Futbolumuzun üstyapı sorunu; Ahmet Çakar, Erman Toroğlu...

Yayın ihalesinin hemen sonrasında Lig TV’de Maraton programı kaldırılmış; dolayısıyla Erman Toroğlu’nun da görevi son bulmuştu. O tarihlerde bununla ilgili çok yoğun tartışmalar yaşandı; Erman Toroğlucular ve karşıtları iki farklı söylem geliştirdi.

Bir mağduriyet olgusu çıkartıldı ortaya.

Erman Toroğlu 3 Temmuz’dan kısa bir süre sonra koşa koşa Aziz Yıldırım’dan şikâyetçi olduğuna yönelik savcılığa dilekçe verdi.

Yorumcular, köşe yazarları sporun, futbolun düşünen, fikir üreten, geliştiren, değiştiren bir çeşit üstyapı kurumlarıdır.

Aslında üstyapının durumu bir anlamda sporun, futbolun da vizyonudur, göstergesidir.

Hıncal Uluç, 1984 ile 2000 yılları arasında Galatasaray’ın üstyapı temsilcisi olarak çalıştı. Önemli işler yaptı. Aynı zamanda spor yorumculuğunun, gazeteciliğinin, haberciliğinin bugünkü şeklinin de mimarlarından olmuştur.

Örneğin Erman Toroğlu’nu da yaratan, bugünlere getiren adamdır.

Hıncal Uluç’u yaratan ortam ise bugünden çok farklıydı. Kendisi dahi o günleri özlemle hatırlıyor. Ancak sürekli başka şeyler yapma uğraşı veriyor.

Hıncal Uluç’u 1976 yılında kaleme aldığı Göztepe-Galatasaray karşılaşmasına ait gözlemlerini içeren yazısının benzeri düşünce üretirken çok dinledik durduk. Ancak bunlar hep bir hedefe yönelikti. Genellikle o hedefin merkezinde Fenerbahçe vardı. Bu nedenle yazdığı yazının arkasında bugün durmakta güçlük çekmekte, pişmanlıklar yaşamaktadır.

Yeri gelmişken not düşelim. Hıncal Uluç'un söz ettiği karşılaşma 08.04.1951 yılında oynanmıştır ve kendisi o tarihte 6 değil 12 yaşındadır. Yani Hıncal Uluç 6 yaşında değil, 12 yaşında takım değiştirmiştir. Önemi var mı, yok.

1990 ve 2000’li yıllar sportif anlamda daha başarılı olduğumuz ancak düşünsel olarak gerilediğimiz bir zaman dilimidir.

Bu dönemin taşıyıcılarının ikisinin ismini verdik.

2000’li yılların hemen başında bir programdan sonra Sevgili Kenan Onuk’a 90 Dakika ile ilgili şikayetlerimi anlatan bir mektup yazmıştım. Kendisi şu an konuştuğumuz şeyin en değerli yapı taşlarındandı.

Her şeyin daha iyi olacağını söylemişti. Düzeltileceğini. Ancak ömrü bunu gerçekleştirmeye de görmeye de yetmedi.

1997 ile 2001 yılları arasında yayınlanan 90 Dakika programı gerçekten çok doğru bir çizgideydi. Ancak 2001’den sonra bambaşka şeye dönüştü.

Sürekli hakemlerin, hataların, şaibenin konuşulduğu bir program oldu çıktı. Bir süre sonra programın iki önemli ismi Haşmet Babaoğlu ve Hıncal Uluç’tan futbol izlemekten keyif almadıklarına yönelik yorumlar dinlemeye başladık.

Ne verdiniz, neyi düzelttiniz de keyif alacaksınız?

Haşmet Babaoğlu’nun konuşma çizgisi bile şaibenin merkezine doğru kaydı.

Bu ülkenin televizyonlarını çok uzun süre Erman Toroğlu ile Ahmet Çakar resmen işgal etti. Futbol bir anlamda hakem hataları ve pozisyon yorumlamasına dönüştürüldü.

Yıllarca koca bir 90 dakikada boyunca oynanmış futbolu konuşmak yerine hakemin yanlış kaldırdığı bir bayrak, verilmeyen penaltı, çıkarılamayan veya çok ucuz gösterilen bir kart, arkadan müdahale var mı yok mu tartışır hale geldik.

O zaman sahadaki futbolcu, kenardaki teknik adam sonucu belirleyen şeyin bunlar olduğunu düşündü.

“Akşam bir daha izleyeceğiz.”

“Erman Hoca bu pozisyona ne yorum yapacak çok merak ediyorum.”

Söylemleri yapılan işin değerini ucuzlaştırdı.

İşte bu zihin yapısı bizi 3 Temmuz’a getirdi. 3 Temmuz’a kadar ne yaptınız da 3 Temmuz’dan sonra temiz futbolun efendileri haline geldiniz sorusu bugün bizim sorunumuzdur.

Yayın ihalesi ekonomik anlamda çok büyük bir güçtü. Bu gücün doğru şekilde kullanılamamasının nedenlerinin başında futbolun üstyapısındaki düşünen adamların yetersizlikleri, popülist yaklaşımları da vardır.

Ancak kulüpler Erman Toroğlu merkezindeki Lig TV programcılığının artık bitmesini istediler. Çünkü böylesine büyük bir ekonomi Erman Toroğlu, Ahmet Çakar gibi kişilerin düşünce yapısı ile yönlendirilemezdi. Bunu ifade eden kişinin Kulüpler Birliği Başkanı Aziz Yıldırım olması kendisini hedef haline getirdi.

Niteliksel olarak Erman Toroğlu tarzı yorumculuğa yakın olan her kim varsa zaten 3 Temmuz’dan sonra Aziz Yıldırım karşıtlığını net olarak ortaya koydu ve saldırdı.

Oysa sorun kişisel değil, kuramsaldır, düşünseldir.

Futbolumuzu, sporumuzu hep özendiğimiz başarı çizgisine çekebilmek için başka türlü düşünme araçlarına ihtiyacımız vardır.

Çünkü altyapı değişmiştir.

Köhne, eskimiş, ekonomik değeri olmayan stadyumlarda oynanan basit futbolun yerini gösterişli localara sahip, binlerce kombinenin satıldığı ve dünya yıldızlarının boy gösterdiği arenalardaki almıştır.

Şaibe üreten kafalar o köhne stadyumların ürünüdür.

Yapıları yıkıp yenileyebilirsiniz, değiştirebilişiniz ancak bu kafaları yenilemek kolay değildir.

http://twitter.com/uzaygokerman