Fenerbahçeli, "dik dur ve gülümse; bırak neden gülümsediğini merak etsinler!"

Alex de Souza gitti…

Alex’e duyulan sevgiyi büyüten şey, onun insanlığı, ailesiyle bizden biri haline gelişi, çocukları, karısı, büyük futbolculuğu, sahadaki duruşu ve hiç kuşkusuz Fenerbahçeliliğidir. Giderken de söylediği gibi Fenerbahçe bir futbolcusunu kaybediyor ama tribünlerde yeni bir koltuk açılıyor, taraftar kazanıyor.

Böylesine büyük bir futbolcunun gidiş yöntemi bu olmamalıydı. Başka bir yolu olmalı, mutlaka olmalıydı ama becerilemedi, yönetilemedi. Maalesef Fenerbahçe kişi yönetimi, insan ilişkileri konusunda olağanüstü başarısızlık ve yeteneksizlik sergiliyor.

Daha da kötüsü; öğrenemiyor! Bunun da en güzel ifadesi yaşanan süreçlerin birbirini tekrar etmesiyle ortaya çıkıyor.

Bunu sadece yönetim şekli, oradaki kişiler özelinde söylemiyorum; bu Fenerbahçelilerin iliklerine kadar işlemiş bir çıkmaz, sorundur.

Olayları soğukkanlılıkla değerlendirmesini öğrenemeyen, sürekli duygularıyla tepki veren ve esas önemlisi de yönlendirilen bir doğası var.

Bugün yönetimi, Aykut Kocaman’ı eleştiren hatta bu yazıyı okuma sürecinde yazara kızan, ona hiddetlenenler mantığı, aklı, sezgileriyle mi yoksa duygularıyla mı tepki veriyorlar?

Alex’in gidişi nasıl Fenerbahçe ve Fenerbahçeli için bir travmaya dönüşüyor, bunu oturup düşünmek gerekiyor.

Alex gitti… Şimdi ortada başka bir durum var ve hayat devam ediyor.

Ve hemen herkesin Alex’in sessizce giderken de ondan öğreneceği bir şeyleri olmalıdır. Alex bu mesajı defalarca kere verdi, bir kere daha altını çizdi:

Aslolan Fenerbahçe’dir!

Kişiler gelir gider; ancak kurumlar baki kalır.

Alex sevgisinin yarattığı boşluğu şiddete dönüştürmeden, etrafta ne var ne yok kırılıp dökülmesine izin vermeden, sevgiyi de üzüntüyü de doğru ve yakışan şekilde yaşamak Fenerbahçe’ye ve Fenerbahçeliye yakışan doğru davranış şekli olacaktır.

Fenerbahçe altyapısal bütün eksikliklerini tamamladı. Maddi varlıkları sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da konuşulur durumda, özenilen bir noktaya geldi.

Ancak düşünsel, fikirsel, ilkesel değişim ve dönüşüm istenilen hızda bu maddi oluşumu takip edemiyor.

2010 ve 2012 yıllarında son maçlarda kaybedilen şampiyonluk sonrasında stadyumun geldiği durum bir anlamda Fenerbahçe’nin yaşadığı her olumsuz sonuçta kendisini tekrar eden bir şeye dönüşüyor. Alex’in gidişiyle ortaya çıkan durum da bu iki olaydan pek farkı kalır şekilde gelişmiyor.

Bu örnekleri tamamen simgesel olarak veriyorum yoksa geri planında yatan diğer gerçekleri yok sayıyor, görmezden geliyor ya da önemsemiyor değilim.

Fenerbahçe tekrarlardan kurtulabilmelidir.

Fenerbahçe tartışmayı, birbirini dinlemeyi öğrenebilmelidir. Demokratik gelenekler yaratmak geleceği doğru kurgulamanın ve içinde yaşayacak herkesi mutlu etmenin biricik yoludur.

“Fenerbahçe” etrafındaki güç birliğinin bozulmasına izin vermemelidir. Çünkü ortada çok büyük hedefler var ve bunları gerçekleştirme sürecinde en önemli değer bu birlikte duruş olacaktır.

Dün karşıma Che’den rastlantısal olarak iki cümle çıktı. Belki Alex ile Che arasında kurulan “Comandante” ilişkisinden kaynaklanmış da olabilir.

Che diyor ki; belki hiçbir şey yolunda gitmedi; ama hiçbir şeyde beni yolumdan etmedi.

Ve yine ekliyor;

“Dik dur ve gülümse; bırak neden gülümsediğini merak etsinler.”

Tıpkı Alex’inattığı her gol sonrasında gülümsemesinin verdiği o tatlı huzur gibi…

Güle güle Kaptan, hizmetlerinden, emeklerinden dolayı sana teşekkür az gelir.

http://twitter.com/uzaygokerman