Erol Hoca, hafta içinde Samandıra’da yaptığı toplantıda “oyun planı yok” eleştirileri üzerine çok imalı bir cevap verdi; “oyun planımız yok, çıkıp tesadüfen maç kazanıyoruz, o kadar gol atıyoruz.”

Dünkü Yeni Malatya maçını 1-0 bile kazanmış olsaydı öyle ya da böyle bu açıklaması futbol kamuoyu için yeterli olacaktı.

Ancak üst üste Konyaspor, Beşiktaş’tan sonra Yeni Malatyaspor’a da kaybedince işte bu cevabın ayakları havada kaldı.

Bundan 30-35 sene önce sezonun tam da bu zamanlarında gazetelerde şöyle başlıklar atılırdı?

“Ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali?”

Yıllar sonra aynı soruları düşündüren bir Fenerbahçe gerçeği ile karşı karşıyayız.

Peki, Fenerbahçe’nin sorunu ne?

Oyun planı mı yok?

Futbolcu topluluğu mu yetersiz veya son yılların geçer deyimiyle vasat?

Teknik direktörü mü yetersiz?

Yoksa futbol aklı mı yanlış kurgulandı?

Tüm bunların toplamı, hepsinden sorumlu yönetim mi?

Yeni Malatya karşılaşması sonuçlandıktan kısa bir süre sonra İzmir’de Fenerbahçe Beko önde götürdüğü maçı 83-79 kaybetti.

Futbol bu ülkenin çözümlenmesi en zor problemidir; bunun için mesela herhangi bir yöneticiye “neden başarısız oldun?” sorusunu hakkıyla soramazsınız.

Ama basketbol Fenerbahçe için öyle değildi. Yıllardır, futboldaki hüsrandan kaynaklı enerji, salonlarda boşalıyordu.

Fenerbahçe taraftarının yüzü gülüyordu.

Bugün Fenerbahçe’nin basketbol şubesi dibi gördü.

Evet, az önceki sorduğumuz soruların cevaplarını elbette yönetimin olaya bakışında aramak gerekiyor öncelikle.

İşleyen tüm düzeni her anlamda değiştirmeye soyundu ve 2,5 senenin sonunda geldiğimiz yer de burası.

Son üç sezondur her şeye sıfırdan ve yeniden başlama mecburiyetinin sonucudur bu yaşananlar.

Burayı neden konuşuyoruz, çünkü düzeltecek kişiler buralarda olduğu için.

Taraftar maçı kazanmak ister, kiminle kazandığının önemi yoktur ama kaybederken herkesi sorumlu tutar. Bu nedenle mesele hep sahadaki kalite ve yetenekte aranır.

Bu bakış açısını destekleyen bir anlayışla Fenerbahçe’nin yönetimi değişti.

Ama hatalıydı!

Mesele futbolcu grubunun kalitesi veya yeteneğinde düğümlenmediğini son yıllarda Süper Lige etki eden takımlara bakınca görebiliyoruz.

Bir kısmı Fenerbahçe’den giden ya da gönderilen oyuncularla başarılı olmayı sürdürüyor.

Bugün vasat olarak etiketlendirilip takımdan gönderilecekler de yarın bir başka takımın forması altında başarılı olmaya devam edecekler.

Dün akşamki maça bakarak “Fenerbahçe’nin bir Umut Bulut’u, bir Adem Büyük’ü yok” diyebilir miyiz?

Kuşkusuz böyle değil; Fenerbahçe’nin dün bir oyun planı, sahada bu değiştirecek bir aklı, sorumluluk sahibi bir futbolcusu yoktu.

Erol Hoca bunun tersini söylemeye çalışsa da görüntü bizi buraya getiriyor.

Kaç defa topu alan oyuncu elini iki yana açarak çaresiz kaldığının gösterdi ekranlara. Gökhan taç atarken defalarca kime göndereceğini bilemedi.

İlk yarıda Fenerbahçe’nin en etkili olduğu sağ kanatta Ferdi, Gökhan ve Mert Hakan topları paylaşamadı ve birbirlerine etkili pasları veremediler.

Cisse’ye top gitmiyor.

Ozan sanki büyük mücadele veriyormuş gibi bir duruş sergiliyor, topu alıyor, kaleye ilerliyor ve her fırsatta şut çekiyor.

Caner her bulduğu topu ceza sahasına gönderiyor, içeride kim var yok önemli değil.

Diğer tarafta da Gökhan aynı şeyi yapıyor.

Ve bu topların hepsi kaleci Ertaç için antrenman oldu, dün akşam.

Şimdi buraya bakıp Fenerbahçe’nin bir oyun planı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Söylerseniz sorunu kaçırırsınız; önce Erol Hoca bunu terk etmelidir.

Psikolojik etki...

Fenerbahçe “takımı” 21. dakikada 2-0 geriye düştüğü an maç bitti. Dışarıya verilen mesaj net olarak bu oldu.

Bu kırılganlıktır.

Rakip takımlar zaten birkaç haftadır buna göre maça çıkıp, ilk 30 dakikada işi bitirmeye çalışıyorlar.

Geçen sene Emre Belözoğlu 60. Dakikadan sonra oyuna girip, isyan ediyor, maç değiştiriyordu. Dün akşam girenlerin hiçbir katkısı olmadı. İçeridekiler zaten maçı bu hale getirmiş, başedememişlerdi.

Mümkün olduğunca özet bir şekilde sorunları alt alta ve birbiriyle ilintisi kopardan yazmaya çalışıyorum.

Son olarak da en çarpıcı soruyu soralım.

Ya dün tribünler dolu olsaydı?

Bu soruya farklı cevaplar gelebilir ancak Fenerbahçe’nin son yıllardaki o taraftar profili gözönüne getirildiğinde aslında hiç de kolay bir durum olmayacağını söylemeliyiz.

Evet belki o tribün etkisiyle belki futbolcular bu kadar etkisiz, vurdum duymaz ve mücadeleden uzak kalamazlardı ancak yine de 12 maçlık performansa baktığımızda meselenin en güçlü yanı taraftar baskısından uzak işini yapma rahatlığından da söz etmezsek resmin bütününü görmemiz eksik kalacaktır.

Fenerbahçe’yi bu duruma kim getirmişse onlar çıkaracaktır. Burada yazılanlar sorunu çözme yolunda köstek olmak değil, destek çıkmaktır.

Hiç kolay değil ancak bu sorumluluğun altına girmek böylesi zamanlarda mücadele edebilmeyi de mecbur kılar.

Bu sorumluluk sahiplerinin en başta gelenleri çevrelerinde doğru kişileri dinlemeyi ve onlarla hareket edebilmeyi başarabilirlerse Fenerbahçe için hiçbir şey geç değildir. Ancak yapılan hatalardan ders alınmak yerine ısrar edilirse...

İşte o zaman...