Kemal Zorlu; Yıldızın parladığı anlar!

Karakterinize şöhretinizden daha çok önem verin. Çünkü karakteriniz, aslında neyseniz odur. Oysa şöhretiniz başkaları sizi ne sanıyorsa odur. (William H. Davis)

Altay Sosyal Yardımlaşma Derneği; ‘İnsanları yaşarken tanıtma’ etkinliklerini sürdürüyor ve çok iyi ediyor. Güzel İzmir’in spor kulüpleri içinde başka da bir örneği yok yanılmıyorsam. Geçtiğimiz perşembe Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemciler Derneği İzmir Şubesi’nde sevgili Kemal Zorlu için düzenlenen vefa gecesindeydik. Kutlanan akşamın tanımlanması, ‘Altay Aşkı ve Futbol ile dolu yarım asrı geçen bir yaşam’. Etkileyici, duygulandırıcı, düşündürücü vurgular...
Düşündüm, zaman kavramı ne de hızlı akıp geçmiş. Tam 35 yıl... Kemal Zorlu ile el sıkışmamızın üzerinden tükenen yıl sayısı. Alsancak Spor Salonu karşısında oturduğum 80’li yıllardı.
Sevgili dostum, o da duayen bir Altaylı Yavuz Yurtgüder ile evlerimiz bitişik binalarda. Sık sık konuşur, bir araya gelirdik. Bir kaç kadeh parlatıp yaşamı, futbolu, Altay’ı...
Yavuz Birgün, “Kaptan (öyle seslenirdi bana) iş değiştirmeyi düşünür müsün?” dedi. Sıkıntılı günlerden geçiyordum. Yavuz farkındaydı. “Elbette’” deyince, “Kemal Zorlu Ege Yıldız için pazarlama müdürü arıyor” dedi. Bir pazar günüydü Kemal’le buluştuk. Yaşamımızın ilk konuşmasıydı karşılıklı. 15 gün içinde işe başladım. Kemal Zorlu’nun Ege Yıldız’daki ilk genel müdürlük yılıydı. Ben de çiçeği burnunda pazarlama müdürü.
Plastik boru ve ek parçaları sektörünü hiç bilmiyordum. Özünde hırslı, tuttuğunu koparan bir adam değilim. Yalnız kötü bir huyum var, her ortama çok çabuk uyum sağlarım. Kemal’in katkılarıyla, yol göstericiliğinde harika işler yaptık. Tüm iş ve görevli arkadaşlarımızla. Yaklaşık 12 yıl. Kitap yazma gibi bir yeteneğim olsa kendisi bir kitaptır. ‘Ege Yıldız’daki hayatım’

Koç Otomotiv’in kuş serisinden Şahin’le Türkiye’yi benzersiz Anadolu’yu, Trakya’yı, Güneyi, Kuzeyi, Doğu Anadolu’yu, Akdeniz’i kaç kez turladım.
Kaç bin kilometre yaptım, kaç iş arkadaşımla yoldaşlık ettik, kaç bin bayiyi ziyaret ettik... Ek olarak Ziraat Müdürü Yusuf Büladi onun yardımcısı Korkmaz Kalenderoğlu ile kaç yüz köyde pancar kooperatifleri, şeker fabrikaları. Volkan Sintaç’la Tarım Kredi Kooperatifleri ziyaretleri. Kaç bin insan tanıdım, kaç insan biriktirdim? Bir gazete köşesinin sınırlı alanına yüzlerce kez yazsanız koca bir yaşam.
En uzun seyahati Altay’ın genç yaşında yitirdiğimiz unutulmaz sol beki Zinnur Sarı ile yaptık. Pazarlama şefimizdi Zinnur. Tam 24 gün. Rüştü Abi (Ünsal, eski emniyet müdürü) şirketin baş müfettişiydi. Ben de katılıyorum size dedi. Işıklar içinde yatsın Rüştü Abi, o seyahatte biz bayilerde görüşürken o da arabada ünlü 12 Eylül Anayasası’nı ezberledi. Üniversitelerin pazarlama bölümünde ders olarak okutulacak 24 günlük benzersiz bir pazarlama etkinliği. İzmir, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu, Akdeniz, Ege, İzmir... İzmir’e döndüğümüz öğle saatinde sevgili Zinnur, ‘Abi, ben şirkete gelmesem? Hanım evde bekliyor.’ deyişini hala unutamam.

