Önce vicdan!

8 yaşındaki Tayfun, gazetenin manşetinden bana bakıyor.
Bir helikopterin içinde... Ellerini kucağında kilitlemiş. Gözlerinde şaşkın bir ifade...
Babası hemen ayakucunda, albayrağa sarılı tabutun içinde...
Baba-oğul, son yolculuktalar.
* * *
Top atışı kazası olduğunu yazıyor gazete...
Wall Street Journal araştırsa da aslında ne olduğunu öğrensek(!)
Tayfun için geç gerçi... O, barışı göremeden yetim kaldı.
Oturduğu yerden, olanca masumiyetiyle kendisine sahip çıkmayan kalemlere, savaşı kışkırtan şahinlere, barışa çabalamayan siyasetçilere bakıyor sanki...
“Yetmedi mi” dercesine...
* * *
Yetti oysa... Çoktan yetti.
Bunca yılın öğrettiğiyle, kaybettirdiğiyle hâlâ bu kanlı oyuna siyaseten müdahale etmemek, barışı konuşmaktan çekinmek akıl alır gibi değil.
“Savaş yeter! Silahları bırakalım ve konuşalım” diyenlerin güçlü bir dayanağı, insani bir sığınağı var:
Tayfun’un fotoğrafının bu toplumda yarattığı ortak acı...
Bu fotoğrafa bakınca vicdanı sızlayanların istisnasız her coğrafyada hissedilen yürek ağrısı...
Bu kolektif keder, asli sermayemiz bizim...
Beraberliğimizin en esaslı sigortası... Irk, mezhep, din, milliyet tanımadan her yanağa aynı renkte akan gözyaşımız da çimentomuzun suyu...
“Artık analar evlatsız, evlatlar babasız kalmasın” çığlığı, bizi çözüme taşıyacak son ve yegâne çaredir.
Savaşı bitirirse, bu çığlık bitirir.


Başkan değil vicdan lazım
Başbakan Pakistan’da...
“Özür”den bahsediyor.
Geçen kasımda Afganistan’daki NATO helikopterleri sınırı geçip 26 Pakistan askerini “hatayla” öldürmüştü ya...
Amerika’nın “üzüntü” bildirdiği bu olayı hatırlatıyor Erdoğan ve “Pakistan’daki şehitlerimiz sebebiyle ABD’nin özür beyanını burada hatırlatmak zorundayım” diyor. Yani Washington’un özür dilemesini istiyor.
Acı acı güldünüz değil mi?
Çünkü o saldırıdan bir ay sonra Türk uçakları da bir başka sınır boyunda, Uludere’de “hatayla” 34 yurttaşı öldürdü.
Amerika’dan katledilen Pakistan askerleri için özür talep eden Erdoğan, henüz kendi katledilen yurttaşlarından özür dilememiş bir Başbakan...
Pakistan yolunda Uludere bahsi açılınca özür dilemediğini unuttuğumuzu sanarak diyor ki:
“Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Allah aşkına tazminatsa tazminat! İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz? Kusura bakmasınlar.”
* * *
Vicdan, yazılmış en kalın din kitabı, en yalın anayasadır.
En üst mahkeme... En acımasız hâkim... Sicilinize göre, en rahatsız yatak veya en rahat yastık...
Başbakan, Pakistan askerine duyduğu merhameti kendi yurttaşından esirgiyorsa, Uluderelilere layık bulmadığı özrü Pakistanlılar için istiyorsa, tam da “terör örgütünün istediği gibi”, bölge halkını devletten soğutuyorsa, “Vurulan Kürtler de suçluydu” diyebilen ırkçılara kanıp 34 masum can için “Paralarını verdik ya” tavrı takınıyorsa, vicdanıyla değil, cüzdanıyla konuşuyor demektir.
Başkan olmak istiyor ya...
Bize başkan değil, vicdan lazım.
Kusura bakmasın!