Saflar yeniden belirlenirken...

Bazı dönemler, insan yazdığı gazeteyle gurur duyuyor.
Bu dönem, onlardan...
Milliyet bir süredir, gündem belirliyor; biz de bunun keyfini sürüyoruz.
Arkadaşımız Namık Durukan “İmralı zabıtları” ile çok önemli bir habere imza attı. İçeriğinin süreci nasıl etkileyeceği tartışılır; ama tartışılmayacak şey, bunun dünyanın her yerinde, “psikolojik harekat çabası” değil, şeffaflığa hizmet eden gazetecilik başarısı sayılacağıdır.
Haberi eleştiren meslektaşlarımız arasında “Elime gelse de yayımlamazdım” diyen varsa, gazetecilik algısını yeniden sorgulamalıdır.
* * *
Haber aslında, “Türkiye’de iki kişi arasında konuşulan, sır değildir” tezinin sağlaması oldu.
Kamuoyu, müzakerelere dair ilk şoku Oslo sızıntısında yaşamıştı. O yüzden bu haber, o kadar sarsmadı. Hatta tersine, sürecin “istinat duvarı”nın bu türden sürprizlere hazırlıklı ve dayanıklı olduğunu kanıtladı.
Yazılanlar, Öcalan’ın üslubunu tanıyanları da şaşırtmadı.
“Başarısızlık halinde 50 bin kişiyle halk savaşı olur” vs. sözleri yeni değil. Kabul edin etmeyin, reel politiğe bakıldığında hükümeti de endişelendiren bu ihtimal, PKK’nın masadaki tek kozudur.
Devlet, silahların gölgesinde olmayan barış fırsatını, 1999’da kaçırdı.
Elleri bağlı “Apo”nun, bugünün özgüvenli “Sayın Öcalan”ına dönüşmesini atalet içinde seyretti.
Şimdi tam barış sürecine girilmişken Kandil’e bomba yağdırmak bu gerçeği değiştirmez, olsa olsa pekiştirir.
* * *
Zabıtların yayımlanması, Hükümet ve BDP’ye zarar verdi; Öcalan ve MİT’e yaradı.
Öcalan, sözleriyle kendisinin BDP ve PKK üzerindeki hakimiye-tini gösterdiği gibi, MİT’in süreçteki ağırlığını da göz önüne serdi.
Öte yandan BDP’yi bir “emir eri” konumuna indirgedi; Hükümet’in “Müzakere yok” tezini de boşa çıkardı.
Artık bu kelime oyunlarından vazgeçilse iyi olmaz mı?
* * *
Kayda geçen sözlerin yarattığı asıl sorun ise, barış sürecinin başkanlık hazırlığıyla ilişkilendirilmesi oldu.
Her ne kadar Öcalan, AK Parti’nin tasarladığından farklı olarak, güçler dengesine dayalı bir sistemden söz etse de Erdoğan’ın başkanlığına verdiği destek, kamuoyunda “Barış süreci denilen şey, içinden ‘AK Parti-BDP anayasası ve Başkan Erdoğan’ çıkaracak bir matruşkadır” izlenimi doğmasına yol açtı.
Bu algı, sürece silah tehdidinden daha fazla zarar verecektir.
Abdullah Öcalan’ın Erdoğan’ın başkanlığına destek verdiği gün, Abdullah Gül’ün “Konjonktürel olmamalı” diyerek Erdoğan’ın başkanlığına mesafe koymasının da, altını çizmek gerekir.
* * *
Dünkü yorumlar içinde nispeten az dillendirilen boyut, PKK liderinin, Gülen cemaatine açıktan tavır alması ve “MİT’e darbe planlayanların, Ergenekon’dan farkı yok” demesidir.
Dünkü Zaman’ın “Derin Güçler Devrede” manşetiyle karşıladığı, MİT’in ise muhtemelen keyifle okuduğu bu ifade, siyasette kartların yeniden dağıtıldığının, eski ittifakların dağılıp yenilerinin kurulduğunun göstergesi...
Belli ki 2014 yolunda yeni tasnif, barış üzerinden oluşacak ve “taraflar”, bu süreçte son ve derin bir hesaplaşmaya girişecek.
Saflar yeniden belirleniyor.
Her türden sürprize hazır olalım.