Geri Dön
VitrinTürkiye’nin enerji ekseninde yeni fırsatlar

Türkiye’nin enerji ekseninde yeni fırsatlar

Zengin enerji kaynakları ile enerji tüketicileri arasında stratejik bir noktada yer alan Türkiye, dış politik adımlarla enerji arasındaki simbiyotik ilişkinin etkisini daha fazla hissediyor. Türkiye’nin enerji politikalarında değişim tartışmaları yapılırken, bölgede değişen siyasi dengeler, risklerin yanında, ülkemizin enerji eksenini genişletmesi noktasında yeni fırsatlar da sunuyor.

Türkiye’nin enerji ekseninde yeni fırsatlar

Türkiye enerji sektöründe son dönemde pek çok fırsatı ve riski de içinde barındıran, aynı zamanda enerji politikalarında yeniden şekillenme belirtileri gösteren çok önemli gelişmelere tanıklık ettik. Sakarya Gaz Sahasından Akkuyu Nükleer Güç Santraline, yenilenebilir enerjinin artan payından Doğu Akdeniz’de enerji odaklı gerilime kadar, Türkiye’nin diplomatik pozisyonuna etki eden pek çok konu gündeme geldi. Bu gelişmeler ve daha fazlasının arkasında iki önemli motivasyonun olduğu resmi ağızlardan da sık sık dile getirildi. Birincisi Türkiye’nin enerji arz güvenliğine yönelik kaynakları çeşitlendirmek, ikincisi ise enerji ithalat bağımlılığını düşürmek. Türkiye’nin enerji ithalatı, son on yıl boyunca yıllık 40-45 milyar dolarlık bir maliyet yükü getirdi. Öte yandan, kaynakları çeşitlendirme noktasında, yenilenebilir enerji yatırımları ve kamunun özellikle YEKDEM desteği de meyve vermeye başladı. Son beş yılda yenilenebilir enerji kapasitesi yüzde 50 artarken, son on yılda yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi üç katına ulaştı. Yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payında liderliği hala hidrolik alsa da, rüzgar ve güneş enerjisi son 5 yılda en hızlı artan elektrik üretim kapasitesi olarak dikkat çekici bir gelişme sergiledi. Tüm yenilenebilir enerji kaynaklarınınelektrik tüketimindeki payı ise yüzde 40’ı geçti. Önümüzdeki dönemde özellikle rüzgar ve güneş enerjisine yapılacak istikrarlı yatırımların, kamu mekanizmalarının ve enerji verimliliği adımlarının enerjide dışa bağımlılığı azaltma konusunda önemli bir katkı yapacağı şüphe götürmüyor. Mart ayında üçüncü ünitesinin temeli atılan Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin tam kapasiteyle devreye girdiğinde yılda 35 milyar kilovat saat enerji üreterek, Türkiye’nin toplam elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılaması bekleniyor. Nükleer enerjiye sahip Türkiye, son dönemde AB ve ABD’nin başını çektiği ve uluslararası ticarete karbon emisyonu şartları getirilmesi beklenen temiz enerji inisiyatifleriyle uyumlu bir enerji sepeti gerçekleştirme fırsatını yakalamayı umuyor.

Doğalgaz konusunda ise, hala yerel piyasanın serbestleşmesi adına adımlar beklenirken, ciddi bir tüketici olarak, bölgesel doğalgaz jeopolitiğinde atılan adımlarla, Türkiye bugün önemli bir oyuncu durumunda. Küresel gaz bolluğu ve Covid-19’un da etkisiyle talepteki düşüşün fiyatlara yansıması, LNG fiyatlarındaki düşüş, spot piyasalardaki fırsatlar ve boru hattı projeleri sayesinde Türkiye, gaz tüketicisi bir ülke olarak küresel enerji dinamiklerindeki değişimlerden faydalanmakta gecikmedi.

