Diyaliz ve iş hayatı

25 Haziran 2021

Pandemi ve mobil yaşamla birlikte, sağlıkta tedavi biçimleri de değişiklik gösteriyor. Böbrek hastalıklarında diyaliz tedavisinin önemine değinen Doç. Dr. Ayça İnci, aktif iş yaşamına devam edenler için periton diyalizi konusunu anlattı.

Türk Nefroloji Derneği’nin 2019 tarihli Ulusal Böbrek Kayıt Sistemi verilerine göre ülkemizde son dönem böbrek hastası olup böbrek yerine koyma tedavisi alan hasta sayısı yaklaşık 84.000’dir. Böbrek yerine koyma tedavileri; hemodiyaliz, periton diyalizi ve böbrek naklidir. Ülkemizde bu tedaviler arasında periton diyalizi oranı ise yaklaşık %4 kadardır.

Günümüzde kronik böbrek rahatsızlığına yol açan en önemli iki hastalığın diyabet ve hipertansiyon olduğuna dikkat çeken Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayça İnci, “İyi kontrol edilmeyen diyabet ve hipertansiyon, böbreğin yapısını bozarak kronik böbrek hastalığına neden olmaktadır. Bu nedenle diyabet ve hipertansiyonu olan hastaların böbrek hastalığı gelişimi açısından takibi çok önemlidir. Böbrek hastalığı gelişimi için diğer risk faktörleri ise; obezite, böbrek taşı öyküsü, kalp-damar hastalıkları, sigara içmek, ailede böbrek hastalığı öyküsü, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve tüm vücudu etkileyebilen romatizmal hastalıklardır.” diye konuştu.

Kimler periton diyalizi tedavisi görebilir?

Kronik böbrek hastaları artık son evreye geldiklerinde böbrek yerine koyma tedavilerinin hastalara anlatılarak, hastanın tıbbi durumu, sosyal yaşantısı göz önüne alınarak hasta ile birlikte karar verildiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça İnci şöyle devam etti: “Böbrek nakli bu tedaviler arasında hastalarımız için en çok istediğimiz seçenektir. Ancak kadavradan nakil oranları halen çok düşük. Ülkemizde canlı vericisi olmayan bir hasta kadavra bekleme listesine alınarak, hemodiyaliz veya periton diyalizine başlamaktadır. Periton diyalizi için ideal adaylar; zihinsel işlevleri korunmuş, görme yetisi yeterli, batın cerrahisi geçirmemiş, yaşadığı evde periton diyalizi için uygun ortamı olan hastalardır. Ancak günümüzde cerrahi tekniklerin gelişmesiyle beraber kateter koyulması sırasında yapılan müdahalelerle batın cerrahisi geçirmiş bir hastaya da periton diyalizi yapabilmektedir. Periton diyalizinin tercih edilmemesi gereken durumlar ise şöyledir; aktif inflamatuar bağırsak hastalığı, akut divertikülit, akut iskemik bağırsak hastalığı, karın içi apseler ve ciddi psikolojik hastalıkları olan hastalardır.”

Periton diyalizinin son dönem böbrek hastalarında etkin bir tedavi olmasının yanı sıra birçok avantajı olan bir yöntem olduğunun altını çizen İnci, “Hemodiyaliz tedavisine göre periton diyalizi tedavisi; kendi tedavisinde söz sahibi olmak isteyen, daha özgür bir hayat sürmek isteyen, teknik olarak maliyeti ve zahmeti daha az, bir tedavi merkezine bağlı kalınmayan hastane kaynaklı enfeksiyon oranlarının düşük olduğu bir tedavi şeklidir.” açıklamasında bulundu.

