Çehov’un silahı

Tarih, habire kendini tekrarlayan sıkıcı bir oyun yazarı gibi... Çokça izlediğinizde, kabak tadı verdiğini hissediyorsunuz.
* * *
Dünkü Milliyet, “Vatansever krizi” manşetiyle çıktı.
“Vatansever”, İngilizce “Patriot” sözcüğünün karşılığı...
‘Patriot’. Türkiye’nin Suriye tehdidine karşı NATO’dan talep ettiği füze savunma sisteminin adı...
Suriye, Türkiye’nin bu talebini “tansiyonu artırma amaçlı bir provokasyon” sayıyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ise durumu, ünlü Rus yazar Çehov’un piyeslerinde duvara asılı silaha benzetiyor.
Malum: “Birinci sahnede duvarda silah varsa ilerleyen sahnelerin birinde mutlaka patlar.”
“Ancak” diyor Lavrov, “Burada tiyatro sahnesinden farklı olarak bölgedeki gerilimi artıran bir durum var. Ne kadar çok silah olursa, onları kullanma riski o kadar artar.”
* * *
Biz, doğrudan geleceğimizi, hayatımızı ilgilendiren bu gelişmelerde söz sahibi değiliz. Olup biteni bir Çehov piyesi izler gibi izliyoruz.
Gözümüz, sahneye yerleştirilen “vatansever” silahta; kimin talimatıyla, ne zaman patlayacak, kimi vuracak, bilmiyoruz.
Endişeyle bekliyoruz.
* * *
Tarih, habire aynı aktörlerle aynı piyesi yazan, sıkıcı bir oyun yazarı gibi... Eski oyunlarını hatırlayıp “İzlemiştim ben bunu” diyoruz.
1957’de de Türkiye’nin Suriye ile başı dertteydi.
Şam’da artan Sovyet varlığı Ankara’yı tedirgin ediyordu. Türk birlikleri Suriye sınırına yığılmıştı; askeri tatbikatlar yapılıyordu. İncirlik harekata hazırdı. Amerikan 6. Filo’su Akdeniz’de dolaşıyordu. Batı, Şam rejimini devirmeye çalışıyordu.
Bugün Lavrov’un yaptığı açıklamanın bir benzerini o zaman Sovyet lideri Kruşçev yapmıştı. 9 Ekim 1957 tarihinde New York Times’a Türkiye’yi Suriye’ye karşı Amerika’nın kışkırttığını söylemiş ve eklemişti:
“Biz, bölgedeki çıkarlarımızı savunmak için askeri kuvvet kullanmaya hazırız. Türkiye çok zayıftır. Harp halinde bir gün bile dayanamaz. Harp patlarsa biz Türkiye’ye yakınız, Amerikalılar uzaktır. Toplar ateşe başlayınca roketler de uçmaya başlayabilir. Ve o zaman bu hususta düşünmek için dahi geç kalınmış olur.”
Açık tehditti.
Türkiye, bugün Davutoğlu’nun Lavrov’a cevabının, kelime kelime aynısını söyledi:
“Sınırda aldığımız tedbirler tamamen savunma amaçlıdır”.
* * *
Sıkıcı değil mi?
Muhtemelen o zaman da ana-babalarımız gerilmiş, endişeyle gözlerini sahnenin duvarında asılı olan tüfeğe dikmişlerdi.
Peki 55 yıl önceki o kriz nasıl çözüldü?
Menderes’in seçimi kazanıp yumuşamasıyla...
Seçim, 27 Ekim’deydi.
Sandıkların kurulmasına 2 hafta kala Kruşçev’in Türkiye’yi hedef alan açıklaması Menderes’in işine yaradı. Dış tehdit ve savaş tehlikesi algısı, 27 Ekim 1957’deki seçimlerde yüzde 47,7 oy almasına yardımcı oldu.
Sandık zaferinden sonra da Menderes tansiyonu düşürdü. Sınıra yığılan birlikler geri çekildi.
* * *
Merak ediyorum; çocuklarımız da 50 yıl sonra oflaya puflaya aynı Çehov oyununu izleyecek mi?
Endişeyle gözünü sahnedeki silaha dikecek mi?
Yoksa, “Sıkıldık artık bu saçma sapan oyundan” deyip yeni bir tarih kitabı yazmaya girişecek mi?