Şartlı refleksle dogmaya dönüştürülen 3 Temmuz süreci

Dün akşam televizyonda bir spor programına denk geldim. Tam da denk geldim denemez, gün içinde bilgisini almıştım, biraz da meraktan açtım izledim.

Çok detayına girmeyeceğim. Programı kim yapıyor, içinde hangi konuklar var, önemli değil. Zaten meselenin özünde de bu var, konuğun, kişilerin önemi yok, mesele yapılan eylem, fiil!

Programı izlerken Hıncal Uluç geldi aklıma.

Birçok kişinin “yine mi Hıncal Uluç?” dediğini duyar gibiyim. Sabredin, Hıncal Uluç’la ilgili bir yazı değil bu.

Hıncal Uluç’u dinleyerek, izleyerek, biraz da ona karşı olarak büyüdük, diyebiliriz. Hakkını teslim etmek gerekiyor, çünkü karşıtlarına sahip olmak da önemli bir şeydir.

Hıncal Uluç’u okurken, dinlerken, izlerken yıllar içinde bir özelliğini fark etmiştim. Hep aynı şeyleri söylüyordu. Tekrar tekrar hep aynı çerçevenin içinde dolanıyordu.

Örneğin ligin 33. haftasında Fenerbahçe-Galatasaray maçı oynanacak ya, on sene önce benzer bir derbi öncesinde ne demiş bakın, aynı fikir çerçevesinde benzer şeyleri yine tekrarlayacaktır.

Maç öncesinde Galatasaray en az “6-0 yenilmeyi hak edecek kadar sorunludur” böyle bir beklentisi vardır, maç sonunda da “sen bu Fenerbahçe’yi nasıl yenemezsin?” olur.

Ters manyellerle yapılan totemler!

En önemli argümanlarından biri Fenerbahçe Medyasıdır.

Yıllarca tekrar tekrar tekrar...

O tekrarlar toplumda, kamuoyunda düşüncenin yerleşmesi, normalleşmesi, öyle olduğu algısının bir gerçekliğe dönüşmesi sonucuna neden oldu.

Oysa bir taraftan da söyleminin tam tersi şeyler de oluyordu. Günümüzde bir çok spor yazarı, muhabir, programcının varlık sebeplerini Hıncal Uluç’a borçlu olduklarını kendi ifadelerinden biliyoruz, anlatıyorlar.

Örnek mi? Erman Toroğlu! Hıncal Uluç’un medyamıza kazandırdığı, düşünce sistemiyle azımsanmayacak bir algı yaratan eski bir hakem. Sorsanız inkar eder ama gerçek budur.

Bugün spor kamuoyunda sporcu, hakem, teknik adam, yönetici, taraftar ya da medya mensubu olsun yıllarca yapılan bu tekrarlarla zihin yapısı gelişti. Son halini aldı.

Bu zihin yapısı karanlıktır ve içinde her türlü şaibeyi barındırır.

Kendi takımınından başka her takımın bu kirli ilişkilerle var olduğuna inandırır.

3 Temmuz işte bu kirli algı üzerinde hazırlandı, kurgulandı ve operasyonel anlamda gerçekleştirildi. Artık bir “ideolojiden” söz etme noktasındayız! Oraya da geleceğiz.

3 Temmuz’dan sonra bazı televizyon ve spor programlarının saplantı şeklinde tek bir konusu vardı; şike davası, Fenerbahçe, Aziz Yıldırım.

Adım adım bir şey yerleştirilmeye çalışıldı.

Fenerbahçe şike yapmıştır!

Artık konu yapmış mıdır, olmuş mudur noktasından çıkartılıp, bunun adı konulmuştur. Normalleştirilmiştir, sıradanlaştırılmıştır.

3 Temmuz sürecinde buna karşı duruş sergileyenler bile belki de bunu normalleşmeyi, sıradanlaşmayı kabul eder hale gelmiştir.

İşte dün gece yayınlanan spor programının da benzer bir misyonu vardı; dönüp dolaşıp aynı şeyleri tekrar ederek izleyenleri aptallaştırıp, şartlandırma, başka bir şey düşünemez hale getirme.

Toplumun büyük bölümü 3 Temmuz’da ne olduğunu hale bilmiyor. Sadece yıllar içinde oluşturulmuş bir Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım algısının sonuçları zorla kabul ettiriliyor.

Bunu fark edebilmek gerekiyor.

Kuşkusuz sadece sporda değil hayatın bütün alanlarında...

http://twitter.com/uzaygokerman