Periton diyaliz hastalarında hemodiyaliz hastalarına göre nakledilen böbreğin daha erken dönemde çalışmaya başladığının gözlemlendiğini ifade eden İnci, “Aynı zamanda kalan böbrek işlevleri yani idrar çıkışları daha uzun süre devam eden periton diyaliz hastaları için bu da nakil sonrasında bir avantajdır. Periton diyalizi yaşam kalitesini artırmak dışında hastanın hayata katılmasını sağlayan önemli bir tedavi yöntemidir. Aktif iş hayatına devam etmek isteyen hastalar çoğunlukla periton diyalizini tercih ediyorlar.” diye konuştu.

Periton diyalizi hakkında doğru bilinen yanlışlar olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça İnci sözlerini şöyle sürdürdü: “Periton diyalizi; karın boşluğuna yerleştirilen ince yumuşak bir kateterle karın içine belirli miktarlarda solüsyonlar doldurularak karın zarı aracılığıyla yapılmaktadır.

Yazının devamı...

Kovid-19 hastalarında öksürük tedavisi

4 Şubat 2021

Koronavirüs karşısında zamanın doğru yönetilmesi açısından semptomatik tedavilerin çok önemli olduğunu vurgulayan Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, “Sürekli öksürmeden dolayı insanlar normal yaşam düzenlerini kaybedebiliyor, bu da hem uykusuzluğa hem de vücut direncinin düşmesine sebep olabiliyor.” dedi. Cander, bu durumun en erken şekilde kontrol altına alınıp tedavi edilmesinin hastalığın seyri açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, koronavirüs hastalarında öksürüğün tedavisine yönelik önemli açıklamalarda bulundu.

İlk günden itibaren koronavirüs hastalığının en önemli belirtilerinin başında kuru öksürüğün geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Başar Cander, viral enfeksiyonlarda, kuru ve sık sık şeklinde öksürükler gördüklerini belirtti ve öksürüklerin etkilerine dikkat çekti.

Koronavirüs karşısında en önemli savunma mekanizmamız, vücut direncimiz

Koronavirüs vakalarının hastalık seyrinde en önemli noktanın vücut direnci olduğunun altını çizen Prof. Dr. Başar Cander, “Koronavirüs karşısında vücut direncinin güçlü olması çok büyük önem arz ediyor. Çünkü siz farkında bile olmadan bir şekilde virüse muhatap kalmış olabiliyorsunuz. Vücudunuzun o virüsü yenebilmesi için vücut savunma mekanizmasının güçlü olması lazım. Güçlü vücut sistemini sağlayacak şeylerin başında ise düzenli hayat, uyku düzeni, sağlıklı beslenme ve spor yapmak geliyor.” şeklinde konuştu.

Kronik ve ciddi rahatsızlıklar (kalp ve böbrek hastalıkları vb.) geçiren hastaların vücut dirençlerinin zayıf olmasından dolayı bu savaştan galip ayrılmasının zorlaştığını ifade eden Prof. Dr. Başar Cander, “Akşam öksüren ve uyku düzeni bozulan birisinin vücut direnci düşebiliyor. Öksürük gece sık sık yaşanıyor ve öksürüğü kontrol altına alamıyorsanız bu durum koronavirüs gibi viral hastalıklarda çok büyük problemler yaratıyor. Eğer ciddi rahatsızlıklar yaşamış biriyseniz vücut direnciniz düşmeden bunu tedaviyle birlikte kontrol altına almanız gerekiyor.” dedi.

Koronavirüsün daha çok ağız ve burun yoluyla damlacık enfeksiyonuyla bulaşan bir hastalık olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Başar Cander, “Pozitif olan birisi virüsü sizin yüzünüze doğru ya da uzaktan öksürürse bu sizin virüse maruz kalma oranınızı artırabilir.” şeklinde konuştu.

