3 Büyükler son yıllarda futbolun ve Süper Ligin kalitesini yükseltmek, izlenirliğini artırmak adına kafa yoracaklarına, birbirlerinin önünü kesmek için uğraştıklarından bu sezon yarışın onlarca puan gerisine düştüler.

Buralarda öğrenilecek çok fazla ders var, her takımın kendisine çıkaracağı başka notlar da var ancak bir gerçek var ki “büyüklük” olarak isimlendirilen etiket artık bu sezona ait değil, maziden kaynaklanan bir gerçeklik.

Kuşkusuz Fenerbahçe’nin dertleri çok daha başka; yıllardır hepsini detaylıca tartıştık; yazdık, konuştuk...

Fenerbahçe öğrenmeyi beceremeyen bir kurum haline geldi; sorunlar ne kadar ortada olursa olsun artık kakofoniye dönüşmüş olan o çoksesliliğin arasında kaybolup gidiyor. O kadar farklı ses, görüş, eleştiri geliyor ki bu ortamda sakin kalarak yapısal anlamda sağlam bir çerçeve oluşturabilmek pek mümkün olmuyor.

Fenerbahçe dün Jahovic’ten (Göztepe değil, yanlış anlaşılmasın) öylesine sıradan bir gol yedi ki yani neresini düzeltmeye çalışsan elinde kalacak bir durumun karşılığıydı.

İlk on birler açıklandığında genel anlamda ortaya koyulan eleştiri “yine yeni bir takım deniyor” oldu.

Tespit çok doğru; çünkü Vitor Pereira uzunca bir süredir, yani işlerin bozulduğu Eylül ortasından bu yana hep bozarak, değiştirerek ve kendi inandığından taviz vererek düne geldi.

O zaman da neredeyse hem kendisi hem Fenerbahçe için her karşılaşma bir sırat köprüsüne dönüştü.

Derbi kazanmak önemli bir motivasyon aracıdır ancak tek başına yeterli değildir.

Uzun yıllar önce Fenerbahçe sadece derbileri oynar, Ligi kaybederdi; sonra derbilerle birlikte sezonu da oynamayı ve kazanmayı öğrendi.

Son 2-3 sezondur ne derbi ne sezonu oynayabiliyor.

Geçen hafta deplasmandaki atmosfer bir anlamda Fenerbahçeli futbolculara normalde olmayan bir konsantrasyon fırsatı verdi.

Gerçeklerse Göztepe karşısında olan Fenerbahçe’dir; ortalaması budur.

Ne görüyoruz İzmir deplasmanında?

  • Kafası karışık bir teknik direktör
  • Ne oynayacağını tamamen unutmuş bir takım
  • Daha beteri; hocası ile bağı zayıflamış hatta kopmuş bir ekip

76. dakikada tabelda kendi numarasını gören İrfan Can’ın yüz ifadesi her şeyi anlatıyor, diye özetleyebilirdik; ancak başka bir şey daha oldu. Futbolcu çıkarken kareye Mesut da girdi ve ona çok belli ki oyun ve teknik direktör ile ilgili şikayet ettiğini gördük.

Yazılarımı yakından takip edenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.

Fenerbahçe’de ayrıca bir “Samandıra sorunu” var; geçen sezon mesele çok daha büyüktü. Yönetim bunu çok iyi tespit etmiş olacak bir dizi önlemler alarak başladı. Ancak yetmediğini işler yolunda gitmediğinde çok daha iyi anlayabiliyoruz, şahit oluyoruz.

İrfan Can’ın sahadan çıkarken gösterdiği reaksiyon sadece oyuncunun kendi refleksine ait bir dışavurum değildir. Bunun geri planında kulislerde yoğun bir tartışma olduğu çok açık.

Teknik direktörlerin eli takım kazanmaya devam ettikçe güçlenir; kaybettikçe de çok kısa süre içinde o muktedir olma hali yok olur gider.

Geriye her kafadan bir ses, kimi oynatırsa oynatsın veya tersi, içeride olanların neden oynadığı, dışarıda kalan oyuncuların neden sahada olmadığı ile ilgili sayısız polemik konusu çıkar.

Fenerbahçe’nin son yıllarda bu kadar çok teknik adamla çalışmasının temel sorunu da budur.

Geçen sezon Erol Bulut’un üstünde duran demoklesin kılıcı kısa süre sonra Samandıra’dan dışarıya sızan malzemelerle beslendi ve teknik direktörü çalışamaz hale getirdi.

Vitor Pereira eli güçlü bir şekilde başladı ancak kötü günler için elinde bir B Planı yoktu.

Burada anlatmaya çalıştığım plan sahadaki diziliş, taktikle ilgili değil; ne yaparsanız yapın bazen işlerin yolunda gitmeyeceği bir tünele girersiniz. Orada sizi kurtaracak bazı oyuncu dokunuşları olur.

Geçen hafta Crespo’nun yaptığı gibi ekstralardan söz ediyorum.

Vurdu ve gol oldu.

Fenerbahçe gibi ülkenin en büyük futbol organizasyonunun içinde böyle oyuncular olmalıdır.

Sadece örnek vermek için araya Beşiktaş’ı sıkıştıracağım; geçen sezon ile bu yıl arasındaki en temel mesele Aboubakar olduğu o kadar net ki. Larin ne yaparsa yapsın Aboubakar etkisini gösteremedi ve geriye Sergen Yalçın’ın teknik adamlığı üzerine tartışma kaldı.

Bu örneğin Fenerbahçe’ye uygun tarafı saha içine dair olandır, yoksa camia olarak büyük bir kesim Beşiktaş’tan farklı bir şekilde teknik direktöründen umudu çoktan kesmiş durumdadır.

Pereira’nın haftalardır özellikle medya karşısındaki görüntüsü ne kadar sıkıntıda olduğunu bize net bir şekilde anlatıyor.

Ne kafası rahat ne istediğini yapabiliyor. Buradan sonra da zaten ne yaparsa yapsın olmayacak bir ortamın da tam merkezinde duruyor.

Yönetim de muhtemelen iki arada sıkışmış durumda ancak en büyük sorumlusu da kendileri, bugüne kadar düzeltmek adına değil, bozmak, parçalamak, yok etmek adına kararlar aldılar ve bugüne getirdiler.

Önceki Yönetim zamanında bazı futbolcuların vasatlığı sıkça konuşulurdu, eleştirilirdi. Şu an sadece futbolcu değil, Kulüp olarak birçok alanda Fenerbahçe vasatı düşük bir görüntü sergiliyor ve bunun da tek bir muhattabı bulunuyor.