Geri Dön
The OthersBen - merkezcilik demokrasinin düşmanı

Ben - merkezcilik demokrasinin düşmanı

Ben - merkezcilik demokrasinin düşmanı

Türkiye'de en güncel konuların başında düşünce ve ifade özgürlüğü geliyor. Bunun sınırları konosunda sürekli bir tartışma var. Nerede başlar? Nerede biter? Yasalar bu sınırları nasıl çizmeli? Aslında, başkasının düşüncesine ve bunu ifade ediş biçimine gerçekte ne kadar tahammülümüz var? Yani yeterince "empatik" miyiz? Empati, psikologların bilip kullandığı bir sözcük. Dr Nurgül Yavuzer, "Sosyal Beceriler Uygulamasının Okul Yöneticilerinin Empatik Beceri - Çatışma Eğilimi ve Tutumlarına Etkisi" başlıklı doktora tezinde "empati" konusunu işledi. "Empatik tutum bizi demokrasiye götürüyor" diyen Dr Yavuzer'le empati - demokrasi ilişkisini tartıştık.

- Sempati ile empati, haklı olarak birbirine karıştırılıyor. Sempati, günlük dilde çok kullanılan bir sözcük. Empati ise daha çok uzmanların bildiği bir sözcük. Aradaki fark sadece "s" harfi değil her halde?
Empati, bir başkasının duygularını, hatta bize ters gelse bile, kendimizi onun yerine koyarak anlamaya çalışmak... Karşımızdaki kişide, "beni anladı, ne hissettiğimi anladı" duygusu yaratmak.
- Dilimizde, "kendini onun yerine koymak" diye bir deyim var.
Ancak bu, özdeşleşme ile yani sempatiyle karışabilir. Sempati, karşımızdakiyle "bir ve bütün hissetme"dir. Empati ise kişi, kendi üzerinde yoğunlaşmak yerine, dikkatini karşısındaki kişiye verir ve "O ne hissediyor?" diye sorar. Empati, karşımızdaki kişinin yaşantısı ve gözüyle dünyayı görmek...
- Sempati, birine yakınlık duymak değil mi?
Diyelim, çocuğunuz bir kabahat yaptığı zaman bundan utanıyorsa, onun utancını anlamak, "utandı" demek empatidir. Ama, utancı onunla birlikte yaşıyorsanız bu, sempati.
- O halde empatide, "senin gibi düşünmüyorum, ama ne dediğini anlıyorum" mesajı var.
Örneğin çiftler, sempatik ilişki kurdukları zaman birbirlerinin kopyası olduklarını sanıyorlarsa, yani ayrı bireyler olduklarını fark etmiyorlarsa bu, ilişkiye zarar verir. Çiftlerden biri hayal kırıklığı yaşarken diğeri de yaşıyorsa, ilişkide empati değil sempati var demektir. Yani, "onunla sevinip onunla üzülmek" dediğimiz durum. Empatik olabilmek, bir kimsenin iç dünyasını kendisinin "imiş gibi" hissederken, kendi kendisi olabilmeyi gerektirir.
- Ama insanlar arasında sevgiyi sağlayan, birliktelik, özdeşlik duygusu, yani sempati değil mi?
Kuşkusuz öyle... Sempatiyi, hayatımızdan tümüyle çıkartıp atmaktan ösz etmiyoruz. Ne var ki ilişkilerde görüş ayrılıkları da kaçınılmaz. Sempati üzerie kurulu ilişkide çiftler birbirlerinin farklı düşünmesine davranmasına tahammül edemez. Kendisiyle aynı düşünsün, aynı davransın ister. Yani, "ortak yaşamda her şey ortaktır, hatat duygular düşünceler de" demek bu. Oysa farklılıklar vardır. Empatik ilişki, bu farklılıkları kabul eder ve ancak bu düzeyde kurulmuş ilişkide çiftler birey olduklarının bilincine varır.
- "İlişki iyi giderken de kötü giderken de empati şart" gibi bir formül pratik mi?
İlişkinin her aşamasında empati olmalı. Yani kişi, ilişkisi sırasında kendisini karşısındakinin yerine sürekli koymaya çalışmalı. Onun görüş açısından baklaya çalışmalı. Ortaya bir anlaşmazlık veya sorun çıktığında, sorun yaşayan kişi anlaşılmak ister. Ona, "anlaşıldım" duygusunu veren tek öğe de empatidir.
