Sistinozis nedir?

21 Ağustos 2020

Sistinozisin birçok hastalıkla benzer bulgular verdiği için erken tanısının zor olduğunu belirten Hacettepe Üniversitesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozis geç teşhis edilirse böbrek tutulumu kaçınılmaz oluyor.” dedi ve ekledi: “Tedavi edilmeyen ya da düzgün tedavi almayan hastalarda on yaşına kadar böbrek yetmezliği görülür. Böbrek yetmezliği olduğu zaman bu çocukların karın diyalizine, makineyle diyalize ya da böbrek nakline ihtiyaçları ortaya çıkar.”

Hacettepe Üniversitesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rezan Topaloğlu ve Sistinozis Hastaları Derneği Başkanı Gülnur Gökmen, sistinozis hastaları ve yakınları için önemli uyarılarda bulundu.

Sistinozisin kalıtsal bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozisli çocuklar doğumda genelde hiçbir bulgu vermiyor. Altı aya kadar da bir bulgu fark edilemeyebilir. Altı aydan sonra ailelerin fark ettiği en önemli belirtiler; iştahsızlık, büyümenin duraklaması, kilo alamaması, halsizlik, sık idrara çıkma ve çok su tüketilmesi.” dedi.

Sistinozis geç teşhis edilirse büyük sorunlara neden oluyor

Sistinozis hastalığının genetik bir hastalık olduğunu ve akraba evliliği yapan çiftlerin çocuklarında daha çok görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Anne ve baba taşıyıcı ise çocuğun ¼ oranında hasta olma durumu var. Bu ihtimal her gebelikte yaşanabiliyor.” açıklamasında bulundu.

Sistinozisli çocukların bebeklik dönemlerinden itibaren çok fazla ilaç aldıklarını belirten Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozisli bireylerin, düzenli aralıklarla çok fazla ilaç alma zorunlulukları, küçük yaştan itibaren hem çocuklara hem de ailelere büyük bir sorumluluk getiriyor. Sistinozisli çocukların gün boyunca çok sayıda ilaç almaları gerekiyor. Kısmen de olsa tedavisi bulunan sistinozis hastaları, birçok genetik hastalığa sahip kişilere göre daha şanslı. Çünkü tedaviler sistinozis hastalığını tam iyileştirmese de çok fayda sağlayan bir etkisi bulunmakta ve birçok genetik hastalıkta bu duruma ulaşılabilmiş değil” diye konuştu.

Sistinosiz hastalığının birçok hastalıkla benzer bulgular verdiği için erken tanısının zor olduğunu ancak iyi eğitimli hekimler ve dikkatli aileler sayesinde bu hastalara tanının rahatlıkla koyulabildiğini belirten Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozis geç teşhis edilirse büyük sorunlara neden oluyor. Çünkü sistin dediğimiz ve vücutta istemediğimiz protein bütün hücrelerde birikiyor. Sistin başta böbrek olmak üzere, gözde, diğer iç organlarda, karaciğerde, kemik iliğinde birikim yapıyor ve çok ağır bulgulara neden olabiliyor. En başta yaşanan bulguların başında; sistinozisli bireylerin büyümeleri, kilo almaları ve boy atmaları gecikiyor veya yaşıtlarından çok geri kalıyor. Tedaviye rağmen bu kilo alamama ve boy atmama sorunu sistinozisli bireylerde hep görülüyor ancak tedaviye alınamayan veya tedavi almayan kişilerde bu sorun çok daha fazla belirginleşiyor.” açıklamasında bulundu.

Doğru tedavi almazsa sistinozis hastalarında böbrek tutulumu kaçınılmaz oluyor

Yazının devamı...

Koronavirüs sürecinde diyaliz

11 Ağustos 2020

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Özlem Usalan, “Böbrek hastaları koronavirüse yakalanma riski yüksek grupta yer alıyor.” dedi ve ekledi: “Periton diyaliz yöntemiyle böbrek hastaları hastaneye gitmeden kendi başlarına diyaliz yapabilme imkânı buluyor. Periton diyalizi, hastalara ciddi anlamda özgürlük sağlamanın yanı sıra mesafeye önem vermemiz gereken bu günlerde hastalarımızı virüsle mücadele konusunda daha avantajlı duruma getiriyor.”

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Özlem Usalan, periton diyalizin böbrek hastaları için önemini vurgulayan açıklamalarda bulundu.