Koronavirüs hastalarında öksürüğün kontrol altına alınmasının önemli bir tedavi metodu olarak karşımıza çıktığını ifade eden Prof. Dr. Başar Cander, “Koronavirüste genel olarak semptomların başlama süreci farklılıklar gösterebiliyor. Çok başka semptomlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Koronavirüste diğer virüslerden farklı olarak koku ve tat alma kaybıyla ilgili farklılarla da karşılaşabiliyoruz. Ateşli olan dönemi takiben öksürüğün 1-2 günlük süreç içerisinde ortaya çıktığını görüyoruz. Öksürüğün belirginleştiğine ve giderek arttığına şahit oluyoruz. Çoğu zaman hastalarımız iyileşiyor ve hastalığın getirdiği diğer problemler de tamamen düzelmiş oluyor. Hastalığın çoğunu atlatmış olsa bile öksürük daha uzun süre devam edebiliyor. Çünkü öksürük geç iyileşen bir mekanizma olabiliyor. Çevremizden de gözlemlediğimiz kadarıyla, koronavirüs sürecinde hastalar öksürüğü kendilerini çok rahatsız eden bir semptom olarak ifade ediyor.”

Yazının devamı...

EVİM sektörüne özel yazılım

4 Ocak 2021

Faizsiz ev ve araba sahibi yapan sektör her geçen gün büyüyor. Son üç yıl içinde şirket sayısı 20'yi geçerken EVİM sektörüne özel olarak geliştirilmiş yazılım kiralama modeliyle dikkatleri üzerine çekiyor.

10 yılı aşkın sektör tecrübesiyle ARGE 24 Teknoloji A.Ş., Tasarrufa Dayalı Faizsiz Finans Sistemi (TDFFS) sektörüne özel geliştirilmiş Tasarruf 24 yazılımının en güncel versiyonunu piyasaya sürdü.

Başka hiçbir yazılıma gerek duymadan verileri hızlı ve güvenilir bir şekilde işleyebilen yazılım, kiralama modeliyle hizmete sunuluyor.

ARGE 24 Teknoloji A.Ş. CEO’su Harun Taşdelen sektöre özel açıklamalarda bulunarak, “Ekim ayında seferlere başlayan Avrupa Yakası’nın ilk sürücüsüz metro hattı olan Mecidiyeköy – Mahmutbey seferinin Telsiz İletişim Yazılımını tamamlandıktan sonra 10 yılı aşkın hizmet verdiğimiz Tasarrufa Dayalı Faizsiz Finans Sistemi (TDFFS) bir diğer adıyla EVİM sektörüne özel geliştirdiğimiz Tasarruf 24 yazılımının en güncel versiyonunu piyasaya sürmemizin gururunu ve sevincini yaşıyoruz. Sektöre özel olarak Tasarruf 24 yazılımının kiralama modelini başlatarak, firmaların yüklü kurulum maliyetlerinden kurtulup, ihtiyaçları doğrultusunda kullanıcı bazlı Tasarruf 24 yazılımına sahip olabilmelerini amaçlıyoruz. Detaylı bilgi almak isteyenler tasarruf24.com.tr sitemizden demo talebinde bulunabilirler.” dedi.

Tasarruf 24 Nedir?

Tasarruf 24,Tasarrufa Dayalı Faizsiz Finans Sistemi (TDFFS) sektörüne yönelik satış pazarlama, operasyon, finans yapılarını akıllı kampanya ve hesaplama sistemleri ile sektör firmalarına özel çözümler üretmektedir.

Tasarruf 24 Özellikleri

Arge 24 Teknoloji A.Ş. olarak sektöre özel çözümlerimizle Tasarruf 24 içerisinde bulunan modüler yapısı ve isteğe bağlı geliştirilen özelliklerle, satış, operasyon ve tüm süreçlerin en verimli şekilde yönetilmesine olanak sağlamaktadır. Yazılımı öne çıkaran bazı işlevler;

Yazının devamı...

Koah idrar kaçırmayı artırıyor

23 Kasım 2020

20 Kasım Dünya KOAH Günü’ne özel açıklamalarda bulunan Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, yapılan çalışmalarda kadınlarda ve erkeklerde, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile idrar kaçırma arasında net bir ilişki gösterildiğinin altını çizdi. Kilo problemi olan KOAH hastalarının zayıflamasının idrar kaçırma şiddetini azalttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Tarcan, uzun yıllar KOAH hastalığına maruz kalmanın da idrar kaçırma riskini artırdığının altını çizdi.

Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, 20 Kasım Dünya KOAH Günü’nde kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve idrar kaçırma arasındaki ilişkiye yönelik açıklamalarda bulundu.

Erişkinlerde en sık görülen idrar kaçırma tipinin, stres idrar kaçırma ve sıkışma idrar kaçırma olduğunu belirten Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Stres idrar kaçırma, karın içi basıncın ani artışıyla örneğin öksürük, hapşırma ya da hareketle olan idrar kaçırmadır. Sıkışma tipi idrar kaçırma ise; tamamen mesane kasının istemsiz kasılmasına bağlı olarak ortaya çıkan idrar kaçırmadır. İlk zamanlar KOAH hastalığına bağlı görülen bu idrar kaçırmanın hep stres idrar kaçırma olduğu ve yalnız kadınları etkilediği düşünülürdü. Halbuki bugün bunun böyle olmadığını biliyoruz. KOAH hastalığı hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırma olasılığını artırıyor.” dedi.

Bütün dünyada yapılan çalışmalarda kadınlarda ve erkeklerde, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile idrar kaçırma arasında net bir ilişki gösterildiğinin altını çizen Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Yaş ilerledikçe bu oran daha da artıyor. Dolayısıyla uzun yıllar KOAH hastalığına maruz kalmanın idrar kaçırma riskini daha da artırdığını biliyoruz.” diye konuştu.

KOAH hastalığında fazla kiloları vermek idrar kaçırma şiddetini azaltıyor

KOAH hastalarında uzun dönemde karın içi basıncının artışının hem pelvik taban hem de mesane kası üzerinde zararlı etkileri olduğunu ve sfinkter yapısını bozabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Tufan Tarcan, “İdrar yapma, idrar tutma sağlığını koruyabilmek için KOAH hastalığının tedavisi çok önemli. Hem KOAH hem de idrar kaçırma probleminiz varsa ilk yapılacak işlem KOAH hastalığının tedavisi. KOAH hastalığının tedavisinde gelinen son noktaya varıldığında ondan sonra idrar kaçırmanın tipine göre tedaviler değerlendirilmeli. Aşırı kilo (obezite) gibi başka sorunlar varsa onlar da çözülmeli. Kilo vermek idrar kaçırma şiddetini azaltıyor. Kilolu KOAH hastalarımıza idrar kaçırma tedavisi açısından da mutlaka kilo vermelerini tavsiye ediyoruz. Sigara içiyorsa onun da bırakılması önemli.” dedi.

KOAH hastalığının tedavi edildiğinde ya da biraz kontrol altına alındığında idrar kaçırmanın hem stres hem de sıkışma tipi kaçırmanın buna çok iyi cevap vererek azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Tarcan, “İdrar kaçırma tedavisinde asıl hedef; KOAH hastalığının tedavisi olmalı. KOAH hastalığı bir noktaya kadar ya da yeteri kadar tedavi edilmezse, ondan sonra asıl idrar kaçırmaya yönelik cerrahi ve medikal tedaviler denenmeli. KOAH hastalığında, bu hastalığın semptomlarının tedavisi çoğu zaman her iki tür idrar kaçırmanın da tedavisi anlamına geliyor. Kökten tedavi süreci planlanana kadar hijyenik sorunların ortaya çıkmaması için hijyenik mesane pedi kullanılmalıdır.” diye konuştu.

KOAH hastası idrar kaçırıyorsa göğüs hastalıkları ve üroloji uzmanı tedaviyi birlikte planlamalı

Yazının devamı...

