Can Dündar

Can Dündar

candundarada@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

23 Nisan’da Başbakan‘ın koltuğuna oturduğunda duygusallaşıp gözyaşına boğulan küçük Nermin İrem‘in ilk talimatını hatırlıyor musunuz?
“Gazeteciler, ağladığım görüntüleri yayımlamasın.”
O koltuğun bir defosu mudur nedir, oturanın ilk aklına gelen, istemediği görüntülere yayın yasağı koymak oluyor.
Aradan 3 hafta geçti, “zirve”, talimatı revize etti:
“Gazeteciler, Reyhanlı görüntülerini yayımlamasın.”
***
RTÜK, “Görüntüler delilleri ele veriyor“ gerekçeli mahkeme kararıyla her türlü sesli-görüntülü yayınlar ile internet bilgilerini yasakladı.
Mesela yasak nedeniyle Türk basınında göremediğimiz bir “delil“ şu:
BBC, saldırı haberini verirken, bir süre önce çektiği bir görüntüyü yayınladı.
Görüntüde, Özgür Suriye Ordusu’nun Türkiye sınırları içindeki bomba üretim tesisi vardı.
Habere göre “Sınırın Türkiye tarafında laboratuvar ekipmanlarıyla üretilen el yapımı bombalar, sınırın öbür tarafına getirilerek resmi binaları havaya uçurmakta kullanılıyor”du.
Hatta muhalifler, bombaların etki gücünü sergilemek için BBC kameralarına bir patlatma gösterisi de yapmıştı.
Bombanın patlaması sonucu bina ağır tahribata uğramış, onlarca metre genişliğinde bir alan sarsılmıştı.
Reyhanlı’da olana ne kadar benziyor değil mi?
Neyse ki “yayın yasağı“ var da bu görüntüler Türk basınına ulaşmıyor, kimse bunu tartışmıyor.
***
“Olay yeri görüntüleri, soruşturmanın gizliliğine zarar veriyor“muş.
“Kamuoyunun psikolojisi olumsuz etkileniyor“muş.
Daha bir ay önce Boston’da benzer bir saldırı oldu.
Hepimiz cep telefonu, güvenlik kamerası görüntülerini, olay yerini, yaralıları, ailelerini izlemedik mi?
Yayın yasağı koymak, orada kimsenin aklına geldi mi?
Yasağın asıl hedefi, kamuoyunun “Kim soktu bizi bu batağa“ tepkisi olmasın sakın?
Reyhanlı sokaklarından yükselen “Ne için öldü bu insanlar“ sorusu, sansürle örtbas edilebilir mi?
Suriye sınırının saldırı üssüne dönüştürüldüğü mü gizlenmek isteniyor; saldırı öncesi bomba yüklü minibüslere dair istihbarat uyarısının dikkate alınmadığı mı?
Yoksa Hükümet’in, “Esat birkaç ayda gidecek“ zannı üzerine kurduğu Suriye politikasının çöktüğünün ve Ankara’nın gün be gün batağa saplandığının söylenmesi mi engellenmeye çalışılıyor?
Daha geçen yaz, Washington’daki düşünce kuruluşlarının “Türkiye’de bombalar patlarsa Ankara, Suriye’ye müdahaleye mecbur kalır“ planı yaptığını hatırlatsak, yayın yasağını ihlal etmiş olur muyuz? (Hatırlamak için:
http://gundem.milliyet.com.tr/bizimle-oynuyorlar/gundem/gundemyazardetay/25.08.2012/1585903/default.htm)
***
Yayın yasağı, sadece yasaklananın daha hızlı yayılmasına yol açar.
“Bizden ne gizliyorlar” kuşkusu yayılır.
Tevatür, kulaktan kulağa büyür.
Yalan ürer. Muamma ürkütür.
Kendine, politikalarına güvenen bir devlet adamına yaraşan, Meclis’te veya televizyonda muhaliflerinin karşısına çıkıp eleştirileri cevaplamak, yaptığını savunmaktır.
“Çocuk gibi“, aleyhine olabilecek yayınları sansürlemek değil...