Ah Melun Şark!

Baskın Oran hocamın sık tekrarladığı sözdür: “Mühtediler (din değiştirenler), daha mutaassıp olur.”
Sözü, “Trene sonradan binen, eskilerden hızlı gider” diye de tercüme edebiliriz.
Yeni Ak Partili Süleyman Soylu, “aslanlar gibi” kükreyerek, Erdoğan’ı “meseleleri çözecek yegâne lider” ilan edince bu sözü hatırladım.
Soylu, Başbakanlık’tan duyulacak kadar bağırarak diyor ki:
“Allah’a yemin ederim ki Erdoğan, Türkiye’nin ilelebet, ezeli ve ebedi başkanıdır.”
* * *
Kendisi sonradan düzeltmeye çalışsa da sözleri, Soylu’nun “Şef” tutkusunu belgeledi.
Kısa biyografisine göz atalım:
2007’de DP Genel Başkanı seçildi.
2008’de yeniden seçilirken yine Allah’ın tanıklığında dedi ki:
“Allah şahidim olsun, bu millet, bu iktidara zıkkımın kökünü gösterecektir. 29 Mart’ta AKP’yi yere sereceğiz.”
Yine o kongrede, “Son seçimde aldığımız yüzde 5,4’lük oyun altında kalırsak çekilirim” demişti.
29 Mart 2009’da yüzde 4 oy aldı.
Ertesi gün ”Ben bildiğiniz siyasetçilerden değilim” diyerek istifa etti. Bir daha aday olmayacağını söyledi.
1,5 ay sonra bir daha aday oldu.
4 gün sonra adaylıktan çekildi.
1 Eylül 2012’de “Ak Parti’nin emrindeyim” açıklaması ile “zıkkımın kökünü görecek” partinin saflarına katıldı.
Bir ay sonra da Genel Başkan Yardımcılığı ile ödüllendirildi.
* * *
Menderes’in Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu’nun 1960-64 arası hapiste tuttuğu günlük yayımlanıyor Milliyet’te...
Her satırı, ibret dersi niteliğinde...
Diyor ki:
“Ah melun Şark! Ah bu Şark’ta politika yapmak... Seni düşmanların değil, dostların yer...”
Diyor ki:
“Memleket için ölesiye çalıştık. Eserler göz önünde.
Hürriyet’i mi kaldırdık? Hayır. Asla!
Biz, asıl kendi içimizde çürüdük. Asıl kendi öz mayamızda, öz ruhumuzda çözüldük.”
* * *
Öyle tanıdık sahneler var ki anılar arasında...
Mesela:
“Ah bu insanların alçaklığı! Menderes’in elini bir kere sıkabilmek için on insanı çiğnemekten çekinmeyenler, şimdi aleyhine konuşarak başlarını kurtarmaya çalışıyorlar.”
“Bunlardan biri eskiden Menderes’e şöyle hitap ediyordu:
‘Camiler sana senâkâr/surlar sana duakâr”
Şimdi bağırıyor:
‘Yıkan odur/vuran odur.’”
* * *
Neler anlatmıyor ki Ağaoğlu:
“Yalnız başına idare ettiği radyo meselesi”nde Menderes’in, bakanlarını sorumlu tutmak için “Niye istifa etmemişler” diye soruşunu...
“Ben şiddet tedbiri istemiyordum, grup istiyordu” deyişini...
“Başvekilin her sözünü hayranlıkla dinleyip alkışlayan, en ufak itiraz yapmayan vekiller”in mahkemede “Bizim haberimiz yoktu” diye kekeleyişini... Bütün günahları Başbakan’ın sırtına yükleyişini...
Meclis’te “aslanlar gibi” yürüyenlerin, içeride “tüyü yolunmuş uyuz kurt”a dönüşünü...
* * *
27 Mayıs’la ilgili her yazıya ister istemez idamların gölgesi düşüyor. Ve her seferinde yazıyı kınamayla bitirmek gerekiyor.
Bir kez daha belirtelim:
Darbeye “ama”sız karşıyız.
İdamları tarihin kara bir sayfası sayarız.
Ancak o kara sayfadan alınacak çok ders var.
Ağaoğlu ikisini hatırlatıyor:
Biri dalkavukluk belası...
İkincisi, dalkavukların gazıyla, “ezeli ve ebedi başkan” olduğuna inanma hastalığı...
Allah ikisinden de esirgesin...