerine örgütleniyor, motivasyon gücünü alıyor.

Ortada bugün çok daha rasyonel bir mücadele var.

Şu soruyu sormak bile anlamlıdır; Beşiktaş ve Galatasaray’da yönetime talip olacak başkan adayı bile bulmak çok zorken, Fenerbahçe’de nasıl oluyor bu kadar çok başkan adayı çıkabiliyor?

Sadece başkan adaylarını konuşmayalım; nasıl oluyor da Fenerbahçe’deki taraftar örgütlerinin arasında Aziz Yıldırım’a karşı sistematik bir yöntem izleyen bir muhalif taraftar grubu var?

Kuşkusuz olayın önemli bir ekonomik ve bunun sonucu da siyasi boyutu olduğu da Fenerbahçe’yi derinden sarsan ve yakan bir gerçektir.

Öyle olmasaydı zaten Fenerbahçe 3 Temmuz gibi bir süreci yaşar mıydı?

Kritik soru şudur; Fenerbahçe 3 Temmuz’u yaşarken “muhalefette” olanlar ne yaptı, kimlerle ittifak kurdu?

3 Temmuz’u yöneten savcılık makamına hangi Fenerbahçeliler gidip ifade verdi? Bu ifadeler savcılık makamınca iddianameye nasıl geçirildi?

3 Temmuz süreci boyunca Fenerbahçe Muhalefeti nerede kimlerin yanında durdu ve kimlerle hareket etti?

Tarihinin en zor günlerini yaşarken muhalif duruş sergileyen kişilerin çözümün bir parçası olacak yerde, yangına benzin taşımasının anlamı nedir?

Neden 3 Temmuz sürecinin tamamlanmasına tahammül edilemiyor da bu sürekli bir iktidar sorunu oluyor?

Fenerbahçe Muhalefeti dediğimiz kişiler kimlerden oluşuyor?

İşte cevaplanması en kolay sorulardan biri de budur. Bugün Aziz Yıldırım’ın karşısına muhalefet olarak dikilip, yönetime aday olanların bir dönem Aziz Yıldırım ile çalışmış kişiler olması bir başka soruyu gündeme getiriyor.

Bir dönem Fenerbahçe yönetiminde Aziz Yıldırım’la kader birliği yapmış bu kişilerin gerçek amacı o tarihte ve bugün Fenerbahçe midir yoksa kendi çıkarları mıdır?

Mesela kendi kişisel çıkarım adına şu soruyu sorabilir miyim; kıt maddi kaynaklarla çok güç şartlarda bastırdığım, dağıtım konusunda da çok zorlandığım kitabımın Fenerium’larda satılması yönünde hiçbir yardımı olmayan Aziz Yıldırım’a karşı ben de muhalefetin tarafında saf tutmalı mıydım?

Bundan daha güzel bir sebep olur mu?

Aziz Yıldırım’ın haksızlığına uğramış kişilerin bu mağduriyetleri yönetime talip olmaları için yeterli midir?

Şu yaşanmış bir gerçek ki Aziz Yıldırım’ın kendisi başlı başına bir muhalif yaratma makinası olarak çalışıyor. O’na bir dönem yakın olmak, birlikte çalışmak bile sonun başlangıcı gibi bir şeydir. Aziz Yıldırım, her fırsatta Fenerbahçe menfaatleri söz konusu olduğunda ailesini bile tanımayacağını her fırsatta dile getiriyor ve bunu da kardeşiyle yaşadığı sorunlarla da gösteriyor.

Aziz Yıldırım’ın kişiliği çok net; 1998 ile 2015 arasında çok az değişim gösteriyor.

Şükrü Saraçoğlu’nun yenilenmesi, oraya yerleştirilen taraftarın çeşitliği ve sınıflandırılmasından bugün yaşanan güncel çatışmanın sinyallerini almış olmak gerekiyordu.

Ülker Arena bu sezon 10.000 kişi ortalamayla taraftar toplarken bu doluluk oranının gerisinde mutlaka başarı olmasıyla birlikte taraftar profilindeki farklılığa da dikkat etmek gerekiyor.

Fenerbahçe’nin Avrupa’da stadyumunda olan olaylar nedeniyle turnuvalardan men cezası aldığını ve bunun ertelenmiş olduğunu unutmamak gerekiyor.

Baştan beri ortaya koyduğumuz ve tartıştığımız, marka değeri olan ekonomik büyüklüğe sahip hiçbir işletmenin yönetimi dışarıdan gelecek zararlara karşı korumasız bırakılmayacağı temel bir piyasa kuralı olduğunu herhalde özellikle son 12-13 yıllık Türkiye siyasi yapısıyla çok iyi anlamış olmalıyız.

Taraftarlık geçmişte ne yaptığınla ölçülecek bir şey değildir; aksine eylemselliği taraftarı olduğu takımı her yerde ve ortamda karşılık beklemeksizin destekleyen ve bir sarmal gibi birbirinin üzerine eklenerek büyüyen bir süreçtir.

Sarmalın büyük halkasından küçük halkasına zamanın herhangi bir döneminde baktığınızda değerlendireceğiniz tek şey bugün desteğinizin büyüklüğünün geçmişle olan farkı olacaktır.

Taraftarı olduğun takım sahaya aynı amaç için formasını giyerek çıkmış 11 futbolcudur. O sırada 11 futbolcudan başka hiçbir şey o takımı tarif edemez, yerine geçemez; kıyaslanamaz.

Taraftar 90 dakika süresince sahada mücadele eden o 11 futbolcudan ve yaptığından başka işlerle uğraşıyorsa konu taraftarlıktan çıkmış başka bir niteliğe bürünmüş olur.

Futbolun temel paydaşlarından biri olan taraftar sahada oynanan futbolun kalitesinden de elbette sorumludur. Bu nedenle de taraftarlık kurumunun gelişimi de bu çerçevede yukarıda tarif ettiğimiz sarmalın tarifine uygun şekilde olmalıdır.

Bütün bu çerçevede “nasıl” muhalefet olmayı bir daha düşünelim.

http://twitter.com/uzaygokerman