Organ bağışına korona engeli

5 Kasım 2020

3-9 Kasım Dünya Organ Bağışı Haftası’na özel konuşan Hayata Bağış Derneği Başkanı Hüseyin Yıldırımoğlu, koronavirüsün organ bağışı süreci üzerinde yaşattığı olumsuz etkinin altını çizdi. Hüseyin Yıldırımoğlu, pandemi nedeniyle yoğun bakımdaki yatakların bir bölümünün koronavirüs hastalarına ayrılması, beyin ölümü tespit edilen ve ailesi tarafından organ bağışlayanların koronavirüsü taşımadığını iki kez negatif test sonucuyla kanıtlamanın bağışların düşmesine sebep olduğunu ifade etti.

Hayata Bağış Derneği Başkanı Hüseyin Yıldırımoğlu, Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Koordinatörü Mümin Uzunalan ve Koç Üniversitesi Hastanesi Böbrek ve Pankreas Nakli Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Koçak, 3-9 Kasım Dünya Organ Bağışı Haftası’na özel konuştu.

İstatiksel olarak bakıldığında her gün listelerde organ bekleyen hastalardan yaklaşık 30’unu kaybettiklerinin altını çizen Hüseyin Yıldırımoğlu, “Organ bekleyen yaklaşık 27.000 hastamız var, bununla birlikte rakamların çok kolay telaffuz edilmesinden bizler rahatsızız. Bekleyen hastalara vaka ya da rakam yönünden bakmak işin kolay ve vermek istediğimiz mesajı kapsamadığını düşünüyoruz. Bizler bekleyenler için bu rakamların her birinin ayrı hikayeleri, aileleri, arkadaşları, meslekleri kısacası her birinin insan olduğu ve bir hayatın kıymeti biçilemezken her biri çarpı binler olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Olaya böyle bakıldığında bir aile, bir ev, bir apartman, bir sokak, bir mahalle hatta bir şehir dolusu insanın organ beklediğini görüyor ve biliyoruz.” dedi.

Pandemi sürecinin organ bağışı etkisi üzerine konuşan Hüseyin Yıldırımoğlu, “Kadavradan organ nakli, koronavirüs nedeniyle yoğun bakımdaki yataklarının bir bölümünün koronavirüs hastalarına ayrılması, beyin ölümü tespit edilen ve ailesi tarafından organ bağışlayanların koronavirüsü taşımadığını iki kez negatif test sonucu ile kanıtlama süreçleri organ kullanım oranlarında ve organ bağışlarında düşüşe neden oldu. Pandemi döneminde her iş sektöründe değişkenliklere uyum sağlama sağlık sektörü için de geçerli.” diye konuştu.

Bilgisi olmayanların organ bağışı konusunda yanlış yönlendirmelerde bulunduğuna dikkat çeken Hüseyin Yıldırımoğlu şöyle konuştu: “Bunun önüne geçmek için organ bağışı ve nakli konusunda bizlerin daha fazla gerçekleri şeffaf biçimde insanımıza anlatmamız gerekiyor. Organ bağışı konusunda yapılan anket çalışmalarında insanların sağlık sistemine karşı olan kaygıları nedeni ile ani bir kaza veya travma geçirdiğinde cebinden organ bağışı kartı çıkması durumunda kendisinden çok çabuk vazgeçileceği konusunda endişelerinin olduğu tespit edilmiş. Bu mantıkla yoğun bakım yatağında yatan her hasta potansiyel organ bağışçısı olarak gözükür. Bizler her fırsatta beyin ölümünü anlatmaya çalışıyoruz, beyin ölümünün gerçek ölüm olduğuna, geri dönüşümün mümkün olmadığına ve organ dağıtımının Sağlık Bakanlığı tarafından şeffaf şekilde adaletlice dağıtıldığını anlatmaya uğraşıyoruz. Organ herhangi bir yerden satın alacağımız bir obje değil, tek kaynağı insan ve o insanın yapacağı bağışın doğru yere gideceğine inanması ve endişelerinin kaybolması ancak eğitim ve bilgilendirme yoluyla olur. Dernek olarak yaptığımız her etkinlikte amacımız bir kişiye ulaşmak. Bir insanın bakış açısını pozitif olarak değiştirebilirsek bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en büyük manevi tatminimiz olacaktır.”

