Fenerbahçe’de Emre Belözoğlu teknik direktör olarak göreve başladığı ilk karşılaşmada 3 puan alarak Süper Lig’de Galatasaray ve Beşiktaş’ın yenildikleri haftada takımını ikinci sıraya çıkarmayı başardı.

Dahası 3 gün sonrasına ligin seyri açısından bambaşka bir senaryonun gerçekleşmesi adına hem takımına hem camiaya umut verdi.

Sezonun tamamlanmasına 10 hafta kala Casino deyimiyle yeni deste kartları açıldı ve dağıtılmaya başlandı.

Şansı da yanında olan takımın yarışta bir adım öne geçeceği çok açık olarak görünüyor.

Neden şans?

Beşiktaş’tan başlayalım.

Bugüne kadar dar kadrosunu şansının da yaver gitmesiyle birbirleriyle oynamaya alışkın bir takım görüntüsüne çeviren Sergen Yalçın Milli ara sonrasında takımlarından sakat gelen oyuncular nedeniyle kadro kurmada zorluk yaşadığı ilk maçta Kasımpaşa karşısında tökezledi.

Galatasaray zaten haftalardır gel gitleriyle 11 puan kaybetti. Aslında kadro istikrarsızlığı bakımından Erol Bulut’un Fenerbahçe’sinden çok büyük farkı yoktu ama ismi Fatih Terim olunca hem toleransı hem de kapladığı alan başka oluyor.

İşte ligin kalanını belirleyecek öncelikli mesele şans faktörü olarak böyle öne çıkıyor.

Fenerbahçe’nin geçen hafta sosyal medyada paylaştığı iki fotoğraf vardı.

Biri topluca yenilen yemeğe aitti, ikincisi de Samandıra’da tüm futbol ekibini gösteren antrenmana...

Haftalardır bunu kim akıl edememişti de bu iki fotoğraf şimdi ortaya çıktı, merak konusu.

Gol sonrası takımın kenetlenen görüntüsünü de üçüncü fotoğraf olarak eklediğimizde sac ayağı tamamlanmış oldu.

Fenerbahçe’nin sorunu nelerdir diye bir araştırma yapılsa en başa yazılacak gerçek işte budur.

Dünkü oyun her ne kadar istenilenin uzağında duruyorsa da Fenerbahçe’yi daha önce başarıdan uzak tutan oyun değil, takım içindeki dağınıklıktı.

Kimse kendisini kandırmasın oyun dediğimiz şey Süper Ligin çok uzağında bir gerçeklik.

Adı kim olursa olsun, diyelim ki devreyi 1-0, 2-0 geride tamamlıyorsa ve akıllara “ikinci yarı teknik direktör hangi oyuncu hamleleri yapmalıdır” şeklinde bir soru ile konuya giriliyorsa orada bir oyundan söz etmek mümkün değil.

O gün sahaya çıkan oyuncu grubunun tesadüfen kimyasının tutması ya da tutmaması sorunu vardır ki gerçek böyle bir şeydir.

Beşiktaş, Kasımpaşa karşısında yedek kulübesinde hamle yapacak oyuncu sıkıntısı çekmişse ve alternatif B Planı sahadaki oyun, yerleşim değil de bir futbolcu ismiyse burada takımların veya teknik direktörlerin farklarından söz edebilmek ne kadar mümkündür ki?

Öyle olmasa, Erol Bulut’a yöneltilen, “tecrübesi Fenerbahçe’yi taşımaya yetmiyordu” eleştirisinin etkisi geçmeden daha önce hiçbir teknik direktörlük deneyimi olmadığı halde Fenerbahçe takımının Emre Belözoğlu’na teslim edilmesi karşısında “bakalım göreceğiz” yorumu yapılabilir mi?

İşler yolunda giderse, tabelada arzulanan sonuç alınırsa güzelleme, tam tersi olursa bilindik, beklenen yorumlar gelecekse onu bugün söylemek gerekmez mi?

Maça gelebilecek olursak.

Kadro Emre Hoca’nın öncelikli olarak inandığı güvendiği isimlerden oluşuyordu. Bu böylesi başlangıç için gereklidir. Doğru mudur yanlış mıdır bu başka bir şeydir.

Ancak Fenerbahçe’nin sezon başından bu yana hangi sebeple açıklanacak olursa olsun ortada bir akışkanlığa döneşemeyen oyun sorunu Denizlispor karşısında da önplandaydı.

Fenerbahçe bu sezon maç başına ceza sahasına en fazla top gönderen takım durumunda; 46.

Her top ceza sahasında bir oyuna dönüşmüyor. Fenerbahçeli oyuncular bu topların 21 ile oynayabiliyorlar. %50’nin altında kalan bir isabet söz konusudur.

Bire bir aynı anlam ifade etmese de bu maçta Fenerbahçe’nin ceza sahasına yaptığı orta sayısı 10/37 oldu.

İkisi hariç 13 korner kullandı. O ikisi de gol oldu, biri ofsayt gerekçesiyle sayılmadı.

20 şut çekti, 2 isabet sağladı.

Caner Erkin 121 defa topla buluştu. 19 orta yaptı. Ona en yakın sayı Szalai 75, Gustavo 72, Serdar Aziz 71.

Bu sayılardan bir veri çıkıyor ortaya; oyunla bir araya getirdiğinizde görüntüyü tamamlamış oluyorsunuz.

Emre Belözoğlu’nun elinde asla bir sihirli değnek yok.

Haftalardır oluşmuş bir yapıyı başka bir şeye dönüştürmek zaten riskli bir tercih olur.

En iyi seçenek bu oyuncu grubunun içinden birbiri ile oynamaya alışkın ve ezber yapan bir kadro yapmak ve kalan 9 haftada bu grubun sakatlık ve cezalılarla bozulmamasını da umarak sezon sonunu getirmeye çalışmak.

Bunun için pragmatist hareket etmek gerekiyor.

Mesela ben Emre Hocanın yerinde olsam Samatta ile maçı tamamlardım. Burada devamlılık çok önemli.

Pelkas’ın düşüşü dikkat çekici, nedenlerini sorgulayacak zaman yok oraya İrfan Can’ı monte edebilmeyi başarmak gerekiyor.

Diğer taraftan Valancia, Pelkas, Osai, Ozan... Bu futbolcuların karşılaşma boyunca özellikle kaleye şut tercihlerinde gösterikleri egoizme Hocanın Samandıra’da dikkat çekmesi gerekiyor. 1-0’dan sonra serbestlik gösterilebilir ama o gol gelmediği süre boyunca takımın sırat köprüsünden geçmeye çalıştığını oyuncu grubunun artık anlaması gerekiyor.

Az önce belirttim. Caner Erkin herkesin ezbere bildiği ortaları yaptığı sürece hiçbir işe yaramıyor.

Samatta’ya yaptığı asist ve İrfan Can’a yerden gönderdiği pas farklıydı ve rakibi boş anında yakaladı. Oyunu artık ancak böylesi beklenmedik hamlelerle değiştirebiliyorsunuz.

Caner bu farkı yaratır mı; isterse ve konsantre olursa mutlaka. Ezbere, gözü kapalı oynarsa bu toplar rakibe adrese teslim haline gelir.

3 gün sonra Yeni Malatya sınavı çok daha zor geçmeye adaydır. Hatta çok daha sert oynanacaktır.

İyi bir başlangıç ve güzel bir fırsat.

Galatasaray’ın bay geçeceği, Beşiktaş’ın da Alanyaspor ile oynayacağı gözönünde bulundurulursa her oyuncunun yardımlaşmayı önplana alan sonuca gidecek futbol anlayışıyla sahada görev yapması kaçınılmazdır.