- Empati o halde yaşamımızda çok önemlibir unsur. Ama biz bunun farkında değiliz. Kaç kişi, kendisini sürekli karşısındakinin yerine koymayı akıl eder? Hele toplumsal düzeyde empatiden söz edebilir miyiz?
Empatik ilişki, eşit düzeyde kurulan ilişkidir. Ancak ve ancak demokratik bir ortamda böyle bir durum söz konusu olur. Empati olabilmesi için demokratik bir ortam şart.
- Eşit düzeyde ilişkiden kastınız ne?
"Ben akıllıyım, ama sen de akıllısın. Benim, düşüncemi ifade hakkım var, ama senin de var" dersek eşitlik var demektir.
- Düşünce ve ifade özgürlüıü denilen şey de aslında bu değil mi? İnsanlar başkalarının düşüncelerini kabul etmese bile bunların ifade edilmesine saygı duyarsa, ifadesine rıza gösterirse, engellemezse gerçek demokrasi işte bu olmaz mı?
İnsanların beş temel özgürlüğü olduğundan söz edilir: Algılama özgürlüğü, yani dünyayı görme, duyma, hissetme gibi... Düşündüğünü ve duygularını olduğu gibi ifade etme özgürlüğü... İsteme ve reddetme, gelişmek istediği yönde gelişme özgürlüğü... Bütün bu beş özgürlük ancak kişiler arasında empatik ilişki varsa mümkün. Bu, bir yaşam biçimi. Ve ancak demokratik bir ortamda bu beş özgürlük kullanılabilir.
- Türk insanı, bu beş özgürlüğü kullanabilecek aşamada mı?
Her şey ailede başlar. Çocuk, bu tür özgürlükleri ailede yaşarsa, daha sonra kendine mal eder ve yaşatır. Dolayısıyla demokrasi aslında ailede öğrenilecek bir yaşam biçimi.
- Aile yapımız ise genellikle hiç de demokratik bir ortam sağlamaz. Baba merkezli, otoriter aile yapısı hala çok geçerli.
Sadece baba değil, bazan çocuğun da idareyi ele aldığını görüyoruz. çocuk otoriterdir. Aile, çocuğa boyun eğer. Aileyi çocuk yönetir... Burada önemli olan, otoritenin kullanımı. Yani güç kullanımı. Güç kullanılırsa demokrasi yok demektir. Oysa herkes birbirinin ihtiyaçlarına saygı duymalı. Yani bir taraf kazanıp, öbür taraf kaybetmemeli. Buradaki mesaj şu: "Senin ihtiyaçlarına saygı duyuyorum, ama kendiminkilere de saygım var." Ancak bu tür bir ilişkide demokrasi, yani aslında empati vardır. çünkü empati duymadankarşımızdakinin ihtiyaçlarını anlayamayız.
- Galiba toplum olarak pek de anlayamıyoruz değil mi? Genelde, çok yakınlarımız dışında, başkalarını çok da düşündüğümüz söylenemez. Örneğin Trafik felaketimiz bunun en çarpıcı örneği. Hep kendimizi düşünüp, başkasını yok sayıp kuralları hiçe sayınca feci kazalar oluyor. Bencilliğimizin daha pek çok örneği yok mu?
Empatinin düşmanı, ben - merkezciliktir. Aslında bu, çocukların gelişim sürecinin bir bölümünde yaşadıkları bir düşünce biçimi. Yani kendisini dünyanın merkezi saymak. Ama yetişkinde de bu düşünce biçimini görebiliriz. Çünkü bir başkasanın duygu ve düşüncesinin farklı olabileceğini kabul etmeyen pek çok insan var. Onlar, dünyayı kendi merkezlerinden algılıyor ve herkesin, dünyayı o şekilde algılamasın bekliyor. Başkasının istek ve ihtiyaçlarını kendi yaşamımızdan yola çıkarak belirleme eğilimimiz var.
- Pekiyi, karşımızdakinin haklarını koşulsuz kabulü nasıl öğreneceğiz?
Bunun öğrenilmesi de yetmez. Bunu, insanların hissetmesi ve içinde yaşatması önemli. Bu ise insanların ancak demokratik bir ortamda yaşamalarıyla, zamanla öğrenilir. Çünkü herkesin fikrine ve duygusuna saygı, ancak ve ancak demokratik bir ortamda mümkün. Ve bu da sabırla ve büyük emekle kazanılır.