Periton diyalizin karın boşluğuna küçük bir ameliyat ile yerleştirilen, ince, yumuşak ve silikondan yapılmış kalıcı bir tüp (kateter) aracılığı ile yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Özlem Usalan, “Böbrek hastasına periton diyalizi eğitimi hemşire tarafından verildikten sonra hasta tedavisini kendi başına yapabilir ve hastaneye olan bağımlılığı azalır.” diye konuştu.

Her gün yapılan bir işlem olduğundan gıda ve sıvı alımının daha serbest olduğunu belirten Prof. Dr. Özlem Usalan, “Periton diyalizde tansiyon kontrolü daha iyi sağlanıyor. Anemi ve buna bağlı hormon tedavisi de daha az yaşanıyor. Hemodiyalizde olduğu gibi kan kaybı görülmediğinden demir gereksinimleri daha azdır.” açıklamasında bulundu.

Hastalar 2 günde periton diyalizi kendi başlarına yapmayı öğreniyor

Periton diyalizi eğitiminin gayet basit ve süresinin de kısa olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Usalan, “Hastalar ortalama 2-3 gün içinde tedaviyi kendi başlarına yapmayı öğreniyor. Periton diyalizi, hastanın günlük yaşantısına (okul, iş, seyahat, tatil) da aktif şekilde devam etmesini sağlıyor. Dezavantajı ise tedavinin her gün yapılması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Periton diyalizin (PD) en önemli avantajının ekipmanın taşınabilir şekilde olduğunu belirten Prof. Dr. Özlem Usalan, “Bu size büyük bir özgürlük sağlıyor. Örneğin, periton diyalizi ekipmanınızı işyerinize götürebilirsiniz. Bir merkeze bağımlı olmamanız haftada 3 kez evinizden çıkıp diyaliz merkezine gitme gerekliliğinizin olmaması ve haftada 3 kez normalden büyük iğnelerle damar yolunuza girilmemesi diğer önemli avantajlarıdır. Tatile ya da küçük bir yerleşim yerine gittiğinizde bir diyaliz merkezi bulma ihtiyacınız periton diyalizle ortadan kalkıyor.” açıklamasında bulundu.

Evde periton diyaliz yapan hastaların çalışma hayatlarını devam ettirme oranının %90’ların üzerinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özlem Usalan, “2 yaş ve altı çocuklar, hala sınırlı böbrek fonksiyonu olan insanlar, iltihabi bağırsak hastalığı veya ciddi karın içi yaralanmalara bağlı operasyon geçirenler dışında tüm yetişkin hastalar periton diyalizi tercih edebilir.” diye konuştu.

Yazının devamı...

Ne taşıyor olabilirsin?

29 Temmuz 2020

Geçtiğimiz sene toplumda Hepatit B bilincini oluşturmak ve hastalıktan korunma yollarını daha çok kişiye anlatmak için başlatılan "Hayata Sarı Not Bırak" projesinin yüzü olan ünlü sanatçı Hayrettin, bu sene 28 Temmuz Dünya Hepatit B Günü’nde büyük bir sürprize hazırlanıyor. Hayrettin sosyal medya hesabından 'Ne taşıyor olabilirsin?' sorusu ile Instagram’a özel filtresiyle viral hastalığa viral farkındalık yaratarak hastalığı daha geniş çevrelere duyurmayı amaçlıyor.

Türkiye’de Hepatit B hastalığı günden güne artıyor. Viral Hepatitle Savaşım Derneği ve Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği’nin Sağlık Bakanlığı ile birlikte hazırladığı "2018-2023 Viral Hepatit Önleme ve Kontrol Programı"nın verilerine göre, kamuoyunda bilinirlik oranı düşük olan Hepatit B hastalığı tedavi ile kontrol altına alınabilmesine rağmen maalesef 18 yaş üzeri erişkin yaş grubundaki 1.8 milyon kişi hastalığından haberdar değil.

“Hayata Sarı Not Bırak” sloganıyla farkındalık projesi 4,5 milyon kişiye ulaştı

Viral Hepatitle Savaşım Derneği, Hepatit B bilincini arttırmak için geçtiğimiz yıl ünlü sanatçı Hayrettin ve Sarı Mikrofon ile birlikte “Hayata Sarı Not Bırak” sloganıyla Hepatit B farkındalık projesini hayata geçirmişti. Kampanya başlangıcından itibaren günümüze kadar olan süreçte web sitesi, sosyal medya paylaşımları ve röportaj çalışmaları ile toplamda 4,5 milyon kişiye ulaşıldı.

