Fenerbahçe'nin zorlu sınavı ve UEFA'nın Fred tutumu

Geçen hafta Salı gecesi dakikalar 30 gösterdiğinde skor 3-0 olmamışsa Fenerbahçe’nin şansı Shakhtar ve Lucescu’nun da büyük talihsizliğiydi. Oyunun bu bölümüne kadar Fenerbahçe sahada (sol ayaklı bekiyle sağda mücadele etmeye çalışırken) nasıl duracağını bile bilmez bir şekilde dolanırken; rakibi tüm ezberini ortaya koyuyordu.

Satranç oynayanlar bilirler, bazen ne yapacağınız konusunda inisiyatifi karşı tarafa bırakıp, onun planına göre hareket etmeyi tercih edersiniz; pasif bir oyun anlayışıdır bu.

Eğer oyuna hâkimseniz hamle üstünlüğünü rakibinize vermenizin küçük bir dezavantaj dışında bir etkisi olmaz, hatta bazı durumlarda bundan yararlanmanız bile mümkündür. Çünkü karşı tarafın neler yapabileceğini, nasıl oynadığını görmüş olur, kartlarını meydana çıkarırsınız.

Oysa o sizin neler planlıyor olduğunuzu ya da kapasitenizin sınırlarının nerelere uzanıyor olduğunu bilmiyor veya farkında değildir.

Fenerbahçe-Shakhtar karşılaşmanın ikinci yarısının başka bir senaryo ile oynanmasının nedeni de buydu.

Fenerbahçe yarı yarıya yenilenmiş bir takımdır. İsim isim incelediğimizde sağ kanatta yaşanan o maça dair sorunu bir kenara bırakırsak, kadrosunda yerleşik sadece savunma oyuncularının olduğunu görebiliyoruz.

Alves - Caner Erkin/Gökhan Gönül (Şener?) – Mehmet Topal dışında kadrodaki tüm oyuncuların görev anlayışı ve ismi değişmiş durumda.

Tarihçeyi Daum’dan başlatırsak, Fenerbahçe’nin son 10 yıldaki teknik direktörlerinden hangisi olursa olsun Nani ve Diego’yu aynı anda sahaya sürmezdi. Çünkü Fenerbahçe’nin oyun anlayışı böyle bir taktik yapı ve dizilişi kabul edemiyordu.

Fenerbahçe’de en son 2006-2007 sezonunun başında Zico geldiği sezon 4-4-2 ile oynamayı denemiş ve daha ilk maçta bundan vazgeçilmişti.

Açıkçası geçen haftaki ilk Shakhtar tecrübesinin de bu anlamda büyük bir hezimete dönüşmemiş olmasını da artık şans mı diyelim yoksa mucize mi, bir anlamda bütün sezonun senaryosunu değiştirmiştir.

O maç 3-0 sonuçlanmış olsa bugün çok farklı şeyler konuşuyor ya da tartışıyor olurduk.

Az da olsa bu akşamki maçta yine böylesi bir olasılık bulunmakla birlikte işlerin değiştiğini, artık başka bir seviyede ve anlayışta bir karşılaşma olacağını tahmin ediyor, bekliyor ve dahası umuyorum.

Çünkü Fenerbahçe, Shakhtar’ın ne şekilde oynadığını biliyor.

Fenerbahçenin zorlu sınavı ve UEFAnın Fred tutumuPereira’nın olaya biraz daha pragmatist yaklaşmasında yarar var.

Şu bir gerçek ki Fenerbahçe’nin hücum ve savunma blokları birbirinden kopuk oynuyorlar. Rakiplere karşı verilen pozisyonların bir bölümü oyuncuların bireysel yerleşim ve hatalarından kaynaklanıyor gözükse de kişisel fikrim, oyun düzeni ve takım kurgusunun neden olduğu bir sorun var ortada.

Mehmet Topal’ın yaptığı gibi takım hücuma çıkarken topu rakibe teslim etmekten söz etmiyorum; böylesi majör hatalar, hele üst seviyelerdeki takımların, asla yapmaması gereken hareketlerdir. Basit oyna, topu taca, kornere at hatta geriye dön kalecine ver ancak hücuma çıkarken ve seti yerleştirmişken rakibe teslim etme! Çünkü işte bu çoban matı gibi bir şey oluyor, ayağınla rakibine gol sunuyorsun.

Pragmatist yaklaşmak ne demek?

Pereira’nın kafasında bir model olduğu belli ve bunun köklü bir değişim yaratacağı da gerçek, ancak bunun için takıma zaman vermek de gerekiyor.

Özellikle iki ayaklı ve eleme turlu etaplarda gol yemiyor olmak kazanmaya giden yolun yarısı demektir.

Fenerbahçe gol yemediği her dakika tura yaklaşacaktır. Bu nedenle takım savunmasının daha az riskle kapalı ve kendi kalesine yakın, 4-4-2’nin orta sahadaki dizilişinde mutlak surette iki stopere yakın oynayacak bir oyuncunun olması önem taşıyor.

Shakhtar’ın ilk maçtaki kadar rahat olmayacağını tahmin ediyorum. Çünkü turu geçmek için onların da gol atması gerekiyor.

0-0’lık bir sonuç elbette yenilgiden daha avantajlıdır ancak gol atma zorunluluğu getirdiği için hem riskli hem de sıkıntılıdır.

