Fetret devrine girdik

Dün akşam Bülent Arınç’ın açıklamalarından çıkardığım sonuç, önümüzdeki günlerin çok hareketli geçeceği...
Arınç, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir gün önce Konya’daki üslubundan farklı konuştu. Sanki yolsuzluk soruşturmasındaki delillerin ciddi olma ihtimalini hesaba katar gibiydi. Hatta ”Suçları varsa bu onları koruyacağımız anlamına gelmez” diyerek, oğulları yolsuzlukla suçlanan bakanlarla arasına mesafe dahi koydu.
Ama Arınç aynı zamanda ”devlet içinde kümelenmiş ve yuvalanmış illegal örgüt” ve ”çok planlı bir psikolojik harekatla karşı karşıyayız” sözleriyle, önümüzdeki günlerde yargıda Gülen cemaatine yakın isimlere karşı ciddi bir soruşturma geleceğinin sinyalini verdi. Bayağı eski tarz, bir yerlerinde ”anayasal düzeni yıkma” ibaresi geçen bir operasyon...
Fetret devri, herhalde bu olsa gerek.
Cemaat-hükümet kavgası fon müziği eşliğinde Türkiye’nin en az bir yıl sürecek bir duraklama devrine girdiğinin işaretçisi. Silahların çekildiği, siyasetin çirkinleştiği, ekonominin yavaşlayacağı, içeride ve dışarıda itibarımızın Mesut Yılmaz-Tansu Çiller çekişmeli yıllar kadar düşebileceği bir duraksama devrinden söz ediyorum...
Yanlış anlaşılmasın... ‘Fitne çıkmasın’ diye yolsuzlukların üzerine gidilmesine karşı değilim. Kimse olmamalı. Ortada ayakkabı kutularına gizlenen 4,5 milyon dolar varsa, kimse çıkıp ”Sivil siyasetin yanında duralım” ya da “Yedirtmeyeceğiz” naralarıyla bu işleri perdeleyemez.
Taraf tutmak değil ilkelerden yürümek lazım.
Hükümet, bir zamanlar ”Kahraman savcı” diye yere göğe konulamayan Zekeriya Öz ve arkadaşlarına, bugünlerde “paralel devlet” ya da ”devlet içinde kümelenmiş ve yuvalanmış illegal örgüt” muamelesi yapmaya hazırlanıyor...
Evet ‘ paralel devlet’ iddiaları ciddidir. Yadsımıyorum. Ancak “Cemaat” heyulası arkasına saklanıp hukuksuzlukları da yok sayamayız. Varlığını ya da yokluğunu tam olarak çözemediğimiz, kulaktan kulağa dolaşan bu cemaat efsanesi, bizi hukuk düzeninden, hesap verilebilirlikten uzaklaştırmamalı.
Zaten ”Cemaat” derken tam olarak neden söz ettiğimiz de artık çok net değil. Hükümet, cemaate yakın birçok emniyet müdürünü kritik görevlerden aldı. Yeni emniyet müdürleri kararnamesinde de, kalanların tasfiyesi söz konusu. Peki kim bu arkadan gelenler? Bu yolsuzluk operasyonları sahiden Fethullah Gülen’e bağlı polis ve savcılar mı yapıyor? Nereden biliyoruz? Örneğin bu işin başındaki savcı, FEM dershanesine mi gitmiş? Ya da Zaman mı okuyor? Peki operasyon haklı temellere dayanıyorsa, bunun bir önemi var mı?
Sorulması gerekenlerin listesi, sahiden uzun. Bilinmeyen çok. Hükümet, mevcut yolsuzluk operasyonunu kendisine yönelik bir ”siyasi komplo” gibi lanse etmek yerine, iddiaları ciddiye almalı. Gezi’de gösterilen “Yedirtmeyeceğiz” tavrı, fayda getirmez. En hafifinden ”Bakıyoruz” demek lazım. Merak etmeyin iyiler sonunda zaten kazanır.
Ama kimse kendini kandırmasın: Bu bir demokrasi kavgası değil, sadece bir futbol müsabakası.