Toplumda Hepatit B bilincini oluşturmak ve hastalıktan korunma yollarını daha çok kişiye anlatabilmek adına sizler de hayatasarınotbırak.com sitesine girerek #Netaşıyorolabilirsin? sorusunu cevaplayabilir, cevabınızla birlikte sosyal medya hesaplarınızdan kampanyanın sitesini paylaşarak bu sayede daha çok kişiyi bilgilendirebilirsiniz.

Hayrettin büyük bir sürprize hazırlanıyor

Viral Hepatitle Savaşım Derneği bu sene de insanları Hepatit B hastalığı konusunda daha çok bilinçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Geçtiğimiz sene toplumda Hepatit B bilincini oluşturmak için başlatılan sosyal sorumluluk projesinin yüzü olan Hayrettin, bu sene 28 Temmuz Dünya Hepatit B Günü’nde büyük bir sürprize hazırlanıyor. Hayrettin sosyal medya hesabından ‘Ne taşıyor olabilirsin?’ özel Instagram filtresiyle viral hastalığa viral farkındalık yaratarak hastalığı daha geniş çevrelere duyurmayı amaçlıyor. Hayrettin ayrıca Instagram özel filtresini kullanan ve kampanya hesabını etiketleyerek paylaşan 10 story videosunu yeni çıkacak kampanya klibinde de yayınlayacak. Sosyal medyada toplanan görüntüler eşliğinde Hepatit B temalı bir şarkı ve klip hazırlanacak. Ekim ayında da bu video klibin farkındalık için yayınlanması planlanıyor.

Yazının devamı...

GDO'lu ekmek sağlığımızı nasıl etkiler?

21 Ağustos 2017

Ekmek son yıllarda en çok gündeme gelen, tüketilip tüketilmemesi konusunda en çok sorun yaşanan besinlerden biri. Besin ögesi bakımından zengin olan ekmek, sağlıklı beslenme programlarında da mutlaka yer almalıdır. Son günlerde yer alan GDO'lu ekmek ve kanser açıklamaları ekmekte kullanılan GDO'lu soya ununa dayanmaktadır.

Ekmeğin yeterli ve dengeli beslenme planında vazgeçilmez bir besin olduğunu belirten Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel son günlerdeki GDO'lu ekmek tartışmaları üzerine görüşlerini Pembe Nar'a açıkladı.

"Karbonhidrat açısından zengin olan ekmek, aynı zamanda glikoz kaynağı da olduğundan beynin besin kaynağı sayılabilir. Ekmek özellikle sinir ve sindirim sisteminde görev alan B grubu vitaminlerini içermesi açısından önemlidir. Karbonhidrat metabolizmasında görevli olan tiamin (B1), protein ve yağ metabolizması için yararlı riboflavin (B2) ve metabolik işlevlerde görevli olan niasin gibi birçok vitamin çeşidini içerir.

GDO nedir? GDO'lu ekmek hangi sağlık sorunlarına neden olur?

Gıdaların üretimi sırasında eklenen katkı maddeleri gıdanın besin değerini de etkilemektedir. Ülkemizde daha çok GDO olarak bilinen, genetiği değiştirilmiş organizmaların hayvan yemleri dışında kullanılması yasaktır. Gıdalara eklendiğinde de birçok sağlık problemine neden olabilir.

GDO’lu ekmek üretiminde temel malzemeler olan un, su, tuz ve mayanın dışında katkı maddeleri yasak olmasına rağmen kullanılabilmektedir. Son günlerde gündemde olan ve ekmeğe katılan soya unu ekmeğin hacmini arttırmak, hamur rengini beyazlatmak ve bayatlama süresini uzatmak için kullanılmaktadır. Ancak kullanılan soya unu GDO özelliği taşıyorsa bu durum çeşitli sağlık sorunlarına da neden olabilir.

Yazının devamı...

Diş ipi nasıl kullanılır?

6 Mart 2017

Ağız ve diş sağlığı açısından diş ipi kullanmak ne kadar önemli? Diş ipini nasıl kullanmalıyız?

Ağız hijyeni sağlanmasında diş fırçalamasının yanında plak kaldırılmasına destek amaçlı olarak özel üretilmiş diş ipleri ve diş ara yüz fırçaları kullanılıyor. Peki bunlar ne derece sağlıklı?

Yapılan araştırmalar tek başına diş fırçalamaya göre, fırçalama yanında diş ipi veya ara yüz fırçası kullanımının dişler arası plak oluşumunu azalttığına, dişeti rahatsızlıklarının oluşumunu belirli oranda engellediğine ve dişlerin ara yüzlerinde meydana gelebilecek çürüklerin önlenmesinde etkili olduğunu gösteriyor. Bu anlamda Dentakademi Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'nden Protetik (Protez) Diş Tedavi Uzmanı Dr. Ufuk Başoğlu'na diş ipiyle ilgili merak edilen tüm soruları sorduk,

Diş ipini hangi hastalar tercih etmelidir?

Özellikle dar çeneler, sıkışık veya çapraşık dişleri olan hastalarda, dişler arası gıda sıkışmalarında diş fırçasının tek başına bu birikimleri temizlemesi oldukça zordur. Isırma veya çiğneme kuvvetleri ile dişler arasına giren gıdaların temizlenmemesi bu alanlarda, fizyolojik dişeti cebi denilen diş ve dişeti arasındaki boşluklarda çoğalarak bu doğal alanı genişletip derinleştirir. Doğal cep derinliğini ihlal eder ve dişetinde kızarıklıklar, kanama ve iltihap oluşturmaya başlar. Dişlerin sıkışık olduğu ve doğal dişli hastalarda özellikle diş ipi kullanımı ile diş aralarının temizlenmesi ile plak birikimi ve ara yüz çürüğü oluşumu kontrol altına alınabilmektedir.

Porselen kaplaması olanlar için özel bir diş ipi kullanmak gerekli!

Tek veya birden fazla diş eksikliği olan hastalarda ve özellikle sabit porselen kaplamaların, köprülerin veya implantüstü restorasyonların bulunduğu hastalarda ise, ara yüz ve protez altı temizliği diş ipi kullanımına göre daha farklıdır. Bu hastalara özel üretilmiş köprü altı kullanımı için diş ipleri bulunmaktadır. Ancak uygulanım kolaylığı açısından, son yıllarda sıklıkla tercih edilen ara yüz fırçaları, köprü altlarının veya implantüstü protezlerin aralarının temizlenmesinde çok etkili sonuçlar vermektedir.

Diş ipini kullanamadığımız yani iki dişin arasından giremediğimiz köprüler gibi tedavilerde veya dişleri sıkışık olmayan tüm dişli hastalarda tesviye ettiğimiz ara yüz fırçaları, diş iplerine göre daha rahat uygulama imkanı sunduğundan son zamanlarda daha fazla tercih edilmektedir.

Yazının devamı...

Bir Azmin Hikayesi: 3 Hastanenin Kesilecek Dediği Bacağı Kurtarıldı

29 Haziran 2016

3 hastanenin kesilecek dediği bacağı kurtarıldı, doğru tedavi sayesinde Gökhan Günay tekerlikli sandalyeye mahkum olmadı.

Kocaeli'nde elektrik direğinden düşerken abisini tutmaya çalışan Gökhan Günay olay yerinde çarpmanın etkisiyle bacağı kırıldı. Olay anında bayılan 30 yaşındaki Gökhan Günay hastaneye kaldırılırken kardeşi Kadir Günay ise yüksekten düşmeye bağlı olarak hayatını kaybetti.

3 hastane kesim kararı aldı o yılmadı!

Önce Bursa ardından ise İstanbul'a nakledilen Gökhan ise kardeşinin ölüm haberini hastanede aldı. Bacağındaki deri ve kas yapısının paramparça olmasından sonra açık yarasından dolayı bacağı kesim kararı alınan Gökhan için 3 ayrı hastaneye başvuruldu.

İzmir-İstanbul otoyolu inşaatında geçirdikleri iş kazası sonrası hastaneye kaldırılan Gökhan Günay'ın bacağındaki zedelenmeden dolayı 3 ayrı hastanede kesim kararı verdi. Ailesi Gökhan için son bir şans olarak Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahı Op. Dr. Ercan Cihandide ve Yara Bakım Hemşiresi Deniz Yahcı'ya başvurdu.

Uzun soluklu yara tedavisi sonucunda Gökhan'ın bacağı kesilmenin eşiğinden döndü. Şimdi ise fizik tedavi sonrası yürüyor.

Peki ampütasyon kader midir?

Diyabete ya da travmalara bağlı olarak gelişen ayak yaraları günümüzde pek çok hastanın korkulu rüyası. Yaralar doğru yöntem ve tedavi protokolleri ile zamanında tedavi edilmezse hastaların uzuv kaybı yaşamasına dahi neden olabilmektedir.

Yazının devamı...