Türkiye'nin ikinci Aziz Yıldırım'ı yok

Aziz Yıldırım 15 Şubat 1998 günü devaldığı başkanlığında bugün itibarıyla 6060. gününü yaşıyor. Bu 16 Mart 1934 ile 15 Ekim 1950 yılları arasında kesintisiz 16 yıl başkanlık yapan ve stadyuma ismi verilmiş Şükrü Saraçoğlu'nun başkanlık süresinden artık daha fazla bir zamana karşılık geliyor.

Aziz Yıldırım tipik bir Türkiye gerçeğidir. Çok sevenleriyle birlikte belki de ülkemizin en çok nefret edilen kişileri arasında adı sayılabilir.

Örneğin Aziz Yıldırım, İngiltere'deki bir kulübün başkanı olsa ve Fenerbahçe'de yaptıklarını burada tekrarlamış olsa bugün "Aziz Yıldırım'ın bir an önce başkanlığı bırakması ve bir kenara çekilmesi" gerektiği yönünde fetva veren medyamızın çok değerli gazeteci, yorumcu ve köşe yazarları muhtemelen bize ballandıra ballandıra bir "Aziz Yıldırım Modelini" anlatıyor olacaklardı.

Çünkü Türkiye'nin ikinci Aziz Yıldırım'ı yok. Böyle bir kişilik spor dünyasında bulunmuyor.

Biz genellikle sahip olamadıklarımızı dışarıdaki örneklerle idealleştiririz.

Örneğin Türkiye'de bir karşılamayı yorumlayacağız değil mi? O maçın kendi yerelindeki kurgusuyla değil de Hollanda, Almanya, İspanya özelindeki benzerleriyle kıyaslayarak veya denkleştirmeye çalışarak anlatırız. Bu hem kolaydır hem de sizi diğerlerinden farklı gösterir.

"Adam ne çok şey biliyormuş!" denir ama o ülkelerdeki örneklerinden hiçbir haberi olmayan sıradan vatandaş yorumcunun söylediklerini de öyle anlamadan dinler, bakar.

Çünkü yabancıdır, öğretici değildir.

Aziz Yıldırım'ın yaptıklarının eşdeğer benzerlerini ne kendi hayatlarında özel dünyalarında hayata geçirmiş ne spor dünyasında katkı yapmış bu değerli şahsiyetlerin her fırsatta onun sevimsiz yanlarını ön plana çıkararak değersiz kılması da yine tipik bir Türkiye gerçeğidir.

Türkiyenin ikinci Aziz Yıldırımı yok

Aziz Yıldırım'a her gün görevi bırakması, sporumuzdan elini çekmesini isteyenlerin o sporu 30-40-50 yıldır ne şekilde yorumladıkları ne türden katkı sağladıkları ortadadır.

Ortalama bir zeka seviyesinde değerlendireceğimiz, olayları ve olguları değerlendirme, birleştirme, yeniden üretmeden uzak, kalıp cümlelerle düşünen ve yazan bir takım kişilerin bugün ülkemizde gazeteci, haberci, yorumcu ve köşe yazarı olarak görev yapıyor olmaları dramatiktir.

Ancak sorun onlarda değil Nazım Usta'nın güzel ifadesiyle "akrep gibisin kardeşim" dediği kalabalıkların duyarsızlığındadır.

Aziz Yıldırım Türkiye'deki sportif paradigmayı kökünden değiştirmekle kalmamıştır; onu yeniden kurmuştur.

Bugün sporumuzun geldiği seviyenin ölçeğini belirleyen kişilerin en başında gelmektedir.

Aziz Yıldırım dün stadyumları değiştirdi, modern hale gietirdi. Basketbol salonlarındaki seviyeyi NBA standartlarına yükseltti.

Kulüplerin sahip çıkmadıkları kendi formalarından ekonomik değer üretti; endüstri yarattı.

Taraftarın kulüple olan bütünleşmesini sağladı; demokratik katılım yollarını genişletti.

Grupları yok etti.

3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe'nin çok büyük bir sivil toplum örgütü olarak en tutarlı duruş sergilemesinin simgesi oldu.

Bugün Fenerbahçe'nin eğitimde de söz sahibi olmasının mücadelesini veriyor.

15 Şubat 1998'de verdiği bütün sözleri, vaatleri tutmuş bir kişi olarak önümüzde dikiliyor.

Aziz Yıldırım'ı yaptıklarıyla değil de kişilik özellikleriyle yargılamak ülkemizin gerçek zeka seviyesidir!

Bu yazı Aziz Yıldırım'ı idealleştirme, Tanrılaştırma amacıyla yazılmadı. Aziz Yıldırım'la ne bir tanışıklığım var ne de oturmuş konuşmuşluğum. Aziz Yıldırım belki de bu anlamda diyalog kuracağım kişiler arasında son sıralardadır.

Aziz Yıldırım Türkiye'de benzeri olmayan bir şeyi gerçekleştirmiştir. Bunu görmek, değerlendirmek ve hakkını teslim etmek için onu sevmek, dost olmak gerekmiyor.

Zor olduğunu biliyorum.

(Fotoğraf: Uzay Gökerman arşivi)

http://twitter.com/uzaygokerman