ESAD CHP’Yİ ZORLAYACAK

CHP, kendi ayağına kurşun sıkıyor. İmralı sürecine muhalefetini ve Suriye’de Esad yanlısı tutumunu gözden geçirmezse, önümüzdeki seçimde sıkıntı yaşar

Bu sütunu takip edenler, CHP’yi eleştirmek konusunda çekingen olduğunu da bilir. CHP’li olmasam da Kemal Kılıçdaroğlu’yla gelen değişim rüzgârını hararetle desteklemiş biriyim. Kuşkusuz bu yeni CHP’nin de hataları, kafa karışıklığı, kararsızlıkları, var. Ama merkez medyanın iktidar partisine yönelik tek bir eleştiriye bile yer vermediği, eleştiri konusu olabilecek haberleri adeta filtrelediği bir dönemde, hobi diye CHP’ye vurulmasından öteden beri rahatsızlık duydum.
Oysa Ak Parti’yle ilgili objektif olamıyorsan, hıncını CHP’den çıkarmak ahlaken sorunlu...
Ama bugün, dayanamayıp bir istisna diyorum. CHP’nin, tehlikeli sularda yüzdüğünü, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili iki kritik konuda acilen politikalarını gözden geçirmezse önümüzdeki seçimde sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum. Birileri CHP’yi kendi bacağına kurşun sıkmaktan vazgeçirsin istiyorum...
Söz ettiğim o iki konu, tahmin ettiğiniz gibi İmralı müzakereleri ve CHP’nin “Esad yanlısı” gözüken Suriye politikası...


ESAD CHP’Yİ ZORLAYACAK


Şam’a daha önce aralarında CHP’li vekil Birgül Ayman Güler’in de olduğu çeşitli heyetler gitti. Bu dördüncüsü...

‘Kredi’ dedi ama...
Türkiye, 30 yıldır 30 bin can alan PKK meselesini çözümleyebilmek için tarihi bir dönemeçte. Hepimiz nefesimizi tuttuk, Öcalan, BDP ya da Ak Parti’yle ilgili düşüncelerimizi bir kenara bıraktık, ateşkes ve barışı bekliyoruz. Süreç başarılı olursa, geleceğimiz kurtulacak, akan kan duracak. Başarısızlık, ayağımızdaki o prangayı daha da ağırlaştıracak.
Hal böyleyken CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun hükümete “kredi açtık” açıklaması, son derece olumluydu. Tabii ki doğal olan, yıllardır silahsız çözümü savunan sosyal demokrat partinin bu süreci desteklemesi...

Ulusalcı tezler
Ancak CHP, biraz partideki ulusalcı damarın dayanılmaz ağırlığı, biraz da “PKK’yla müzakere” konusunda sokaktaki öfkeyi oya tahvil etme umuduyla, zamanla bu pozisyonunu değiştirdi. Anayasa “Türk milleti ” ibaresi istiyor; parti sözcüleri İmralı sürecini alenen eleştiriyor; daha da vahimi, genel başkan Çankaya’ya çıkıp, sürece “müdahale” istiyor. CHP, “karşıyız” demenin yolu olarak “hukuka uygunluk” diye bir slogan belirlemiş. Basına yansıdığı kadarıyla, Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Gül’e “Hakan Fidan’ın İmralı’da görüşmesi hukuka uygun mudur? MGK onayladı mı?” demiş. Yani az daha savcıları göreve çağırmadığı kalmış.
Bu, sosyal demokrat partiyle bağdaşmayacak bir pozisyon. Hukuk üzerinden süreci durdurmak, kime ne fayda sağlayacak? Sahi terör örgütünün silahsızlanması müzakerelerinin nasıl olacağı, Anayasa’nın hangi maddesinde belirlenir?
Ne şimdi, ne de ilerideki olası bir referandumda MHP’yle aynı safta yer almak, CHP’ye fayda sağlamayacaktır.
Ana muhalefet elbette Tayyip Erdoğan’ın başkanlık özlemine karşı çıkabilir. Ama bunu yaparken Kürt sorununun çözümüne de karşı çıkıyor görüntüsü, kemikleşmiş katı-Kemalist, ulusalcı taban dışında kimseyi memnun etmez. Partinin asıl yapması gereken, çözüm sürecinde aktif davranarak, anayasa, anadil, müzakere gibi konularda Meclis’ten geçmesini sağlayarak, İmralı sürecinin Erdoğan’ın başkanlığından “ayrıştırılmasını” sağlamak. Bunun yerine çelme takmayı seçiyor.

