Batı’da korku, Doğu’da umut

Diyarbakır
Osman Ulagay’ın sağlam analizlerini, olgun üslubunu özlemişiz. Milliyet’te hissettiğimiz eksikliğini, kitabıyla giderme şansı bulduk.
“Türkiye Kime Kalacak”ta (Doğan Kitap, 2012) Ulagay, gayet yalın ve akıcı bir dille, son 10 yılda dünyanın ve Türkiye’nin yaşadığı değişime kuşbakışı bakıyor.
Kitabın pek çok kayda değer analizinden biri üzerinde duracağım:
“Batı’da korku, Doğu’da umut” teşhisi...
* * *
Aslında Ulagay’ın kitabına aldığı tezin asıl sahibi Fransız siyaset bilimci Dominique Moisi...
“Duyguların Jeopolitiği” kitabında (Londra, 2009) Moisi, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonraki iki önemli gelişmeye dikkat çekiyor:
200 yıldır dünyaya hükmeden Batı, bu üstünlüğünü kaybedince ciddi güven kaybına uğradı. Giderek derinleşen ekonomik krizle bir karamsarlık ve “korku kültürü” doğdu.
Buna karşılık Çin’den Türkiye’ye, Afrika’dan Latin Amerika’ya, dünyanın diğer coğrafyalarında, ekonomik başarıların da tetiklediği bir özgüvenle “umut kültürü” filizlendi; değişimin bayrağını devralan Doğu, daha parlak bir gelecek planı yapmaya koyuldu.
* * *
Kitap fuarı için kim bilir kaçıncı kez Diyarbakır’a giderken Ulagay’ın hak verdiği bu tezin, global ölçekte olduğu kadar ulusal ölçekte de doğru olduğunu düşündüm.
Daha önceleri Diyarbakır’a gidenlerin kimyasına, bölgenin gerginliğinden kaynaklanan bir kaygı, damgasını vururdu. Şehrin girişinde her daim tanklar durur, şehrin üstünde yüklü bir elektrik bulutu olurdu.
Diyarbakır’a Batı’dan gelenler, fazla kalmadan dönmenin yolunu arardı.
* * *
Son yıllarda bu ruh hali, tersine döndü.
Tam da Moisi’nin dünyada gözlediği gibi, Türkiye’nin batısında, yıllardır Batılı yaşam biçiminin sağlam temelleri üzerinde güvende olduğunu sananlar, statükonun sarsılmasıyla ciddi panik yaşamaya başladı. Güven kaybı, karamsarlık ve korku iklimi, Batı’yı kilitledi. Yarın umudu tükenmeye yüz tuttu.
Buna karşın Doğu’da, müthiş bir dönüşüm yaşandı. Daha önceleri baskı altında sindirilmiş ne varsa, ferah bir ifade imkânına kavuştu. Yıllar yılı Ankara’nın gözünün içine bakan bu coğrafya, değişimin bayrağını ele aldı ve haklar mücadelesiyle sadece kendi kaderini değil, Türkiye’ninkini de değiştirdi. Gelişmelerin seyircisi iken lokomotifi haline geldi. Değişimi dayatır, çözüm arar, geleceğe umutla bakar oldu.
Murathan Mungan’ın “rönesans” saydığı bir siyasi hararet, peşinden beşeri ve kültürel uyanışı da sürükledi.
Kitlesel barış talebine, dil bilinci, kimlik özgüveni, yatırım cazibesi, edebiyat, sanat açılımı, yarın ümidi eşlik etti.
Doğu, kendindeki müthiş potansiyeli keşfetti.
* * *
Bu psikolojik yer değiştirme, zaman içinde kaçınılmaz olarak ülkenin siyasi, iktisadi, kültürel faylarında da sarsıntılar yaratacak ve yıllarca ihmal edilmiş “Doğu”yu artık görmezden gelinemeyecek bir aktör haline getirecektir.
“Batı”nın korku kültüründen Diyarbakır’ın umut iklimine bu duygularla uçuyorum.
Ve o umudun, korkuların nedeni değil, ilacı olmasını diliyorum.