Fenerbahçe dün Süper Ligin sonuncu sırasındaki Yeni Malatya’yı yenerek, aynı Rizespor karşısındaki gibi bağışıklık antikoru sağlayacak ikinci doz aşısını oldu.

Yeterli mi?

Kuşkusuz değil.

Bunu, hiçbir şey beğenmeyen snob bakış açısı ile yazmıyorum.

2021 yılını bu hafta tamamlıyoruz; Fenerbahçe yıla Erol Bulut’la girdi, Emre Belözoğlu ile devam etti, yeni sezona Vitor Pereira ile başladı ve Zeki Murat Göle ile kapatıyor.

Son 50 yılda benzer bir durum yaşanmış mıydı; arşivi ve hafızası kuvvetli olanlar buna çok daha iyi cevap verebilecektir ama Fenerbahçe’nin geldiği durum kendine gönül verenler için hiç de iç açıcı durmuyor.

Fenerbahçe bu sezonun ortalarına doğru Trabzonspor, Alanyaspor, Konyaspor karanlık tüneline girdi ve burada 9 puan kaybetti.

Öncesinde de bir Başakşehir yenilgisi vardı ve Ekim biterken kamuoyunda Vitor Pereira ile ilgili tartışmalar başlamıştı.

Bunu yazarken sıkıntı duyuyorum ancak ben de bir iki holding bünyesindeki şirketlerde görev yapmış bir profesyonel olarak bilirim ki büyük şirketlerde yıl sonunda “önümüzdeki yıl, hatta bir iki yıl nasıl gelişecek, ne türden olaylar olabilir ve hangi önlemler alınabilir” şeklinde birkaç günlük stratejik toplantılar yapılır.

İyi ve kötü senaryolarla birlikte çok iyi ve çok kötüleri konuşulur. Tabii şirketlerin istihbarat servislerinin verdiği bilgiler vardır bu toplantıların genel akışını besleyen.

Biz buna kurumsallık diyoruz.

Peki 30 Ekim 2021 günü Konyaspor’a 2-1 yenildiği karşılaşmanın hafta arasında Fenerbahçe Yönetim Kurulu veya futbol aklı bir araya gelip “önümüzde gelişecek senaryolara göre sezonu ne şekilde planlamalıyız?” mealinden bir toplantı yapmış mıdır?

30 Ekim’den sonra 2 tarih var; 21 Kasım Galatasaray, 19 Aralık Beşiktaş derbileri.

Her türlü olumsuzluğa açık ve anında refleks geliştirilmesi gereken karşılaşmalar. Zaten Vitor Pereira Beşiktaş maçından sonra görevden alındı. Demek ki bir ihtimal var; onun yerine kimin getirileceğinin planlaması ve hazırlığı yapılmış olmalıydı.

Fenerbahçe’nin elindeki yegane seçeneğin Zeki Murat Göle olması bir yönetim zafiyeti değil midir?

İşte dünkü karşılaşmanın sonucunun her ne olursa olsun bizi getirdiği o yetersizlik tablosu bununla bağlantılı.

Fenerbahçe Yönetimi tamamen içine kapandı, belki küstü, bildiri yayınlayarak kamuoyunu ve kendi taraftarını bilgilendiriyor.

“Zeki Murat Göle bizim teknik direktörümüzdür ve gidebildiğimiz yere kadar onun futbol bilgisi ile devam edeceğiz!”

Bir duruştur.

Ama bunu bile söylemeden futbol takımı sorumlusu diyerek yayıncı kuruluşun kameralarının karşısına itmek en başta bu futbol adamına yapılan haksızlıktır.

Neden?

Ben şimdi oyunu taktiksel olarak tartışmak istiyorum. Bize verilen rol gereği, okur ya da okumaz onun bileceği bir tercihtir, Zeki Murat Göle’nin sahaya çıkardığı oyuncu grubunu, yerleşimini, oynattığı oyunu eleştirmek, övmek ya da belki de yermek için bir referans noktası arıyorum.

Elimde pergel var ve sivri ucunu bir yere batırıp, kendime çember çizmek istiyorum ama çizemiyorum.

Çünkü çizeceğim geometrik çizgi kalıcı değil, lokantadaki incecik peçetenin üzerine düşülecek bir not gibi.

Havanda su dövmek misali.

Geçen sezona Frey ile başlayan Fenerbahçe’de iki maç sonra bu futbolcunun bir daha forma giymeyeceğini bilerek onun üzerine takımın hücum organizasyonlarını konuşmaya benziyor.

Bir daha bir araya gelmeyecek oyuncu grubunun kazandığı veya kaybettiği bir maçı yorumlamak da...

Böyle olmuyor.

Gazı kaçmış gazozu içiyorsun ama arzuladığın, istediğin tadı alamıyorsun.

Fenerbahçe sezonun ilk yarısını 5 yenilgi ile tamamladı; kaybettiği takımların üçü (Trabzonspor, Konyaspor, Başakşehir) üzerinde ikisi altında kaldı. (8. Alanyaspor, 9. Gaziantepspor.)

Alanyaspor ve Gaziantep FK maçlarında aslında kaybetmeyi hak eden bir top oynamadı, kazanabilirdi de.

Kazansa 6 puan daha fazlası olacak ve sıralamadaki yeri Trabzonspor’un 8 puan gerisinde 2. Sırada olacaktı.

Oysa kaybederken o kadar gümbürtü koparıldı ki teknik direktörün altındaki zemin oynadı.

Buraları iyi yönetmek ve dik durmayı bilmek gerekiyordu.

Ders olur mu? Olmaz. Ancak alınmayan her ders her sene yeni bir ikmal konusu haline geliyor.