Gazeteciler mi?
Suriye konusundaki açmazı ise, daha vahim. Geçen hafta CHP, 4. kez Beşar Esad’a apar topar bir heyet yolladı. Dış politikadan sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Loğoğlu ve emekli büyükelçi Osman Korutürk dahil birçok parti kurmayının bilgisi dışında bir gezi...
Heyet, iddia edildiği gibi Suriye’de tutuklu gazeteciler için olsa, gitmeden Beşar Kaddumi’nin eşi Arzu’ya haber verirdi. Bu yok. İddia edildiği gibi “barış için” olsa, heyette diplomat kökenli vekillerinden biri olur, Arap Ligi ya da BM’den bir manda olurdu. Bu da yok.
Belli ki heyet, Beşar Esad’ın mesajını getirmek, Esad rejimine propaganda imkânı vererek Erdoğan’a muhalefet edebilmek için gitmiş. Yanlış. Bugün ne Fransa, ne Almanya, ne Japonya, ne Tacikistan Esad’a heyet yolluyor. Uluslararası vicdanı hiçe sayan CHP, bari kendi uluslararası imajını düşünseydi.

Esad’ı kınamadı
Görüntü, şu zamana kadar tüm dünyanın “katil” ilan ettiği Beşar Esad’ı dili varıp kınayamayan (Muharrem İnce’nin “Esad’ın canı cehenneme” lafı dışında bu partiden Suriye rejimine bir kınama yok) bir parti görüntüsü.
Bir de mülteciler meselesi var. Suriye’den kaçıp can korkusuyla Türkiye’ye sığınan yaklaşık 250 bin kişi var. Çoğu kamplarda yaşıyor ve halleri feci. Demokrasi ve özgürlükler adına yola çıkan CHP, bir kez bile bu mültecilere ziyaret edip, acılarını, hikâyelerini dinlemedi. Gönül isterdi ki Kılıçdaroğlu BM kökenli sevgili Şafak Pavey’i mülteci kamplarına derman dinlemeye yollasın. BM, birçok Batılı siyasetçi, hatta Angelina Jolie bile kampları ziyaret etti. Somali’ye giden CHP Suriyeli mültecileri ziyaret etmeye tenezzül etmedi. Pardon düzelteyim; Esad’a yakınlığıyla bilinen bir vekil, kamplara gidip “Ne geliyorsunuz. Esad sizi affedecek. Dönün” dedi, Suriyelileri zor tuttular. CHP’nin Hatay vekilleri, Esad posterleri ve sloganlarıyla “barış mitingleri” düzenledi.
Gördüğüm kadarıyla da partinin Suriye politikasını da onlar belirliyor.

‘Esad yanlısı’ algısı
Kemal Bey CHP’nin Suriye’de muhalefete de rejime de eşit mesafede olduğunu söyledi. Aslında Suriyeli muhalifler, CHP’nin mültecilere yönelik tavrı nedeniyle uzun süre bu partiyle görüşmek istemedi. Sonunda da Kılıçdaroğlu değil Loğoğlu tarafından kabul edildiler. Onun dışında bir temas yok.
Gerçek şu ki, değişen bir Ortadoğu’da CHP eskiyi, izolasyonizmi, diktatörlükleri savunmadığını kanıtlamak istiyorsa, acilen bir şeyler yapmak durumunda. Üstelik artık Türkiye, kendi sınırlarının ötesinde çıkarları olan bir ülke. Arap dünyasında CHP’nin “Esad yanlısı” ve “Arap Baharı karşıtı” olduğu algısı yaygınlaşıyor. Mesela CHP’nin düzenlediği Arap Baharı temalı bir toplantıya katılan Nobel ödüllü Yemenli aktivist Tevekkül Kerman, toplantı sonrası bir dostuna “Hayatımda Suriye rejimini bu kadar ateşli savunan insan görmedim” demekten çekinmiyordu.
Aksini ispatlamak, CHP’ye düşüyor. 1,5 yıl önce Suriye meselesini konuşurken üst düzey bir parti yetkilisine, CHP’nin neden Esad’ı kınamadığımı sorduğumda (ki o dönem silahlı direniş değil sadece sokak gösterileri vardı), “Suriye bizim kırmızı çizgimiz” demişti.
Korkarım o çizginin sandıktaki faturası büyük olacak...

KADİR’E VEDA

Milliyet gazetesi üzerindeki karanlık bulutlar, döndü dolandı, döndü dolandı, cumartesi kardeşimiz Kadir’i aldı bizden. 17 yaşında Milliyet’e giren Kadir, 29 yaşında bizlere veda etti. Dün Yazıişleri’nde yas vardı. Gazeteler, trajedi haberlerine alışıktır. Kadir geceleri birinci sayfadan sorumluydu. Bu kez arkadaşları aynı bilgisayarlarda onun vefat haberini yaptı. Söylenecek söz yok, “Nur içinde yat Kado” demek dışında...