Organ bağışında yakınlarının mutlaka onay vermesi gerekiyor

Hayatını kaybetmiş her insandan organ bağışının mümkün olmadığını ifade eden Mümin Uzunalan, “Kadavradan organ bağışı için ölümün yoğun bakım şartlarında, vaka suni solunum cihazına bağlıyken gerçekleşmesi gerekir. Ölen kişinin yakınlarının da organ bağışına rıza göstermesi lazım. Kişi sağlığında organlarını bağışlasın ya da bağışlamasın ülkemiz mevzuatına göre mutlaka geride kalan yakınlarının da onay vermesi şarttır.” diye konuştu. Organ nakli için hastaların bekleme süresiyle ilgili net bir zaman vermenin çok zor olduğuna dikkat çeken Mümin Uzunalan, “Canlı vericileri olan hastalar kısa sürede organ nakli imkanına kavuşuyorlar. Ancak canlı vericilerden nakil yapılabilen organlar yalnızca karaciğer ve böbrektir. Gerek canlı vericisi olmayan hastalar gerekse kalp, akciğer, pankreas ve ince barsak yetmezliği yaşayan hastalar için beklenecek zaman belirsizdir.” açıklamasında bulundu.

Organ naklinin bekleme süreci hem hastalar hem de yakınları için çok zorlu geçiyor

Yazının devamı...

Sistinozis nedir?

21 Ağustos 2020

Sistinozisin birçok hastalıkla benzer bulgular verdiği için erken tanısının zor olduğunu belirten Hacettepe Üniversitesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozis geç teşhis edilirse böbrek tutulumu kaçınılmaz oluyor.” dedi ve ekledi: “Tedavi edilmeyen ya da düzgün tedavi almayan hastalarda on yaşına kadar böbrek yetmezliği görülür. Böbrek yetmezliği olduğu zaman bu çocukların karın diyalizine, makineyle diyalize ya da böbrek nakline ihtiyaçları ortaya çıkar.”

Hacettepe Üniversitesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rezan Topaloğlu ve Sistinozis Hastaları Derneği Başkanı Gülnur Gökmen, sistinozis hastaları ve yakınları için önemli uyarılarda bulundu.

Sistinozisin kalıtsal bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozisli çocuklar doğumda genelde hiçbir bulgu vermiyor. Altı aya kadar da bir bulgu fark edilemeyebilir. Altı aydan sonra ailelerin fark ettiği en önemli belirtiler; iştahsızlık, büyümenin duraklaması, kilo alamaması, halsizlik, sık idrara çıkma ve çok su tüketilmesi.” dedi.

Sistinozis geç teşhis edilirse büyük sorunlara neden oluyor

Sistinozis hastalığının genetik bir hastalık olduğunu ve akraba evliliği yapan çiftlerin çocuklarında daha çok görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Anne ve baba taşıyıcı ise çocuğun ¼ oranında hasta olma durumu var. Bu ihtimal her gebelikte yaşanabiliyor.” açıklamasında bulundu.

Sistinozisli çocukların bebeklik dönemlerinden itibaren çok fazla ilaç aldıklarını belirten Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozisli bireylerin, düzenli aralıklarla çok fazla ilaç alma zorunlulukları, küçük yaştan itibaren hem çocuklara hem de ailelere büyük bir sorumluluk getiriyor. Sistinozisli çocukların gün boyunca çok sayıda ilaç almaları gerekiyor. Kısmen de olsa tedavisi bulunan sistinozis hastaları, birçok genetik hastalığa sahip kişilere göre daha şanslı. Çünkü tedaviler sistinozis hastalığını tam iyileştirmese de çok fayda sağlayan bir etkisi bulunmakta ve birçok genetik hastalıkta bu duruma ulaşılabilmiş değil” diye konuştu.