1984 yılı. Altay’ın Süper Lig’den ilk düştüğü yıldır. O yıl, Kemal Zorlu, Altay’da profesyonel şube sorumlusu oldu. O zaman dilimi Mustafa Denizli’nin de Galatasaray’a gidişidir. Benim de Ege Yıldız’daki ilk yılım. Kemal, Altay’a hemhal olmuş. Kafayı koymuş. İndikleri gibi çıkaracak. O yoğunlukta, patronu bulabilene aşk olsun. Mazhar Abi (Zorlu) oğlunu bulamayınca beni fırçalıyordu.
Ne yapsın! İşin en güzel yanı, hem Altay hem de Ege Yıldız iyi gidiyordu. Altay sahalarda, biz piyasada uçuyoruz. Yani yıldızın parladığı anlar...
Altay ligin bitimine doğru Atatürk Stadı’nda Mersin İdman Yurdu ile oynuyor. Beraberlik konuk takım için iyi. Altay’sa bayağı sorunlu bir pozisyona geçiyor şampiyonlukta. Maç eşitlikle bitti. Mersin İdman Yurdu’nun o dönemdeki teknik adamı Arda Vural. Maç sonrası gazetecilere Altay’a ikinci ligde başarılar diliyorum dedi. Talihsiz bir konuşmaydı. Esas talihsizliği de Kemal Zorlu’yu iyi tanımamış olmasıydı. Böyle enayice bir söylem olmaz. Ligin bitimine az maç kalmıştı. (Hata yapmamak için sayı veremiyorum) Arda Vural’ın bu sözleri Kemal Zorlu’ya yetti. Tüm yaşamında belki de bu denli hırslı, öfkeli olmamıştır bence... Fazla uzatmayayım. Maçlar bitti, Altay yeniden Süper Lig’deydi!

Gri pantolonumun üstüne giydim beyaz gömleğimi. Onun üstüne de siyah ceketimi. Toplantı başladı. Kemal Zorlu konuşuyor. Bir yanım onu dinliyor. Ya öteki yanım. 35 yıl öncesinden hikaye yazıyor. ‘Gerçek dostlar yıldızlar gibidir. Akşam olup karanlık çöktüğünde hayatınızda ilk önce onlar parlar. size ışık olurlar’ Teşekkürler, Kemal Zorlu... Esen kalın. İyi pazarlar...

Ey Türk ihtiyarlığı

Birinci vazifen, kimselere yük olmamak için sağlığını korumaktır!
Gençlere, ayak bağı olmamanın yeğane temeli budur!
Sağlığın senin için en son hazinendir!
Sağda, solda seni bu hazinenden mahrum etmek isteyen gıda teröristleri ve para dubarası özel hastaneler mantar gibi çoğalmıştır.
Sen bu ahval ve şeriat içinde hastalıklara yenilmeyecek, bilhumum koca karı ilaçlarını deneyerek, tüccar tıp mensuplarına sağlığını teslim etmeyeceksin!
Muhtaç olduğun kudret zencefil-limon-bal karışımında; Sarımsak-çörekotu-limon ve zeytinyağında mevcuttur.
Zımba gibi olacak ve gençlere yol göstereceksin!

Medya fıkrası

Kriz yüzünden işten çıkarılan bir gazeteci ile yeniden seçilemeyen bir milletvekili yurtdışına çıkmışlar. Bir süre yiyip, içip eğlenmişler. Doğal olarak paraları çabucak tükenmiş. İş aramışlar ve bir çiftlikte hayvan pisliklerini ahırdan kürekle kazıyıp çöp arabasına atma işi bulmuşlar. Bir süre çalışmışlar başarılı olmuşlar. Çiftlik kahyası da onları sevmiş ve hallerine acıyıp, “Size daha kolay bir iş vereceğim” demiş. Onları yumurta paketleme işinde görevlendirmiş, “Bunların irilerini ve iyilerini bu taraftaki kutulara küçük ve kötülerini bu taraftaki kutuya koyacaksınız’”demiş. Fakat bizimkiler çok yavaş çıkmışlar. Bu iyidir, değildir. Küçüktür, büyüktür tartışmaları ile işleri aksatmışlar. Onları gözleyen kahya yanlarına gelmiş, “Siz Türkiye’de ne iş yapardınız?” diye sormuş. Bizimkiler, ‘Gazeteci’ ve ‘Politikacı’ diyerek cevaplamışlar. Kahya, “Anlamalıydım! Çok iyi bok atıyorsunuz. Ama iyi ile kötüyü ayırt etmeyi hiç beceremiyorsunuz!” yanıtını vermiş.

Ne demişler

- Hayat, bir define avı değildir. Hayatın kendisi bir hazinedir.
(Dennis Waitley)
- Dünyanın en iyi hekimleri; Dr Perhis, Dr. Sessizlik, Dr. Neşe’dir.
(İngiliz Atasözü)
- Yaşam bir ayakkabı gibidir. Eğer ayağına uyduramazsan bütün yaşamın Ahh! Ahh! Off! demekle geçer. (Anonim)