Geri Dön

98'de kendini korumak

98'de kendini korumak

Yalçın DOĞAN

ARTIK hiç "insan hakları ihlalleri olmayacak" sanmıştım, 1961'de uzaya ilk insan fırlatıldığında... Hele 1968'de Ay'a ilk insan ayak bastığında, "dünyada demokrasi dışı yönetimlere son verileceğine" inancım iyice pekişmişti...
Teknolojide bu müthiş atılım, "insanı, insanın kurdu olmaktan çıkartacaktır", teknolojide böylesine devrim yaratan insan, "kendi cinslerini sömürmekten vazgeçecektir" diye yazan o kalın ciltli kitaplara çok inanmıştım.
Her yeni yılın ilk gününde aynı sayfaları karıştırmaktan çok zevk alıyorum. Çünkü her yıl, tersi yeniden yaşanmış olsa bile, "belki bu yıl farklı olur" umuduyla, aynı tezleri gözden geçirmek, inanç tazeliyor. İnanç olmadan, yeni bir yıla adım atılmıyor!..
1997'ye dünya açısından bakıldığında, "pek fena sayılmaz" yargısına varmak çok yanlış değil. Her şeyden önce "savaş yok" 1997'de. Gerçi, dünyanın şu ya da bu köşesinde "kitlesel katliamlar" yine birbirini kovalıyor, barışa adanmış topraklarda zaman zaman yine kan akıyor. Ama, geniş anlamda savaş yok. İşte, size bir inanç tazeleme daha!..
Bir diktatör daha devriliyor 1997'de. Kongo'nun "hırsız diktatörü" Mobutu'nun iğrenç yaşamı son buluyor. İşte, umut için bir gerekçe daha.
Kasparov ile bilgisayar (Deep Bleu) arasındaki satranç oyunu, "insan ile teknoloji ilişkilerine" yeni sayfalar eklerken, dünyanın çeşitli yerlerindeki terör olaylarının artması, bu tezleri çürütüyor. İnsan yine de "pek akıllanmış" görünmüyor!..
El Nino ile "eyvah buzul çağına mı geldik" kaygısına kapılmışken, Batı ülkelerinde (İngiltere, Fransa) sosyal demokratların uzun bir aradan sonra iktidara gelmeleri kaygıları hafifletiyor!.. Dünya bu çelişkilerle bir yılı daha geride bırakıyor.

1997'de Türkiye açısından iki toplumsal, siyasal olay ön planda.
"Sivil toplum örgütleri" 1997'de siyasete yön veriyor, siyasal partiler ve Meclis'ten daha önde rol oynuyor. 97'nin belki de en sevindirici toplumsal gelişmesi "örgütlü kesimlerin" ağırlıklarını duyurması.
Ama, buna neden olay, hiç de sevindirici değil. "97, Cumhuriyet'in en çok tartışıldığı, laikliğin ilk kez bu kadar tehlike altında bulunduğu" bir yıl olarak tarihe geçiyor. Burada da bir teselli bulmak mümkün. Toplumun her kesimi "laikliğin vazgeçilmez bir yaşam biçimi" olduğunu 70 yıl sonra ilk kez etiyle, kemiğiyle iliklerine kadar duyuyor.
Tepkisi de buna göre. Hem çeşitli olaylar karşısında aldığı tavra bakın, hem de bunun 98'e taşan duyarlığına. İşte, 1998'in takvimleri... "Pek çoğunda kapakta Atatürk" var takvimlerde.
Tek tek sıradan bizlere gelince... İnsan var oldukça, hırsızlık da olacak, yolsuzluk da, yalan da, dolan da... Önemli olan "kendimizi bunlardan koruyabilmek." 98'de eminim, siz kendinizi koruyacaksınız!..


Yazara EmailY.Dogan@milliyet.com.tr

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber