Geri Dön
VitrinEnerjide kararsızlık dönemi ve esneklik ihtiyacı

Enerjide kararsızlık dönemi ve esneklik ihtiyacı

Enerji politikalarında, hızla değişen kararlar dikkat çekiyor. Sektörde pek alışık olmadığımız bu “savaş durumu hali” bir kararsızlık dönemine işaret ederken, sektörü “gri bir alan” haline de getiriyor. Yeni dönemde enerji politikalarına artık piyasa mekanizmaları doğrultusunda “esneklik” kazandırmak önemli hale geldi

Enerjide kararsızlık dönemi ve esneklik ihtiyacı

Fatma G. Kabasakallı

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya ilk saldırısından da önce başlayan enerjide kriz çanları, savaşın yoğunluğunu artırması ve özellikle de Rusya ile Batı arasında enerjinin silah olarak kullanıldığı karşılıklı adımlarla bir kriz orkestrasına dönüşmüş durumda. Gerçi, bazı uzmanlar enerji sektörünün geçirdiği bu süreci “şok veya kriz” olarak tanımlarken, kimileri de “dönüşüm” olarak görüyor. Adını ne koyarsak koyalım, bugün fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye kadar, küresel enerji sektörünün her alanında üstesinden gelinmesi gereken yeni zorluklar ve değerlendirilebilecek yeni fırsatlar bulunuyor. Elbette henüz zorluklara karşı en doğru çözümün veya geleceğe yönelik en iyi fırsatın hangisini bugünden öngörmek, sektörde sürekli yerinden oynayan taşlar nedeniyle oldukça zor. Bu anlamda enerji sektörü “gri bir alan” haline geldi bile diyebiliriz. Öyle ki, nükleer enerjiden çıkma konusunda ısrarını sürdüren ve güneş enerjisinde Avrupa’nın örnek ülkelerinden Alman hükümeti, Rus gazından kurtulma stratejisinin ana dayanağını daha fazla kömür kullanmak olarak açıkladı. Öte yandan Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’ya olan enerji bağımlılığından kurtarma paketi olan “RePowerEU” açıklandığında, özellikle küçük modüler nükleer santraller başta olmak üzere nükleer enerjiden de optimum düzeyde faydalanacağını açıkça dile getirmişti AB yetkilileri. Ancak AB içerisinde pek çok konuda yaşanan fikir ayrılığı burada da kendini gösterdi ve Avrupa Parlamentosu’nda iki komite, nükleer ve doğalgazı “yeşil” olarak etiketleme tasarısını veto etti. Bu noktada, Rus gazının yerini dolduramayan AB’nin önünde tek çare daha fazla ve daha yüksek fiyattan LNG ile birlikte kısa dönemde yeterli geri dönüş alamadığı yenilenebilir enerji kalmış görünüyor. Bununla birlikte, Ukrayna’daki savaşın da tetiklediği “ani enerji arz riski” karşısında, fosil yakıtlara talep kısa vadede artsa da orta vadede, yenilenebilir ve temiz enerji yatırımlarının risk altında olmadığını dile getiriyor uzmanlar. Ancak elbette enerjide yeni normal olan “gri alan” göz önüne alındığında, yenilenebilir ve temiz enerji yatırımlarında önümüzdeki dönem yeterince ve istenen artışın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hala bir soru işareti. Ancak mevcut gelişmelerin, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere, enerji dönüşümü veya yeşil dönüşüm için zaman zaman kazandırdığı da bir gerçek. Özellikle Türkiye için yurtdışından yenilenebilir enerji için bile finans kaynakları kullanmak mevcut şartlarda oldukça maliyetli. Bu yüzden, yerli yatırımcı istekli görünse de devlet desteğine de ihtiyacı büyük. Özellikle de öngörülemez ekonomik gelişmeler ışığında yerli yatırımcının teşvik ve reform beklentisi büyük.

Piyasa mekanizmaları içinde esneklik

Türkiye’nin Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, İran gibi enerji zengini ülkelerle AB arasındaki stratejik lokasyonu, Ankara’nın “enerji hub” olma hedefinin arkasında yatan en önemli haklı neden. Bununla birlikte, Asya’dan Avrupa’ya dünyanın dört bir yanında tedarik zinciri sıkıntılarının baş gösterdiği, uluslararası ticaretin ritminin sürekli değiştiği, Batı ülkelerin liderlerinin özellikle petrol ve gaz konusunda ani gelişmelere karşı hızlı karar değiştirdiği bir süreci deneyimliyoruz. Örneğin birkaç ay bir limana yoğunluğun olduğu ancak örneğin Çin’de kovid-19 sebebiyle kapanma olunca aniden limanların rahatladığı “hızlı karar almayı” gerektiren bir dönem bu. Ancak kararların da sürekli olarak değişebileceğini görüyoruz. Bir başka deyişle, enerji politikalarında ve stratejilerinde önemli düzeyde “esneklik” yaratma ihtiyacı söz konusu. Türkiye’nin de bu esnekliği İsrail ve Mısır gibi yeni siyasi yakınlaşmaların ötesine geçirerek, piyasa mekanizmaları içerisinde yaratma zorunluluğu her zamankinden daha önemli bir hal almış durumda. Türkiye enerji sektörü de başta yenilenebilir enerji olmak üzere, endüstrinin her alanındaki oyuncuların kamu yetkilileriyle birlikte tartışabildikleri esnek ve destekleyici politika beklentisi içinde. Dünyada olduğu gibi ülkemiz de enflasyonla mücadele ederken, ekonominin dinamosu niteliğindeki enerji sektörünün gelişmesi için gerekenleri öncelikli olarak ele alması hayati öneme sahip.