Sistinosiz hastalığının birçok hastalıkla benzer bulgular verdiği için erken tanısının zor olduğunu ancak iyi eğitimli hekimler ve dikkatli aileler sayesinde bu hastalara tanının rahatlıkla koyulabildiğini belirten Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozis geç teşhis edilirse büyük sorunlara neden oluyor. Çünkü sistin dediğimiz ve vücutta istemediğimiz protein bütün hücrelerde birikiyor. Sistin başta böbrek olmak üzere, gözde, diğer iç organlarda, karaciğerde, kemik iliğinde birikim yapıyor ve çok ağır bulgulara neden olabiliyor. En başta yaşanan bulguların başında; sistinozisli bireylerin büyümeleri, kilo almaları ve boy atmaları gecikiyor veya yaşıtlarından çok geri kalıyor. Tedaviye rağmen bu kilo alamama ve boy atmama sorunu sistinozisli bireylerde hep görülüyor ancak tedaviye alınamayan veya tedavi almayan kişilerde bu sorun çok daha fazla belirginleşiyor.” açıklamasında bulundu.

Doğru tedavi almazsa sistinozis hastalarında böbrek tutulumu kaçınılmaz oluyor

Yazının devamı...

Koronavirüs sürecinde diyaliz

11 Ağustos 2020

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Özlem Usalan, “Böbrek hastaları koronavirüse yakalanma riski yüksek grupta yer alıyor.” dedi ve ekledi: “Periton diyaliz yöntemiyle böbrek hastaları hastaneye gitmeden kendi başlarına diyaliz yapabilme imkânı buluyor. Periton diyalizi, hastalara ciddi anlamda özgürlük sağlamanın yanı sıra mesafeye önem vermemiz gereken bu günlerde hastalarımızı virüsle mücadele konusunda daha avantajlı duruma getiriyor.”

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Özlem Usalan, periton diyalizin böbrek hastaları için önemini vurgulayan açıklamalarda bulundu.

Periton diyalizin karın boşluğuna küçük bir ameliyat ile yerleştirilen, ince, yumuşak ve silikondan yapılmış kalıcı bir tüp (kateter) aracılığı ile yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Özlem Usalan, “Böbrek hastasına periton diyalizi eğitimi hemşire tarafından verildikten sonra hasta tedavisini kendi başına yapabilir ve hastaneye olan bağımlılığı azalır.” diye konuştu.

Her gün yapılan bir işlem olduğundan gıda ve sıvı alımının daha serbest olduğunu belirten Prof. Dr. Özlem Usalan, “Periton diyalizde tansiyon kontrolü daha iyi sağlanıyor. Anemi ve buna bağlı hormon tedavisi de daha az yaşanıyor. Hemodiyalizde olduğu gibi kan kaybı görülmediğinden demir gereksinimleri daha azdır.” açıklamasında bulundu.

Hastalar 2 günde periton diyalizi kendi başlarına yapmayı öğreniyor

Periton diyalizi eğitiminin gayet basit ve süresinin de kısa olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Usalan, “Hastalar ortalama 2-3 gün içinde tedaviyi kendi başlarına yapmayı öğreniyor. Periton diyalizi, hastanın günlük yaşantısına (okul, iş, seyahat, tatil) da aktif şekilde devam etmesini sağlıyor. Dezavantajı ise tedavinin her gün yapılması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Periton diyalizin (PD) en önemli avantajının ekipmanın taşınabilir şekilde olduğunu belirten Prof. Dr. Özlem Usalan, “Bu size büyük bir özgürlük sağlıyor. Örneğin, periton diyalizi ekipmanınızı işyerinize götürebilirsiniz. Bir merkeze bağımlı olmamanız haftada 3 kez evinizden çıkıp diyaliz merkezine gitme gerekliliğinizin olmaması ve haftada 3 kez normalden büyük iğnelerle damar yolunuza girilmemesi diğer önemli avantajlarıdır. Tatile ya da küçük bir yerleşim yerine gittiğinizde bir diyaliz merkezi bulma ihtiyacınız periton diyalizle ortadan kalkıyor.” açıklamasında bulundu.

