Fenerbahçe'de sorun sistem kurup yönetememek mi, yönetimin sistemsizliği mi?

Çağımızda iki şey sürekli birbiriyle karıştırılır hale geldi.

Sistem ve yönetmek…

Hangisinin birbirinden önce yerine geçerek kullanıldığı da çok önemli bir detaydır.

Güncel bir konudan hareketle şöyle örneklendirebiliriz. Schengen uygulaması bir sistemdir ve içeriğinde birçok bileşeni beraberinde getirmektedir. AB üyesi her ülke Schengen’i kendisi yönetiyor. AB üyesi olmayan Türkiye’nin Schengen kapsamına alınmasıysa sistemin karmaşık yapısından ötürü siyasal ve yönetimsel anlamında uygun olsa da sistemin aradığı bazı kriterlerden ötürü gerçekleşemiyor.

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin başına geçtiğinde Kulüp gecekondudan farksız bir görüntü sergiliyordu. Yapılması gereken o kadar çok şey vardı ki!

Kulüp hem doğru yönetilmeliydi, bunun için bir sistem kurulmalıydı hem de sistemin işler hale gelebilmesi için de zenginleştirilmeli, kaynaklar yaratılmalıydı.

Aziz Yıldırım’ın bana göre spor tarihimizin genel “paradigmasını” da değiştiren devrim niteliğindeki sistem kurgusu çok büyük bir başarıdır.

Geriye dönerek yapısal anlamda Fenerbahçe’nin tüm bileşenlerini incelediğinizde bu başarıyı görürsünüz.

Yine güncel ve basit bir örnek verelim.

Fenerbahçe Basketbol Takımı Euroleague’in ilk 16 takımı arasında yer alıyor. Euroleague hem bir markadır hem de ticari bir kuruluştur ve Fenerbahçe aynı zamanda bunun bir parçasıdır. Örneğin Fenerbahçe’nin Euroleague’de mücadele etmesi için aynı Anadolu Efes gibi Türkiye’de şampiyon olmasına gerek yoktur. Hatta güncel bir konu olan çeşitli dayatmalardan ötürü belki de Lig’de oynamasına bile gerek olmayabilir.

Euroleague için gerekli kriterleri sağlaması yeter şarttır ki bu Fenerbahçe’de fazlasıyla vardır.

Fenerbahçe bu planlamayı yüzüncü yıl şampiyonluğundan itibaren yürürlüğe koymuştur. Planlamanın içindeki en önemli parça olan salon kriteri Türkiye’de örneği olmaksızın yerine getirilmiştir.

Fenerbahçe’nin bugün tüm salon takımlarına hizmet eden ve eşi benzeri olmayan bu spor kompleksi çok önemli bir planlama ve sistemin sonucudur.

Zaten basketbol bu sistematiğin içinde kendi kurgusunu sağlamış ve iç dinamikleriyle, dışarıdan az müdahaleyle istikrarı sağlamış bir model oluşturmuştur.

Bu tarafından bakıldığında örneğin Ülker Arena’da fazlasıyla bilinçli, basketbolu seven ve anlayan bir taraftar topluluğu yaratmıştır. Dün oynanan Galatasaray-Fenerbahçe yarı finali için Abdi İpekçi’de toplanmış ve Obradoviç’in yüzüne balgamla karışık tükürecek kadar kendini kaybedebilen taraftar kitlesiyle karşılaştırdığınızda nitelik fark ortaya çıkmaktadır.

Bu modelin içinde Başkan Aziz Yıldırım en ön sırada karşılaşmaları izleyen sıradan Fenerbahçe taraftarının ötesinde bir yerde değildir.

Öyle olması da sistemin gereğidir.

Zaten dünyadaki gelişimler tüm sporları karmaşık süreçler haline getirmiştir ki basketbol bunlar arasında formülasyonu en karmaşık dallardan biridir.

Bir takımın 3.1 saniye kala hangi oyuncu seçimleriyle nasıl hücum ya da savunma yapacağı otuz saniyelik bir arada hemen karar verilmesi gereken bir süreç yönetimidir.

Her oyuncunun parke üzerinde yaptığı tüm eylemler istatistiksel bir veridir. Bu veriler tek başına bir anlam ifade etmezken bir araya geldiğinde bilimsel bir yapının oluşmasının temelini oluştururlar.

Aziz Yıldırım ya da herhangi başka bir yöneticinin bu sistemin içinde kendisine yer bulmasına imkân yoktur!

Basketbolda üst düzeydeki farkları işte bu detaylar belirler ki son Euroleague finali bunun çok güzel örneğidir.

Evet, parke üzerinde olduğu kadar dışında da süreç yönetimlerine ihtiyaç vardır ancak bunlar için de yine profesyonel yöneticilerin becerileri devreye girer. Aziz Yıldırım’ın olaylara nasıl müdahalede bulunduğunu artık çok iyi biliyoruz. Böyle bir modelle Euroleague yönetiminde temsil ve lobi faaliyetinde bulunamazsınız.

