Geri Dön
The OthersMilliyetçiliğe yatkın değiliz

Milliyetçiliğe yatkın değiliz

Milliyetçiliğe yatkın değiliz

Milliyetçiliğe yatkın değiliz


18 Nisan seçimlerinde yüzde 18 oy alan MHP'nin başarısının nedenlerini, Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün milliyetçilik - muhafazakarlık ilişkisi çerçevesinde yorumluyor.


Naki Özkan


* MHP'nin seçim başarısını nasıl açıklıyorsunuz?
Bu sonucu milliyetçiliğin yükselişi olarak değerlendirmek yanlış değildir. Ancak bu süreci tek başına milliyetçilik açıklayamaz. Bir kere, bu ülkenin insanları tarihsel olarak milliyetçiliğe meyyal değildir. Milliyetçiliğe en fazla direnen ve en geç uyum sağlayan Türkler oldu. İttihat Terakki bile hayli uzun süre Osmanlılık politikalarında direndi. En geç milliyetçi biz olduk.
Bizim milliyetçiliğimiz biraz da tarihsel kaçınılmazlığın ürünüdür. Atatürk de Türkiye Cumhuriyeti'nin kültür temellerini oluştururken, bir politik toplum olarak tasavvur ettiği Türk ulusunu, milliyetçi hesaplaşmalardan arındırmak istedi.
Bir ideoloji olarak milliyetçilik, Türk demokrasi tarihinde ancak çok ılımlılaşmış dozlarıyla prim yaptı. Ama ne zaman ki, milliyetçiliğin dozu kaçtı, yani milliyetçilik bir politik radikalizm ve aktivizm biçimin aldı, Türk seçmeni bundan uzak durdu. MHP'inin ardındaki politik destek, karizmatik önder Türkeş sağken bile sınırlı kaldı. Şimdiyse milliyetçilik kendisini, milliyetçiliğin içermediği, onu aşan bir dizi kültürel kod üzerinden anlatabilme fırsatını elde etti.

* Nedir bu kültürel kod?

Muhafazakarlıktır. Seçim sonuçları milliyetçi hislerin, kendisini kuşatan ve Türk politikasının merkezi değerler dünyasını açıklayan muhafazakarlıkla çakışmasıdır.

* Milliyetçilik ve muhafazakarlık nasıl çakıştı?
Muhafazakarlığı ben, bir politik hissiyat olarak "statülerin korunması", güvenlik ihtiyacından doğan "müesseselere dayalı düzen güvencesi" ve "ölçülülük ahlakı" olarak görüyorum. Osmanlı için "nizam - ı alem" önemliydi. Bu coğrafyanın insanları, ister merkezi otorite, isterse yerel otoritelere dayalı olsun hep, "güvenlik" çizgisinde algılamıştır politikayı. Bu anlamda muhafazakarlık, Türk modernleşmesinin itici gücü olmuştur.
Jön Türklerin, o zamanlar Avrupa'yı kasıp kavuran devrimci fikirlere ilgi duymamaları ve "nizam içinde terakki"yi savunan Auguste Comte'un muhafazakar pozitivizminden etkilenmeleri aynı nedenle açıklanabilir. Buna dayalı olarak da Türk politikası muhafazakarlıkla çakışma değerine göre şekillenir ve politik projelerin prim yapması ancak bu hakim değere yaklaşma ve bunu inanırıcı bir şekilde sergilemesine bağlıdır.
Türkiye'de politik ergenlik sağlama işi, muhafazakarlığa inandırıcı ölçülerde temas edebilmek ve ona eklemlenmekten geçer. Türkiye, sanıldığı gibi sağ'ın değil, muhafazakarlığın cennetidir. Kendini muhafazakar temalarla ikna edebilen bir sol'un da her zaman şansı vardır.

* RP ne kadar milliyetçi, ne kadar muhafazakardı?
RP'nin muhafazakarlığa burun kıvıran bir tarafı vardı. Neredeyse devrimciliğini ilan ediyordu. Bu RP'ye oy veren muhafazakar Türk seçmenini kısa zamanda pişman etti. RP, kurumlarla, bu arada kurumların kurumu olan devlet ve orduyla pasif düzeyde de olsa bir güreşe tutuştu. Bu da muhafazakar Türk seçmenini partiden soğuttu. RP, bırakalım milliyetçi olmayı, din aracılığıyla milliyetçiliğe deva olmak iddiasını güttü.