Evde periton diyaliz yapan hastaların çalışma hayatlarını devam ettirme oranının %90’ların üzerinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özlem Usalan, “2 yaş ve altı çocuklar, hala sınırlı böbrek fonksiyonu olan insanlar, iltihabi bağırsak hastalığı veya ciddi karın içi yaralanmalara bağlı operasyon geçirenler dışında tüm yetişkin hastalar periton diyalizi tercih edebilir.” diye konuştu.

Yazının devamı...

Ne taşıyor olabilirsin?

29 Temmuz 2020

Geçtiğimiz sene toplumda Hepatit B bilincini oluşturmak ve hastalıktan korunma yollarını daha çok kişiye anlatmak için başlatılan "Hayata Sarı Not Bırak" projesinin yüzü olan ünlü sanatçı Hayrettin, bu sene 28 Temmuz Dünya Hepatit B Günü’nde büyük bir sürprize hazırlanıyor. Hayrettin sosyal medya hesabından 'Ne taşıyor olabilirsin?' sorusu ile Instagram’a özel filtresiyle viral hastalığa viral farkındalık yaratarak hastalığı daha geniş çevrelere duyurmayı amaçlıyor.

Türkiye’de Hepatit B hastalığı günden güne artıyor. Viral Hepatitle Savaşım Derneği ve Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği’nin Sağlık Bakanlığı ile birlikte hazırladığı "2018-2023 Viral Hepatit Önleme ve Kontrol Programı"nın verilerine göre, kamuoyunda bilinirlik oranı düşük olan Hepatit B hastalığı tedavi ile kontrol altına alınabilmesine rağmen maalesef 18 yaş üzeri erişkin yaş grubundaki 1.8 milyon kişi hastalığından haberdar değil.

“Hayata Sarı Not Bırak” sloganıyla farkındalık projesi 4,5 milyon kişiye ulaştı

Viral Hepatitle Savaşım Derneği, Hepatit B bilincini arttırmak için geçtiğimiz yıl ünlü sanatçı Hayrettin ve Sarı Mikrofon ile birlikte “Hayata Sarı Not Bırak” sloganıyla Hepatit B farkındalık projesini hayata geçirmişti. Kampanya başlangıcından itibaren günümüze kadar olan süreçte web sitesi, sosyal medya paylaşımları ve röportaj çalışmaları ile toplamda 4,5 milyon kişiye ulaşıldı.

Toplumda Hepatit B bilincini oluşturmak ve hastalıktan korunma yollarını daha çok kişiye anlatabilmek adına sizler de hayatasarınotbırak.com sitesine girerek #Netaşıyorolabilirsin? sorusunu cevaplayabilir, cevabınızla birlikte sosyal medya hesaplarınızdan kampanyanın sitesini paylaşarak bu sayede daha çok kişiyi bilgilendirebilirsiniz.

Hayrettin büyük bir sürprize hazırlanıyor

Viral Hepatitle Savaşım Derneği bu sene de insanları Hepatit B hastalığı konusunda daha çok bilinçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Geçtiğimiz sene toplumda Hepatit B bilincini oluşturmak için başlatılan sosyal sorumluluk projesinin yüzü olan Hayrettin, bu sene 28 Temmuz Dünya Hepatit B Günü’nde büyük bir sürprize hazırlanıyor. Hayrettin sosyal medya hesabından ‘Ne taşıyor olabilirsin?’ özel Instagram filtresiyle viral hastalığa viral farkındalık yaratarak hastalığı daha geniş çevrelere duyurmayı amaçlıyor. Hayrettin ayrıca Instagram özel filtresini kullanan ve kampanya hesabını etiketleyerek paylaşan 10 story videosunu yeni çıkacak kampanya klibinde de yayınlayacak. Sosyal medyada toplanan görüntüler eşliğinde Hepatit B temalı bir şarkı ve klip hazırlanacak. Ekim ayında da bu video klibin farkındalık için yayınlanması planlanıyor.

Yazının devamı...