Fenerbahçenin zorlu sınavı ve UEFAnın Fred tutumuSow’un etkinliği ve etkisi üzerine…

Fenerbahçe’ye geldiği ilk sezonda Sow ileride tek başına oynuyor, daha az kşuyor ancak gol vuruşu bölgelerinde daha isabet sağlıyordu. Daha sonra Aykut Kocaman 4-3-3 formatını yerleştirince Sow ilerideki hareketli üçlünün içinde koşan, mücadele eden ancak gol bölgelerinden de uzak, gol vuruşu anında da biraz yorgun ve isabetsiz bir futbolcuya dönüştü.

Pereira’nın sisteminde Sow yine ilerideki ikilinin bir parçası olarak klasik santrafor gibi oynamaya başlayınca gol sayısı da arttı.

Bunun Fenerbahçe’ye etkisinin bu sezon yüksek olacağını tahmin ediyorum. Bugünkü maçta da Sow’a çok iş düşecektir.

Bir de şu Fred konusu var.

Taurasi olayından beri bu türden olaylara dikkatli yaklaşıyorum. Türkiye’de öyle akıl almaz olaylar oluyor ki açıkçası herkesi şaibe altında bırakıyor. Taurasi Doping Skandalı Hacettepe Üniversitesi’nde yaşanmış büyük bir hatanın sonucudur. Kasıt var mı yok mu, bilmiyoruz, ancak asla normal olmadığı bir gerçektir. (*)

Fenerbahçenin zorlu sınavı ve UEFAnın Fred tutumuSonuçlarından Fenerbahçe etkilenmiştir. Son yıllarda böylesi hataların ve uygulamaların Fenerbahçe’ye rast geliyor olması tesadüf müdür?

Dünyanın hangi coğrafyasında Fenerbahçe gibi bir takımın otobüsüne pusu kurulup, şoförü vurulmak suretiyle tüm oyuncuların canına kast edilir?

Ve Fenerbahçe’nin en önemli rakibinin futboldan sorumlu yöneticisi “bakın ben sürücü koltuğuna oturuyorum, bana bir şey olmuyor” dercesine nispet yapar?

Dahası aynı kulüp store’larında satılan ürünlerin üzerine bu kurşunlanma olayını işaret eden bir görsellik basar?

Yorum yok!

Fred’in yasaklı madde kullanımıyla ilgili süreçte ilk test pozitif çıktığına göre aynen Taurasi’de olduğu gibi oyuncuya hem kendi oynadığı ligin Federasyonu, hem UEFA hem de FIFA tarafından bir tedbir konulması gerekirken olay kuzuların sessizliğine büründü.

Fred’in oynatılması hele bunu Lucescu gibi temiz futbol abidesi bir teknik adam tarafından uygulamaya koyulması insanın aklını karıştırıyor.

Pazartesi günü Fred’in ikinci numunesi de pozitif çıktı.

Ölçümleri yapan kurum güvenilir mi? Hacettepe’dekiler gibi işini doğru yapamayan kişilerden mi oluşuyor bilmiyoruz, ancak ortada bir gerçek var, bir oyuncu bile bile üstelik bir Şampiyonlar Ligi gibi UEFA’nın en önemli marka değeri olan turnuvada ön eleme maçında oynatılıyor. Buna göz yumuluyor.

İlk maçta Fred iki gol atmış olsaydı ve maç 3-0 bitseydi ne olacaktı?

UEFA’nın elini kolunu bağlayan şey neydi?

Fenerbahçenin zorlu sınavı ve UEFAnın Fred tutumuDün dostlar alışverişte görsün anlayışıyla Fred’in bu maçta oynatılmamasını sanki sessizce “rica” ediyorlar.

UEFA’nın Fenerbahçe’ye karşı böylesine yanlı tutum içinde olmasını anlamakta güçlük çekiyoruz.

3 Temmuz sürecinde hadi Türkiye içinden manda zihniyetine sahip işbirlikçilerinin etkisi altında kaldı ve eşi benzeri olmayan, sonrasında da başka takımlara yapamadığı yaptırımları uygulamaya koydu.

Böylesine basit bir doping/yasaklı madde konusundaki ikircikli tutumuna ne demelidir?

UEFA ne zaman Fenerbahçe’nin aleyhine bir durum ortaya çıksa ishal; lehine bir sonuçta da kabız olmuşçasına kıvranmasını anlayabilmek mümkün değildir.

Fenerbahçe’nin sahada bileğinin hakkıyla, ter dökerek mücadele edip, maçı kazanması ve turu geçmesi sportif olandır, ancak hukuk ve adalet Fenerbahçe’nin aleyhine veya lehine olana göre UEFA’nın yorumlayacağı hak dağıtma yeri değildir.

Nasıl Fransa, İrlanda’yı sahada göz göre göre yenerken tüm sportif ölçütler bir kenara bırakılmışsa; burada da temelde esas sorun ve gerçeklerin üzeri örtülmeye, geçiştirilmeye çalışılmaktadır.

Tepki gösterilmesi gereken durum budur.

Fenerbahçe, tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan turnuvalardan men edilme tehdidi nedeniyle UEFA’ya karşı sesini yükseltemez durumdadır.

Bunun da ne kadar hukuksuz yollarla, seyircisiz maça verilen ceza ile oluşturulduğu da ortadadır.

(*)

(**)https://www.milliyet.com.tr/fred-fenerbahce-ye-karsi-yok--fenerbahce-2097004-skorerhaber/

http://twitter.com/uzaygokerman