Havada sinek avlama

11 ayın sultanının da 11’inci gününe geliverdik işte... Müjdeli haber de, aşırı sıcakların -özellikle Marmara bölgesinde- mevsim normallerine döneceği; termometrenin 33-34’lerden, 27-28’lere düşeceği...
* * *
Ülkenin onca sorunu varken, aşırı sıcakların mevsim normallerine dönmesi çok mu önemli yani?
* * *
Bir Rus uçağı yine yere çakılmış, hiç kurtulan olmamış. Rus uçaklarının sık sık kazaya uğramalarının nedeni, artık iyice eskimiş olmalarıymış...
* * *
Dünyanın ve ülkenin onca sorunu varken, Rus uçaklarının sık sık arızalanması çok mu önemli yani?
* * *
Çarşamba sabahı saat 8.30’da; bendeniz, bizim “pancar motoru”nun başına oturmuş tam yazı yazdığım sırada; ağırdan sağa sola dönerek havayı rüzgârlandıran vantilatör duruverdi.
Elektrikler kesilmişti.
* * *
Acaba kesinti sadece bizim daireye mi aitti, sigorta mı atmıştı; yoksa tüm apartmanı da kapsayan genel bir kesinti miydi?
Hemen dış kapının önündeki sahanlığa çıkıp asansörlere baktım.
Asansörler de çalışmıyordu ve oturduğumuz 13’üncü kattan aşağıya inen merdivenler, tam 206 basamaktı.
* * *
Elektrik kesintisi uzun sürerse, faks da çalışmayacağı için, yazıyı gazeteye nasıl geçecektim?
Kaygılanmaya başladım.
* * *
Ülkenin onca sorunu varken, bir elektrik kesintisi nedeniyle bendenizin yazımı gazeteye fakslayamamam, çok mu önemliydi yani?
* * *
Neyse, elektrikler saat 9’da geldi, içim de rahatladı.
* * *
Şimdi bir de, dünkü Taraf gazetesinde, Ahmet Altan’ın “Kriz” adlı başyazısının ilk satırlarına bakalım:
“Şu anda insanlık sıkı bir sopa yiyen boksör gibi. Ardı ardına şiddetli darbeler iniyor. Dünyanın ‘cenneti’ kabul edilen Norveç’te bir faşist onlarca genç çocuğu tek tek öldürüyor, demokrasinin beşiği İngiltere’de sokak çeteleri ayaklanıp Londra’yı yakıyor, Libya’da iç savaş bütün şiddetiyle sürüyor, Somali’de her gün insanlar açlıktan hayatlarını kaybediyor, Suriye’nin diktatörü bir yandan kendi halkını katlederken bir yandan tanklarını Türkiye ve Irak sınırına yığıyor...”
* * *
Dünya gündeminin böylesi bir özetine karşı da:
-Ülkenin onca sorunu varken, çok mu önemli yani, diyebilecek bir kimsenin çıkacağını hiç sanmıyorum.
Olsa olsa siyasiler, böyle bir özeti görmezlikten gelir ve:
-Biz işimize bakalım, diyebilirler.
* * *
11 ayın sultanının da 11’inci günü ve dünyanın durumu...
Acaba yüz yıl önce 1911’de, 11 ayın sultanının 11’inci gününde, neler olmuştu dünyada?
Bir değişim, bir değişim...
Ne demiş Karl Marx:
-Tek değişmeyen şey, değişimdir.
* * *
İftar sofraları üstünde de bir tartışma başladı; lüks lokallerde kurulan iftar sofraları protesto ediliyor.
* * *
Şu sıralarda dostlar arasındaki en yaygın deyim:
-Dünyanın çivisi çıktı...
* * *
“Yer” küresi üstündeki 5 kıtada, 200’ü aşkın devlet bayraklanmaya kalkar da; “yönetenler” kendi saltanatlarını sürdürmek için, “yönetilenler”den 4 milyarının aç ve yoksul kalmasına neden olursa, dünyanın çivisi çıkar...
* * *
Hızlanan teknolojik değişim, İNSAN’ın değerini ve “kahır çekip sürünmek için doğmadığını” şeffaflaştırmakta...
Geçen yüzyıldan kalma koşullanmaların gözlükleri buğulanmakta ve “uzay çağı”nın görülmesini engellemekte...
* * *
TV 24’üncü kanal, “Darülaceze”de de bir iftar röportajı yayınladı.
İhtiyar kadınlar, ihtiyar erkekler...
Kendi aralarında bir dostluk ortamı yarattıklarını ve çok iyi bakıldıklarını söylüyorlar; ailelerinden kimsenin kendilerini ziyarete gelmediğinden yakınıyorlardı.
* * *
Arapça bir söz olan “dâr”, “yer, yapı, yurt” anlamında; “aciz”liğin de anlamı malum; çaresiz kalmış olmak...
* * *
Bir zamanların “Düşkünler yurdu, Darülaceze”nin bir de tarihine bakılsa...
Acaba kimler neden düşmüşler oralara?..
* * *
Sanırım geçen yıl, bir de Reha Muhtar bir röportaj yapmıştı oraya sığınmış olanlarla...
* * *
Hapishaneler, hastaneler, yaşlıların dünyaları, elden ayaktan düşmüş olanlar, mezarlıklar; toplumsal bakışların takılmaktan pek de hoşlanmadıkları yerler...
* * *
Ülkenin onca sorun varken...
Diye de, bir gerekçe bulunabilir bu tür ilgisizliklere...
* * *
11 ayın sultanının 11’inci gününde, aşırı sıcaklar da mevsim normallerine dönerken...
En iyisi galiba bulmacalı bir fıkra yine...
* * *
-Çöl ortasında kalmış bir keçi ne yapar?
-Kaçar...
-Hayır.
-Mee’ler...
-Hayır.
-Peki ne yapar?
-Gölge yapar.
* * *
Çok şükür bu sabah elektrikler kesilmedi.