* Yine de milliyetçiliğin muhafazakarlıkla örtüşmesi kolay olmasa gerek...
Bütün milliyetçiler biraz da muhafazakar olduklarını söylerler. Ama bu bitişme milliyetçi entelijensiyanın zihninde olduğu kadar basit bir örtüşme değildir. Milliyetçi hislerle muhafazakarlığın hakim değerlerinin örtüşmesi aslında son derecede güçtür. Nitekim 1970'lerin cadı kazanında MHP muhafazakar hisleri doyuramadı ve teveccühe mazhar olamadı.
Bu örtüşme çok özel bir koşul gerektirir. Yaşanan da bu olsa gerek. Son seçimlerde Türk seçmeni hatırı sayılır bir destekle MHP'nin milliyetçi mesajlarını, siyasi kültürünün değişmezi olan muhafazakarlık üzerinden algıladığını söyledi. Yani, bugüne kadar MHP'nin de handikapı olan, milliyetçiliğini muhafazakarlığa dönüştürememe süreci aşılmış oldu.

* Bunda en büyük etken nedir? MHP'nin değişen imajı mı?
Elbette. Muhafazakar Türk seçmeni, devletle özdeşleştiğini ve onun adına politika yaptığını iddia eden, taşralı, bıyıklı, parkalı Ülkücü Gençliği yadırgamıştı. Muhafazakarlık, resmiyeti ve intizamı sever. Yeşilçam filmlerinde Bahriyeli Göksel Arsoy'u ya da Havacı Ayhan Işık'ı romantik bir hissiyatla benimseyen bu kitleye karikatürlere konu olan "ülkücü genç" proto - tipi hitap edemez. Ama yakın zamanlarda bu imaj değiştirildi ve politik anlamda bir "çelebileşme" eğilimi, özellikle de partinin entelijensiyası arasında yaygınlaştı.

* MHP'nin temsil ettiği milliyetçiliğin muhafazakarlıkla buluşmasının muhtemel sonuçları neler olabilir?
MHP'nin ikinci büyük parti haline gelmesi, Türk politik hayatında merkezin ideolojik ve doktriner olarak daha gevşek partilerle ve daha pragmatik politikalarca doldurulduğu bir dönemi sona erdiren, daha doktriner (belki de yarı - doktriner) temelli bir yeni muhafazakarlığın içinde anlaşılabilir. MHP'nin kaderi bu yeni muhafazakarlığın kaderidir aynı zamanda.

* Milliyetçiliğin kazanmış olduğu güç, Türk demokrasisi için bir sıkıntı doğurabilir mi?
MHP'nin başarısını sağlayan süreçleri, önce bu partinin politik kültürel yapısıyla belli bir mesafede algılamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Son seçimler Türk seçmeninin ahlaki önceliklerini gündeme getirdi gibi gözüküyor. Ahlak ve politika ilişkisi her zaman için çok sıkıntılı bir ilişkidir. Ben politikanın ahlakiliği kavramını, bir sorumluluk ahlakı olarak kabul etmekten yanayım. Burada ahlak sıkıntı vermez. Çünkü politik bir mesele olarak kalır.
Oysa kirlenmiş bir politikaya ahlak dışarıdan verilmek istenirse, ya da Prof. Ali Yaşar Sarıbay'ın ifadesiyle, politikanın ahlakı yerine ahlakın politikası aranırsa, meseleyi politik çizgide sabitlemek artık imkansız hale gelir ve ideolojik hal, politik hali aşmış olur. İyiniyet taşlarını cehenneme doğru döşemeye başlarız. MHP'den ziyade, onu güçlendiren ortamın tahlilini iyi yapmak gerekir.
MHP, her ne kadar seçim başarısını büyük bir taşkınlığa dönüştürmeyip, serikanlı bir tutum sergilemekteyse de, bazı söylemleri dikkat çekmekte. Bunlardan ilki, milletin partisi olma iddiasıdır. Bu hatayı RP yaptı. Çoğulculuk içinde parti, kısmiliği anlatır. Bu anlamda çoğunluklar, çoğulcu demokrasi içinde abartılmamalıdır. Çoğunluklara en büyük azınlıklar olarak bakmayı öğrenmeliyiz. MHP ayrıca, RP'nin söylemine "devlet partisi" olma iddiasını ekleme eğiliminde ki, bu da son derecede sakıncalı sonuçlar doğurmaya adaydır.

* MHP'nin geçmişinden arınma çabaları nasıl sonuçlanabilir?
Bunu zaman gösterecek. Partinin tavanında bu yolda samimi bir kanaat olduğu izlenimini ediniyorum. Ama politik olarak henüz çocukluk hastalıklarını yaşayan alt kadrolar, özellikle de gençlik için aynı şeyleri söylemek zor. Öte yandan, milliciliğe dönüşemeyen bir milliyetçiliğin politik bir karabasana dönüşme riski dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de mevcut.


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler