Tarihi yeniden yazmak ve temizlemek bizim işimiz olacaktır.

Karar hakkında öncesinde zaten yeterince konuştuk sanırım. Beklenmeyen bir sürprizle karşılaşmadık, aksine hukukun bütün temel ayrıntılarına hakim olanların yarattığı sürecin doğal sonucuydu UEFA Takhim kurulunun verdiği onama kararı.

Hukuk...

Bu kelime olmadan insanın kendisini güvende hissederek yaşaması mümkün değildir.

Peki şu soruyu kendinize sordunuz mu? Ne kadar güvendeyim ya da güvende hissediyorum?

Yıllar önce Genco Erkal’ın oynadığı Sokrates isimli oyuna gitmiştim. Büyük bir ihtimalle liseye gidiyor olmalıyım. Sokrates, tarihin ilk demokrasi deneyimi olan Antik Yunan’da bir yargılama sonucu ölüme mahkum edildi. Aradan neredeyse 2500 yıl geçmesine karşın adını unutmuyoruz. Düşüncelerinden çok belki de fikir yürütme, sorularla düşünme yöntemini seviyoruz.

1307’de Fransa’da ortadan kaldırılan Tapınak Şövalyeleri’nin Büyük Üstadı Jacques de Molay sapkınlıkla suçlanmış ve Engizisyon tarafından yakılmıştır. Yıllarca süren yargılaması sırasında mahkeme suçlarını itiraf ederse kurtulacağını söylemesine karşın son ana kadar direnmiştir.

Benzer cadı avı 1826’da İstanbul’da yaşanmış, dönemin modern padişahı II. Mahmut Yeniçerileri yok etmiştir.

Galileo de dönemin hukuku tarafından yargılandı ve mahkum edildi. Ölümden ancak inandığı bilimsel gerçeği reddettiğini söylemek şartıyla kurtuldu. Onu yargılayanlara rağmen dünya hale güneşin etrafında dönmeye devam ediyor.

1789 Fransa Devrimi, sonrasında yarattığı terör ortamıyla ünlüdür. Aralarında devrim liderleri de olan binlerce kişi giyotinde kafasını vermiştir, Devrim Hukukuna karşı.

Fransa’daki Dreyfus Davası modern yargı sisteminin ilk skandalıdır.

Amerika’da casusluk yaptı diye suçlanan Rossenbergler son ana kadar suçsuz olduklarını söylediler, suçlamaları kabul etmediler. Bugün onların suçsuzluğuna inananlar suçlu olduğunu düşünenlerden çok daha fazladır.

Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamı ne büyük bir hukuk trajediyse, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarınınkiler de öyledir. Hala bu iki dönemdeki idamların bir hukuk hesaplaşması olduğunu söyleyenler vardır.

Hukuk dediğimiz kurum tarih boyunca bir güç merkezi olmuştur. Sadece kendi döneminin adaletini uygulamıştır.

“3 Temmuz yargısı” 6222 sayılı yasanın “teşebbüs” maddesine dayandırılmıştır; gerekçeli kararın özetinde bu vardır. Mahkeme suçu ispatla kendisini mükellef görmemiş, sanıkların suça teşebbüs etmelerini yasaya göre yeterli saymıştır.

Yargılamayı yapan “özel” mahkeme bugün fiilen ortada yoktur.

Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı yargıalamayı kendisine hak gören UEFA bunu kendisine yüklediği özel yeni misyona dayandırmaktadır. Bu da 2012’den itibaren yürürlüğe soktukları yeni talimatnamedir.

Yani eğer bugün birini suçlamayı kafanıza koymuşsanız, gücünüz de varsa bunu yapacak hukuksal düzenlemeleri oluşturmak sadece zaman ve mevzuat meselesidir.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar da tıp kurumuna ve doktarlara karşı tüm inancını yitirdiğini söylüyordu, yarattığı kahramanının diliyle.

2010-11 sezonunda bütün maçları izledim. Fenerbahçe, Trabzonspor, Galatasaray ve Beşiktaş’ın maçlarına ait yorumlarım arşivde duruyor. Bu maçların herhangi birinde manipülasyona yönelik bir şey olduğunu görmedim.

Gören var mı bilmiyorum.

3 Temmuz sürecini çok yakından takip ettim. Sadece davalara giremedim, diyebilirim. Dönemin bütün ayrıntılarını sorguladığım bir kitap yazdım.

Hep sorular sordum. Cevabı bir türlü gelemedi. Ortada kaldı.

UEFA’nın verdiği karar 3 Temmuz sürecinin bitmeyen bir uzantısıdır.

3 Temmuz sürecini bu şekilde kapatmak isteyenler bilmelidir ki tarihte hiçbir yargılama bu şekilde sonuçlanmamaktadır.

Bizim de görevimiz bu sürecin her an peşinde olmaktır.

Hukukçular üzerlerinde bir türlü anlaşamadıkları ve farklı yorumladıkları yasalarla konuşurlar; tarihi yeniden en doğru şekliyle yazmak (ve temizlemek) hukukçuların değil, bizim işimiz olacaktır.

http://twitter.com/uzaygokerman