Hep bunun altını çiziyoruz işte Fenerbahçe’nin yönetimsel sistem modelindeki en önemli eksik de budur.

Peki, basketbol böyle de futbol farklı mı?

Liderlere dayalı egosantrik yönetim modeli Türkiye’nin genetik yapısına işlenmiştir. Bu ne bilimseldir ne de modern!

Fenerbahçe son on yılda sportif anlamda hep doğru işler yapmasına rağmen ısrarla müzmin ikinciliklere mahkûm kalmasının temel nedeni de budur.

Oysa Fenerbahçe’nin kaynakları ve potansiyeline kıyasla çok daha başka yerlerde olabilmeliydi.

Fenerbahçe futbolda da böylesi bir sistemi kurgulayabilmiş olsaydı 3 Temmuz kumpasını kurgulayanların eline gereksiz bir sürü malzeme verilmemiş olurdu.

3 Temmuz’un özündeki telefon tapelerinin tamamı anonim yönetim anlayışının sonucudur ve Türkiye’de futbol böyle yönetilmektedir.

3 Temmuz sürecinde dinleme kararı alınmış tüm takım yöneticileri, Trabzonspor da dâhil olmak üzere dinlemelerden tuhaf konuşma kayıtları vermiştir. 3 Temmuz’dan birkaç gün sonra yazmıştım. Madem böyle bir dinleme yapıyorsunuz 18 kulüp yöneticilerinin tamamını dinlemeye alsaydınız da diğerleri neler yapmış öğrenseydik!

O tapelerde konuşulanların tamamı neredeyse Türkiye’de iş yapan kişilerin günlük hayatlarında daha fazlasını kullandığı türden diyaloglardır. Trabzonsporlu yöneticileri yaptığı konuşmaların 3 Temmuz sürecinde üzerinde durulmaması hatta cezaya dönüşmemesi davanın kumpas kurgusunu temel dayanaklarından biridir.

Modern sistem yönetimlerinde böyle diyaloglar göremezsiniz.

Fenerbahçe bu modeli de kurmaya çalıştı. Özellikle futbolda Aykut Kocaman, Şirkette CEO hamleleri çok önemli hareketlerdi.

3 Temmuz olmasaydı asla Aykut Kocaman bu takımın başında üç sezon görev yapamazdı. Gitmesinin bir numaralı nedeni Aziz Yıldırım’ın futbola müdahalesiydi. Fenerbahçe Aykut Kocaman Projesi’nden bir Alex Ferguson-Manchester United Modeli üretebilirdi. Ancak işleyen sisteme yapılan kişisel iradeye dayalı yönetimsel müdahaleler sonucu peş peşe başarısızlıkların ve tekrarların yaşandığı süreçlere dönüldü.

Tamamladığımız sezonunun başında Pereira için ne yazıyorduk; “zamana ihtiyacı var!”

Geçmiş yıllarda kaybedilen o kadar çok zaman var ki bunu artık insanlara anlatmakta zorlanıyorsunuz. Her sezon yeni bir başlangıç olur mu?

Fenerbahçe bugün çok büyük bir değer, kompleks bir yapı ancak doğru sistemi yok.

Aynı Türkiye gibi…

Bir Amerikan Başkanı’nın kamuoyunun önüne çıktığında nasıl fotoğraf vereceği bile tesadüflere yer bırakmayacak şekilde bir Hollywood yönetimi gibi planlıdır.

Oysa Türkiye’de o fotoğrafın nasıl oluşacağını önceden kimse bilmez, liderin kendisi bile.

Öyle olduğu için de başarıda ve başarısızlıklarda kim nerede duracak, nasıl tepki verecek tüm bunlar plansız, programsızdır.

Başarı da başarısızlık da önceden planlanabilmelidir.

Fenerbahçe Başkanı, Ergin Ataman’a bağırdığı kare benzeri bir fotoğraf vermemelidir. Kuşkusuz Pereira gibi takımı sahada gol yediği sırada bacak bacak üstüne atarak kahve yudumladığı anın fotoğrafı da olmamalıdır.

Barcelona’nın neredeyse her seviyedeki tüm futbol takımları zincirleme aynı sistemin içinde birbirini destekleyen ve tamamlayan bir futbol anlayışıyla yönetilmekte, oynamaktadır.

Real Madrid ise daha çok Fenerbahçe modeline yakındır.

Atletico Madrid modeliyse bir teknik direktörün kendisinin yıllara dayalı ısrarının sonucu bugün artık Avrupa’da finaller oynayan, kupalar kazanan takım olmuştur.

Sevilla’nın üç sezondur yaptığı şey İspanya’nın Avrupa ve Dünya futbolundaki kayıtsız şartsız hâkimiyetinin ilanıdır.

Fenerbahçe yıllardır sistem kurup onu doğru kişilerle yönetmekle yönetimin müzmin sistemsizliği arasında bir türlü yapması gerekeni gerçekleştiremiyor.

http://twitter.com/uzaygokerman