Gaz kontrat pazarlıkları yeni bir dönemin kapısını açabilir

Son yıllarda Rusya’dan aldığımız doğalgaz miktarındaki azalma, Türkiye’nin Rus gazına olan bağımlılığın düşürülmesi ve enerji arzını çeşitlendirme noktalarında, önümüzdeki dönemin yol haritası hakkında da önemli ipuçları veriyor. EPDK Doğalgaz Piyasası Yıllık Sektör Raporuna göre, 2017- 2019 yılları arasında Rusya’dan ithal ettiğimiz gaz miktarı yüzde 52’lerden yüzde 33’lere düştü. Bu düşüşün arkasındaki iki önemli neden arasında elbette gaz talebindeki bir miktar düşüşü ve yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki artan payını sayabiliriz. Fakat bir diğer neden ise, gazda yaşanan arz fazlalığının da etkisiyle spot piyasada düşen LNG fiyatları ve Türkiye’nin çevik bir şekilde bu durumdan faydalanması yatıyor. Nitekim Türkiye’nin başta ABD olmak üzere ithal ettiği spot LNG miktarı, geçen seneye göre önemli bir artış gösterdi. 2020 yılında Türkiye’nin doğal gaz ithalatı içinde LNG’nin payı yüzde 31’e yükseldi. Üstelik Türkiye, piyasalardaki fiyat hareketlerini sıkı takip ederek yaptığı spot LNG atağı sayesinde, ABD’den LNG ithal eden Avrupa’dan üçüncü ülke olmasıyla da dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Petrol, gaz ve spot LNG fiyatlarındaki düşüşün sürekli olmayacağından hareketle, bir yandan Rusya ile enerji işbirliğini devam ettiren, diğer yandan da özellikle Gazprom’a ödediği yüksek gaz fiyatlarına alternatif arayışında olan Türkiye, enerjide attığı taktik adımları geliştirme arayışına devam edecek gibi görünüyor. Bu noktada Ankara’nın başta Rusya olmak üzere, İran ve Azerbaycan gibi ülkelerle sona erecek doğalgaz alım kontratları için pazarlık masasına elinde hangi kozlarla oturacağı az çok kendini belli ediyor. En yetkili ağızlar, Türkiye’nin uzun dönemli gaz ve LNG kontratlarının üçte birinin süresinin bu yıl dahil 2026’ya kadar sona ereceğini ifade ediliyor. Rusya, Azerbaycan ve Nijerya ile petrol endeksli fiyatlarla oluşturulmuş kontratlar konusunda, Türkiye’de bir devri kapatabilecek ve yeni bir fırsat kapısı açabilecek pazarlıklar çok önemli. Masada Sakarya’daki gaz keşfi en dikkat çeken pazarlık gücü olarak dikkat çekiyor. Öte yandan TANAP boru hattı ile Azerbaycan’dan aldığımız gaz miktarındaki artış ve LNG depolama ve işleme tesislerine yapılan yatırımlarla doğalgaz konusundaki kaynak çeşitliliği adımları diğer kozlar olarak kendini gösteriyor. Ayrıca önümüzde Rusya’nın boru hatları ile Balkanlara ulaşma çabası ve ABD’nin enerji ihracatçısı olarak Balkanları da hedeflediği bir resim var. Bu resim içinde Rus gazını taşıyan Türk Akım ve alternatif Güney Gaz Koridoru projeleri arasındaki rekabet de önemli bir yer tutuyor. Bu projelerin geleceği Rusya ile ABD arasındaki enerji-diplomasisi rekabetinin de bir parçası durumunda. Türkiye de bu boru hatlarının merkezindeki transit ülke olarak iki ülke arasındaki enerji rekabetinin merkezinde yer alıyor. Bu rekabetin içinde Ankara’nın stratejik pozisyonu, Rus gazının fiyatı pazarlığında önemli olduğu kadar, uzun dönemde Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin yönü noktasında da belirleyici bir etkiye sahip.

Doğu Akdeniz gazında yol uzun

Sakarya gaz sahasının sondaj ve gaz tedariki çalışmalarında elde edilecek kazanımlar ise, ülkemizin gaz ithalatında ve dolayısıyla cari açık için çok önemli bir fırsat. Karadeniz gaz keşfi ülkemiz için çok önemli olmakla birlikte, keşfedilen gazın özellikleri ve gazı uluslararası bir niteliğe kavuşturacak adımların atılması da bir o kadar önem taşıyor. Bununla birlikte Karadeniz gazının piyasalara verilmesiyle, doğal gaz tedarik rotalarını ve kaynaklarını alternatiflerle güçlendiren bir Türkiye’nin boru hatları politikalarından ve buradaki rekabet baskısından sıyrılması, daha geniş bir jeopolitik eksende oyuncu olma esnekliğini kazanmasının yolunu açabilir. Nitekim Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın tetiklediği girişimler sebebiyle alınan aksiyon sert olsa da, meselenin Türkiye olmadan çözülemeyeceği mesajı verilmiş durumda. Bölgede hala tansiyon zaman zaman artsa da, uzmanlar, Doğu Akdeniz’in zengin kaynaklarından Türkiye’yi dışlayan bir mekanizmayla faydalanılması ve ticari olarak piyasaya inmesinin şimdilik yakın zamanda pek olası olmadığını belirtiyor. Bir başka deyişle, Doğu Akdeniz gazı için yapılacak daha çok müzakere ve daha uygun ekonomik şartlar arayışında tüm taraflar için yol uzun görünüyor.

Rusya ile yeni bir dönem mi?

Türkiye’nin enerji eksenindeki jeopolitik değişimleri değerlendirme noktasında, enerji kaynaklarında çeşitlilik ve ithalat bağımlılığını düşürme çabalarını madde madde saydığımızda, pek çok sonuç çıkarabiliyoruz. Hedefi, Rusya’ya olan bağımlılığın azaltılmasından çıkarıp, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini sağlamak ve enerji eksenini genişletme hedefi olarak değerlendirdiğimizde, daha anlamlı sonuçlara ulaşmak mümkün. Ancak yine de bu sonucu değiştirmiyor ve gelişmeler bu yönde devam ederse, er ya da geç, her yol Rusya’dan daha az gaz alma seçeneğine ve Rusya ile enerji ilişkileri için yeni bir tanımlama yapma ihtiyacına çıkıyor. Enerjide atılan adımlar ve bölgede değişen dinamiklerle, Türkiye’nin enerjide bölgesel oyun kurucular arasında yer alma hayali ve gayreti pek çok uzman tarafından dile getiriliyor.

Türkiye’nin genişleyen ekseni olarak tanımlayabileceğimiz bu strateji, elbette farklı riskleri de taşıyor. Bu risklerin başında, bölgedeki istikrarsızlık, komşu ülkelerle ilişkilerdeki gerilim ve Biden yönetimiyle Washington ve Moskova arasında gerilen ilişkilerin bölgedeki olası yansımaları sayılabilir. Nitekim Washington bu noktada ilk sinyalini Avrupa’yı Rusya’ya enerjide daha bağımlı hale getirecek Kuzey Akım 2 projesi için yaptırımları hatırlatarak verdi. Bununla birlikte ABD’nin Paris İklim Anlaşmasına geri dönmesi ve AB’nin Yeşil Mutabakat adını verdiği büyüme stratejisi, fosil yakıtların ve boru hatlarının geleceği ile ilgili soru işaretleri doğurmaya yetti. Bu açıdan yenilenebilir enerji kaynakları endüstrisini küresel düzeyde rekabetçi bir hale getirmek için yapılacak yatırımlarda geç kalmamak önemli olduğu kadar stratejik bir nokta. Yanı başımızdaki bir diğer riski ise bölgesel rekabetin tetiklediği gerilim olarak tanımlayabiliriz. Bu noktada Doğu Akdeniz’de enerji merkezinde ikili ilişkiler üzerinden bir uzlaşma, hem Atina hem de Ankara’nın bölgesel güç arayışları için bir risk olduğu kadar bir fırsat olarak da masadaki seçeneklerden biri durumunda.

Enerji eksenini genişletme fırsatı

Bugün Türkiye, önemli bir enerji transit merkezi olma hedefinin yanına yerli enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve arz güvenliği yönünde aktif politikalar izleyen bir ülke durumunda. Her ne kadar bölgede belirsizlikler sürse de, Türkiye’nin önünde bölgenin işleyen bir enerji hub’ı olması ve enerjide eksenini genişletme imkanı bulunmaya devam ediyor. Bununla birlikte jeopolitik konumunu kullanarak AB ve Balkanları besleyen, enerji arzında Azerbaycan’ın yanına Türkmenistan, Irak ve hatta belki İsrail’i katarak, enerjideki pozisyonu için yeni bir tanımlama yapma olasılığı da doğuyor. O tanımlama içinde, enerji eksenini genişletme vizyonuyla bölgenin enerji tedarikçisi olmak uzun dönemde olsa da önemli bir fırsat olarak duruyor. Bu vizyonun gerçekleştirilmesi yolunda, al ya da öde sistemiyle yapılmış süresi biten gaz kontratlarının yenilenmesi beraberinde piyasanın serbestleşmesi için de yeni bir dönemin kapılarını açabilir. Bu yıl devreye girecek Vadeli Doğal Gaz İşlemler Piyasası da bu fırsatları güçlendirecek önemli bir araç olma potansiyeline sahip. Ülkemizde, bölgede ve aslında küresel çapta pek çok dinamik yerinden oynarken, fırsatlar ve riskler denizinde, önümüzdeki dönem Türk enerji politikalarını yeniden şekillendirecek gibi görünüyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler